« Hürriyet.com.tr

Likyalılar'ın ülkesine yolculuk

Yazın Akdeniz’in kavurucu sıcağıyla mücadele etmek zorunda kalmadan, şerbet gibi bir havada antik kent gezmek, nedense birçok turistin el kitabında yoktur. Kızgın güneşin altında, tarihin izinde gidilir, kalıntıların arasında cirit atan yılan ve kertenkelelerin yanından geçilir ve eski uygarlıkları tanıma serüveni kazasız belasız biterse, bu da yaz tatilinin zaferlerinden sayılır.

Hürriyet Haber
X
Oysa bu mevsimde, Likyalılar’ın ülkesini hayal edince, yemyeşil bir doğanın içinde sessizliğe gömülmüş kalıntılar, çiçek açan bademler, eli kulağında portakal çiçekleri, laleler ve Akdeniz’in turkuvazına her zamankinden çok yakışan renkler geliyor aklıma. Rüzgar, en sıradışı kokuları ortaya çıkaracak kadar serin, tatlı tatlı esiyor şimdi, Xanthos Vadisi’nde... Fethiye- Kalkan arasında uzanan bereketli Xanthos Vadisi’nin en sarp kayalıklarında yerleşimler kuran, görkemli mezarlar yapan Likyalılar’ı tanımak için iyi bir mevsim...

Noel Baba’nın doğum yeri

PATARA

Bir zamanlar Apollon’a ait kehanet tapınağıyla ünlenmiş, Likya’nın ana limanı Patara, bugün Caretta Caretta kaplumbağaların önemli bir üreme alanı olan 18 kilometrelik, Akdeniz’in en uzun, beyaz kumsalıyla popüler. Patara, Kehanet Tanrısı Apollon ile M.S. 4. yüzyılda Myra’nın piskoposu olan St. Nicholas ya da diğer adıyla Noel Baba’nın doğum yeri olmasıyla da önem kazanmış bir antik kent. Patara’nın sonunu getiren, limanının kumlarla dolması ve gemilerin artık buraya yanaşamaması oluyor. Patara zamanla, bütünüyle kumlara gömülüyor.

Kilometrelerce, bembeyaz uzanan Patara Plajı’nı seyrederken, buranın dünyanın en güzel kumsallarından biri olduğunu teslim etmekte zorlanmayacaksınız. Patara antik kenti, 2 bin yıldır, bu kumların altında yatıyor. Kazılar, göçebe Gelemişliler’in kurdukları turizm köyünün hemen yanında devam ediyor. Patara Plajı (Yazın 07.30- 19.00, ekim- nisan 08.00- 17.30 saatleri arasında açık), pansiyon ve restoranların bulunduğu Gelemiş köyüne 2.5 kilometre mesafede. Caretta Carettaları korumak için, 1 Mayıs’tan 1 Ekim’e, 8.00- 20.00 saatleri arasında kumsala girmek yasak. Patara Plajı’nın en çarpıcı özelliklerinden biri, Akdeniz kıyılarının başka hiçbir yerinde rastlanmayan boyutta kumullara sahip olması. Kumulların üzeri, Patara’ya gelen turistlerin kaçırmadığı bir günbatımı noktası. Bu özellikli kumullar ve plajın Caretta Caretta kaplumbağaların üreme alanı olması nedeniyle, bölge Özel Çevre Koruma Alanı olarak belirlenmiş. Patara antik kenti ise birinci derecede Arkeolojik SİT alanı. Köyün büyük bir kısmı da, bu alanın içinde. Bugün hálá köyün altında antik kalıntılar olduğu biliniyor. Bölge bugün tamamıyla imara kapalı olsa da bitki örtüsünün altında, SİT alanı ilan edilmeden önce başlanmış ve daha sonra yarım kalmış binaların temelleri bulunuyor. Doğal Hayatı Koruma Vakfı’nın (www.wwf.org.tr) bu bölgede önemli girişimleri var. Uzun yıllardır, koruma amaçlı bir imar planının hazırlıkları sürüyor. Bir dönem, kumulların doğal hareketleriyle birlikte meydana getirdikleri erozyon, tarım alanları ve seralara zarar vermiş, bu nedenle de 1970’lerin başında, kumulların ağaçlandırılarak sabitleştirilmelerine karar verilmişti. Bu amaçla, kumullara tamamıyla yabancı olan Kıbrıs akasyası ve okaliptüs ağaçları dikildi ancak bu daha güçlü ağaçlar kumullara özgü bitkileri ve endemik türleri bastırınca ekosistem bozuldu. Ayrıca turistlerin hoşlandıkları atla dolaşma ve cip safari gibi turistik aktivitelerin de zararı oldu. Bir süredir, ağaçlandırma durduruldu.

Köyden iki kilometre mesafede, kentin girişi olan 1. yüzyıla ait üç kemerli, iyi korunmuş Roma Kapısı’nın batısındaki küçük tepede bulunan Apollon başı, buranın bu tanrıya adanmış bir tapınağın yeri olması ihtimalini doğurdu. Hemen kapının dışında nekropol var. Tepenin güneyindeki hamam kompleksi, pencereleri ve kemerleriyle Tlos’takine benziyor. Bunların batısında, kent surlarının iyi korunmuş en uzun bölümü ve varılması zor da olsa, 2. yüzyıla ait güzel bir tapınak bulunuyor. Hamamların güneybatısındaki, bir kısmı bugün hálá toprak altında bulunan tiyatro, akropolün yamacına kurulmuş. Sahne binasının dış cephesinde bulunan Yunanca bir yazıtta, sahnenin, Patara vatandaşları olan Vilia Procula adında bir kadın ve babası için yapıldığı yazıyor. Tiyatronun güneyinden, kolay bir patika akropole çıkıyor. 20 dakika tırmandıktan sonra, yukarıda 10 metre genişliğinde dikdörtgen bir kuyu ve içinde de suyun seviyesini ölçmeye yarayan büyük bir sütun ile harap durumdaki basamakları göreceksiniz. Bunun önceleri bir fener olduğu sanılmış ancak eski limana doğru bakmadığından, bir sarnıç olduğu sonucuna varılmış. Tepenin solundaki, bugüne dek fener olduğu sanılan, üstü yıkılmış, kemerli yapıysa, aslında, denize, plaja ve dolan limana hakim bir kilise. Buradan, kum tepelerinin ilerisindeki Hadrian’ın siloları da görünüyor. Geçtiğimiz yıl, Akdeniz Üniversitesi tarafından yapılan kazılarda, kum yığınları arasında, dünyanın en eski deniz feneri bulundu. 1954 yıllık fener, dünyanın en eski feneri olarak bilinen, İspanya’nın Lacaruna kentindekinden, 60 yıl daha eski.

NEREDE YENİR?

Patara’nın en iyi restoranlarından Golden Restaurant & Pansiyon’un (0242 843 51 62, www.goldenpension.com) asmalar altındaki terasında, karidesli börek, şefin spesiyali çoban kavurma, susamlı tavuk, tagliatelli patara, karidesli körili tavuk, ev baklavası gibi tatları deneyebilirsiniz. Bayram ile Mariana’nın restoranı Lazy Frog da (0242 843 51 60), bütünüyle ahşap dekorasyonu, açık mutfağı, içten servisi ve özel yemekleriyle, Patara’nın en hoş mekanlarından.

NASIL GİDİLİR?

Fethiye- Antalya- Kaş karayolunun 70. kilometresinden sağa sapınca, Gelemiş köyü üç kilometre içeride. Köyden 2.5 kilometre sonra da Patara Plajı var. Gelemiş köyüne varmadan, sağa, beş kilometrelik toprak bir yol, Çay Ağzı Plajı’na ayrılır. Bu ücretsiz plaj, Patara’yla karşılaştırıldığında hayal kırıklığı yaratsa da burada kano yapmak mümkün. Patara minibüsleri, Kaş ve Kalkan’dan, her yarım saatte bir kalkıyorlar. Ayrıca günde bir defa, Saklıkent Kanyonu’na sefer düzenliyorlar. Patara’da kumulların bulunduğu günbatımı noktasına, restoranların olduğu merkezden geçip, 2.5 kilometre yukarıya doğru devam ederek varılıyor. Bu mesafeyi yürümek de mümkün. Patara, Fethiye’ye 73 kilometre mesafede.

NEREDE KALINIR?

Havuzlu ve manzaralı Patara View Point Hotel’in (0242 843 51 84, www.pataraviewpoint.com) turizmde deneyimli sahibi Muzaffer Otlu, civarda keyifli turlar düzenliyor ve şömine başında turistleriyle sohbet ediyor. Patara’nın en büyük yatak kapasitesine sahip, havuzlu ve bahçeli oteli Marinem Patara Resort’un (0242 843 50 96) odalarının çoğu deniz manzaralı. Eski Liman manzaralı, yeşillikli terası ile Zeybek 2 (0242 843 50 86), Patara’nın en sempatik pansiyonlarından. Lumiere Hotel Restaurant’ın (0242 843 50 43) sahibesi Ferda Hanım, açık mutfağında misafirlerine kendi elleriyle yemek pişiriyor. Hotel Ferah (0242 843 51 80, www.ferahhotel.com), güzel bir bahçeye ve bölgedeki en büyük yüzme havuzlarından birine sahip. 15 yıldır hizmet veren, restoranı ünlü St. Nicholas Pansiyon’un (0242 843 51 54, www.stnicholaspensionpatara.com), geniş ve balkonlu odaları var. Ayşe Hanım’ın güzel ev yemekleri yaptığı Flower Pansiyon (0242 843 51 64) ekonomik konaklama yapmak isteyenler için samimi bir ortam. Sükunet arayanlar içinse, bahçeye ve havuza bakan odaları, ceviz ağacının altındaki şezlonglarıyla, Hotel Mehmet (0242 843 50 32) uygun.

Adını kızıl kayanın kavisli şeklinden alıyor

PINARA

Henüz Pınara’ya varmadan, yol üzerinde göreceğiniz kızıl tepe, sizi ne kadar görkemli bir antik kentin karşılayacağının ipuçlarını veriyor. Ufku tamamıyla kaplayan, delik deşik bu yükseltinin üzerine köstebek yuvalarını andıran sayısız mezarın nasıl oyulduğunu sorgulamadan geçemiyor insan. Burası, asıl kentin kurulduğu yer. Aşağılarda bir kent daha var. Pınara, Likya dilinde, ‘’yuvarlak’’ anlamına geliyor. Adını bu devasa, kızıl kayanın kavisli şeklinden alıyor.

Pınara, eski Likya kentlerinin en bakir ve görkemlilerinden. Yer yer keçiler gibi tırmanmak gerektiğinden, burayı diğer Likya kentleri kadar çok turist gezmiyor. Bu nedenle de gizemli halini hep koruyor. Vakit kaybetmeden ve gereksiz yere yorulmadan yolunuzu bulabilmek için, Pınara’nın 33 yıllık, üniformalı, karizmatik bekçisi Fethi Parça’dan (09.00- 19.00 saatleri arasında açık. 0533 353 27 27) yardım isteyebilirsiniz. Fethi Bey, burayı evi gibi benimsiyor.

Pınara’nın en etkileyici yapıları, etrafa dağılmış kaya mezarları. Dikdörtgen şekilli mezarların olduğu yer, akropolün üst kısmı. Ancak kazıların en önemli bölümü, akropolün altında. Yani, savunmanın daha az önemli olduğu bir dönemde, kentin taşındığı yerde. Bugün burası, kayalıkların, ağaçların ve çalılıkların arasından geçerek geziliyor. Hatta, yer yer, yuvarlanmış, dev kaya mezarlarına da rastlanıyor. Kent hakkında hemen hemen hiçbir şey bilinmiyor. 4. yüzyılda yaşamış olan Xanthoslu tarihçi Menekrates’in yazdığına göre, Xanthos’tan göç eden kalabalık nüfusu yerleştirmek için kurulmuş. Federasyonda üç oy hakkına sahip Pınara, parlak devrinde kendi sikkelerini basıyormuş.

Özellikle kabartmalarıyla dikkat çeken Kral Mezarı, kalıntıları gezmeye başlamak için doğru bir nokta. Mezarın üzerinde, surlarla çevrili, siperleri olan dört kent, kapıları, evleri ve mezarlarıyla tasvir ediliyor. Bu kabartmalara bakarak, kentin 2400 yıl önceki halini hayal edebilmek mümkün. Mezarın içindeki, yerden yüksek bölüm, buranın muhtemelen tek bir kişiye, hatta kraliyet ailesinden birine ait olduğunu gösteriyor. Tırmandıkça, Roma hamamına su getirmek için, boylu boyunca kayalara oyulmuş kanalları fark edeceksiniz. Kral Mezarı’ndan daha yükseklere, patikadan kuzeye tırmanınca, bir Ev Mezar var. Mezarın gotik tarzdaki kemerli çatısının ucunda, ruhları kovduğuna inanılan, taştan öküz boynuzları hemen dikkat çekiyor. Zor bir tırmanışla, oldukça harap durumdaki Agora’ya vardığınızda, karşı yamaçtaki Zengin Mezarı’nı göreceksiniz. Agora’yı geçip, hangi tanrıya adandığı belirsiz, büyük tapınağın temellerinin yanına gelince aşağıya bakın, yeşillikler içinden tiyatro sivrilir. Zengin tarım alanlarına ve kızıl yamaca hakim bu küçük tiyatro, Pınara’nın ne denli küçük bir nüfusa sahip olduğunun da bir göstergesi. Kaya mezarlarının bulunduğu yamaçla aşağı akropolis arasında uzanan patikadan yürürken, harap haldeki Odeon ile yıkık duvarlar ve mezarlardan geçilir. Her ne kadar buradaki yapıları adlandırmak zor olsa da, bu alan büyük olasılıkla kentin merkeziydi. Bu terastan yol, kanyonun tabanına kadar uzanır.

NASIL GİDİLİR?

Fethiye- Kaş- Antalya karayolunun 45. kilometresinden sağa dönünce, Pınara sapaktan altı kilometre mesafede. 3. kilometrenin sonunda Minare köyüne, buradan da üç kilometrelik, daha dik toprak bir yolla harabelere varılır. Pınara, Fethiye’ye 51 kilometre mesafede.

NEREDE YENİR?

Pınara antik kenti yolu üzerinde acıkırsanız, tek seçeneğiniz tavuk ya da köfte yiyebileceğiniz Kartal Restaurant. Geceyarısına kadar açık. Eşen, Minare köyü.

Kaynak:

Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Dünya üzerindeki en kalabalık 20 şehir
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
2018’in en renkli 10 rotası
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Kabilenin izini sürerken öyle şeyler yaşadı ki... İngiliz kâşifin zor anları!
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Mavi ve yeşilin binbir tonu eşliğinde Rally Halikarnassos
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Tarihin ve yeşilin şehri: Ordu
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Kelimatu Dağı'nın nefes kesen gölleri