Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Lüks otelde sağlık skandalı

Hatırlarsanız geçen gün lüks bir otelde yaşanan bir sağlık olayıyla ilgili aldığım e-postayı yayınladım. Bana bu e-postayı yollayan olayın baş muhataplarından olan bey bir avukattı.

Gerçi benim için sahsın avukat olup olmaması hiç önemli değil, her kim bana bu tip bir sıkıntısını yazar ve yardım isterse olayın doğruluğunu tespit ettikten sonra bana gelen e-postayı yayınlarım.

Peki, neden yayınlarım?

Yargılamak için mi?

Birilerini kızdırmak ya da bu durumdan kendime bir pay çıkarmak, rating için mi?

Aklıselim olanın anlayacağı gibi, bunlardan hiç birisi için değil tabi ki. Sadece şaşırdığım, olayda ihmal gördüğüm ve de örnek teşkil etmesini istediğim için.

Bu yazı yayınlandıktan sonra olayın diğer muhatabından bir e- posta geldi, aşağıda onu yayınlıyorum ama önce bir kaç diyeceğim, bir kaç soracağım soru var.

Öncelikle olay şu; bir çift, lüks bir otelde tatil yapıyorlar. Akşam saatleri kadın rahatsızlanıyor; mide bulantısı, sol kolda uyuşma, ter dökme gibi şikâyetleri var.

Haliyle en yakınlarında olan, otelde yirmi dört saat bulunması zorunlu olan doktoru arıyorlar.

Doktorun odaya gelmesi kırk dakikayı buluyor ki bu çok uzun bir süre. Haa, derlerse ki “doktor o sırada başka bir müdahaledeydi”, peki, ikinci doktor ya da pratisyen hekim nerede?
Hadi doktor sonunda geliyor, eee peki ne oluyor? Kısa bir muayene sonrası kadına; “Midenizle ilgili bir durum” deyip midesi için hepimizin evinde bulunan bir ilacın iğnesini yapıp “Hadi iyi günler” deyip gidiyor.

İlerleyen günlerde evine dönen kadın tekrar rahatsızlanıyor, şikâyetler aynı. Hemen doktora gidiliyor ve cevap şu; “Kalp krizi geçiriyorsunuz, bundan birkaç gün önce yaşadığınız olayda da ilk kalp krizinizi geçirmişsiniz.

Yani otel doktorunun mide spazmı sandığı şey bir kalp krizi! Allah’tan kadıncağız şanslıymış, ölümle sonuçlanması mümkün bir durum çünkü.

Şimdi gelelim otel doktoruna; sol kol uyuşmasını, beraberinde ter dökmeyi ve mide rahatsızlığının gelişmesini görünce aklınıza hiç mi kalple ilgili bir durum gelmedi?

İnsan hayatı bu kadar önemsiz mi? Hepimizin sol kol uyuşması denince ilk olarak aklımıza gelen kalp krizi, neden sizin aklınıza gelmedi?

Neden sadece bir mide ilacı vermek yerine, böyle bir riskte olabileceğini düşünüp bu kadını bir hastaneye yönlendirmediniz?

Bu kadar büyük bir otelde yetersiz bilgiye, birikime ve deneyime sahip doktorlar mı çalıştırılıyor?

Bu konuya bu kadar kafa yormamın sebebi insan hayatına ilişkin olması.
Ya siz mide ilacını verip gittikten sonra bu kadın ölseydi? İşte esas o zaman yanmıştınız, Allah hastayla beraber sizi de korumuş vallahi.

Şimdi gelelim bize karşı tarafın yolladığı e-postaya; burada da bence vahim bir durum söz konusu.

Nedeni şu; e-postayı yollayan karşı taraf bana yollamak yerine, gazetemizin okur temsilcisine yollamış. Bana yollayıp durumu açıklayıp aydınlığa kavuşturmak yerine, okur temsilcimize beni şikâyet etmiş.

“Yazarlarınız bu tip yazılar yazıp yargısız infaz yapıyor, yaptırmayın” demiş; yani neredeyse onu ima etmiş.

Aşağıda sizler de okuyacaksınız zaten.

Sayın yetkili şimdi size bir kaç kelam edeceğim.
Hürriyet gazetesi bildiğiniz üzere bu ülkenin en büyük gazetesidir. Bu gazete ve yönetimi yazarının ne yazacağına, ne yazmayacağına karar vermez, şunu yazmayın, bunu yazın demez. Hür ve bağımsızdır.

Bu gazetenin yazarları da ben de dâhil olmak üzere, hadlerini bilir, asla ve asla yargısız infaz, haysiyet ve şerefe dokunan yazılar yazmaz, tahriklerde bulunmaz.

Benim hep yazdığım bir şey vardır, benim köşemin gerçek sahibi okurlar ve halktır. Bana yazılan her derdi, her problemi değerlendiririm, yayınlarım, onların yanlarında da olurum.

Benim köşem sadece nerede ne yediğimi, neyi, nerede, kaça içtiğimi, gittiğim, gezdiğim yerleri, sevgililerimi yazacağım bir blog değildir, asla da böyle olmayacaktır, bilen bilir.

Pazartesileri yayınlanan Yetiş Ayşe köşesi de bunun en canlı kanıtıdır.

İşinize gelmeyenleri yazanları, mağdur durumdakileri savunan yazarları gazeteye şikâyet etmek, sadece sizin ne derece sıkıntıda olduğunuza işarettir.

Şimdi aşağıda bana değil ama okur temsilcimize yolladığınız kulak çekme postasını yayınlıyorum. Biliyorsunuz, istesem bu postayı görmezden de gelebilirdim ve yayınlamazdım değil mi?
Ama ne dedim; bu köşe haklı- haksız, her neyse en az benim kadar sizin!
Buyurun aşağıdan okuyun.

Not: hadi size bir kıyak daha yapayım, bu durumu okur dostlarımıza da sorayım; ne düşünüyorlar yazsınlar, yayınlayayım; sizi savunanı da beni haklı bulanı da!

Neler düşünüyorsunuz okur dostlarım, yazar mısınız?

SN. AYŞE ARAL'IN 4 EKİM TARİHLİ KÖŞE YAZISI HAKKINDA

Sayın Faruk Bildirici
4 Ekim 2011 tarihli gazetenizde; Sn. Ayşe Aral’ın köşesinde firmamız hakkında bazı şikâyetleri olan bir avukat beyin mektubu yayınlanmıştır.
Çalıştığımız otel aracılığı ile olay bize iletildiğinde; olaydan insani olarak üzüntü duyduğumuzu; bir ihmalimizin olmadığını; olduğu kanaati varsa, hukuki olarak  haklarını arayabileceklerini ifade ettik.
Ama hiç beklemediğimiz bir şekilde  gazetenizin yazarının köşesinde yargısız infaz şeklinde bir mektup yayınlanması
bizi gerçekten üzdü.
Hak aranacak yer gazete köşeleri değildir. Herkesin malumu  olduğu üzere mahkemelerdir. Savunma da bir haktır.
Biz bunu mahkemede kullanmayı  düşünüyoruz. Sizden ricam gazetenizi mahkeme konumuna koyan bu tip yazı ve  yayınlar hakkında daha dikkatli ve insaflı olmanızdır.
 Saygılarımla Dr. Adnan Avan
 Falez Sağlık Ltd. Şti. Sorumlu Md.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI