'Lider' Türk'ten Türkiye'ye uyarılar

Emek Kaplangil
11 Aralık 2012 - 15:37Son Güncelleme : 11 Aralık 2012 - 15:45

Washington'da yayımlanan önemli dış politika dergilerinden The Diplomatic Courier'ın 99 genç lider arasında gösterdiği tek Türk olan Cenk Sidar, Türkiye'nin kredi notu artışıyla ilgili önemli uyarılarda bulundu. Sidar, Türkiye ekonomisinin en büyük iki kırılma noktasının ise bölgesel çatışma riski ve enerji bağımlılığı olduğuna işaret etti. Sidar, krizin artık küresel hayatın değişmez bir parçası haline geldiğini, deprem gibi ona da alışmamız gerektiğine vurgu yaptı.

 
ABD'de 2009 yılında 3 kişiyle kurduğu stratejik danışmanlık ve araştırma şirketinde şu anda 110 analisti istihdam eden Sidar, Fitch Ratings'in Türkiye'nin notunu artırmasının ülkenin istikrarı, imajı ve görünüşü açısından pozitif olduğunu, ancak cari açık ve ihracat ürünlerinin niteliği konusundaki sorunların halı altına süpürülmeye devam etmesi durumunda bunun ciddi riskler doğurabileceğini söyledi.

/images/100/0x0/55eb3000f018fbb8f8b1027a

ZAMANLAMASI ŞAŞIRTICI

Sidar, "Notun artması olumlu bir şey. Bu, ülkeye sürdürülebilir yatırım çekecekse, ekonomik büyümesine katkıda bulunacaksa önemli fakat buradaki riskleri de iyi görmemiz gerekiyor. Gelecek yabancı yatırımların kalitesi de çok önemli. Not artışı sonucunda ben ülke genelinde kaynak girişinde ciddi bir artış sağlanacağını düşünmüyorum. Artık Türkiye'nin sıcak paradan ziyade kalıcı yatırımcı çekmesi gerekiyor. Yeni sektörlere yönelme ihtiyacı var. Türkiye'nin şu anda aldığı BBB- notunu da çok büyütmemek gerekiyor. Türkiye daha iyi noktalara gidebilir. Aslında, bu artış 2011 seçimlerinin olduğu dönemde gelse daha doğru olabilirdi. Şu anda gelmesi beni biraz şaşırttı çünkü iç ve dış nedenlerden dolayı kırılganlıklar var" dedi.

İKİ BÜYÜK KIRILGANLIK VAR

Türkiye'nin dış politikadaki riskli adımlarının ekonomik kırılganlıkları artırdığına da dikkat çeken Sidar şöyle konuştu:

"En büyük kırılganlık bugünkü jeopolitik düzende bölgesel çatışma riski ve Türkiye'nin enerji bağımlılığıdır. Buna sadece cari açık yaratması yönünden değil enerji bağımlılığı yaratması yönünden de bakmak gerekir. Enerjide bildiğiniz gibi gazda Rusya'ya bağlıyız, petrolde İran'a bağlıyız. 2011'de çıkan Yenilenebilir Enerji Kanunu hala istenilen seviyede devreye alınamadı."

'EURODA 1.5 YIL İÇİNDE İLK FİRE VERİLİR'

Aynı zamanda Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na ekonomi konularında gönüllü danışmanlık hizmeti de veren Sidar, küresel ekonomide kriz durumunun artık yeni normal haline geldiğine de vurgu yaptı. Avrupa konusunda da çok iyimser olmayan Sidar, gelecek 1.5 yıl içinde İspanya ya da Yunanistan'ın birlikten ayrılacağı tahminini yaptı.

Sidar bu konudaki görüşleri ise şöyle:

"Bütün gelişmeleri masaya yatırdığımızda Avrupa krizinin de devam edeceğini söyleyebiliriz. En azından önümüzdeki en az 5 sene için. Büyük ihtimalle de artık büyük bankaların da beklediği gibi Yunanistan ya da İspanya olmak üzere euro birliği büyük ihtimalle 18 ay içinde bir kayıp verecek. Avrupa, yavaş yavaş sözün bittiği yere doğru geliyor. Avrupa'nın tutunması için gereken güçlü siyasi irade bir türlü gösterilmiyor."

 

İŞTE CENK SİDAR'LA YAPTIĞIMIZ O RÖPORTAJ:

--Sidar Global Advisors olarak ne yapıyorsunuz?

Şirket olarak küresel şirketlere ve finansal kuruluşlara stratejik danışmanlık ve araştırma hizmeti sunuyoruz. Küresel piyasalarda yatırım yapan fon ve şirketlere ekonomik, siyasi ve finansal raporlar göndererek, ülke ve sektör riskleri konusunda bilgilendiriyoruz.  Bunun yanında yabancı pazarlara nüfuz etme stratejilerinin yanında, şirketlere pazar analizi, yerel ortaklık ve diğer konularda  hizmet veriyoruz.

--Bankaların tarafından da sizinkine benzer araştırmalar yapılıp sunuyor. Onlar daha finansal portföy sahiplerine yol göstermeyi amaçlarken, sizinkiler daha çok uzun vadeli yatırımcıları mı hedef alıyor?

Yapmış olduğumuz değerlendirmelerde bankalardan temel farkımız makro alandan bakmamızdan kaynaklanıyor. Jeopolitiği, ekonomiyi, siyaseti, bütün bu alanları birleştirerek bakıyoruz. Genel bir resim çizmeye çalışıyoruz. Hem kısa hem de uzun vadeli yatırımcıları hedef alıyoruz. Bize abone olan hedge fund'lar da var. Türkiye'de yaptığımız iş küresel çaptaki iş hacmimizin yüzde 7'lik kısmını oluşturuyor. Asıl olarak Ortadoğu ve Afrika'nın tamamına yönelik ciddi çalışmalar yapıyoruz.

--Bu çalışmaları kaç kişilik bir ekiple yapıyorsunuz?

Şu an da Washington'daki ofiste 30 analist, Florida'daki ofisimizde 80 analist mevcut. Toplamda 110 kişilik bir ekibiz şu anda. Microsoft ve Hilton gibi uluslararası şirketlerin yanı sıra küresel gelişmeleri izlemek isteyen hükümet kuruluşları ve yatırım fonlarına da raporlarımızı gönderiyoruz.

--Bu şirketin kurucusu siz misin ?

Sidar Global Advisors şirketinin kurucusu benim. 2012 Nisan ayında daha çok hükümetle çalışan ConStra adlı bir firmayla birleştik. Ben halen yeni yapıda özel sektörden sorumluyum ama bu birleşmeyle organik büyümeden hızlı büyümeye geçtik. Biz 2009 şubat ayında işe ilk başladığımız zaman 3 kişiydik. Bu arkadaşlardan biri Türk, diğeri Amerikalıydı. Ekibin omurgası hala değişmedi.

--Cumhuriyet Halk Partisi'ne (CHP) ekonomi tarafında danışmanlık veriyorsunuz? Bu görevin kapsamı nedir?

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve ilgili bazı genel başkan yardımcılarıyla doğrudan çalışıyorum. Dış politika ve makro ekonomi meselelerinde görüşlerimi yaklaşık 2 yıldır paylaşıyorum. Bunu tamamen gönüllü olarak bir sosyal demokrat ve CHP`li olarak yapmaktayım.

--Türkiye ekonomisine dönecek olursak, bir kredi derecelendirme kuruluşundan nihayet not artışı geldi? Bu kararı nasıl buldunuz, devamı gelir mi?

Öncelikle Türkiye ekonomisinin 2012 yılında dışarıdan rakamlara bakıldığında olumlu bir çizgide olduğu görülüyor ama ciddi risk parametreleri de mevcut. Şu ana kadar küresel ekonomik krizden etkilenme kesin bir şekilde görülmedi. Fakat sormamız gereken soru bu olumlu durum ne kadar mevcut hükümetin performansıyla, ne kadar daha önceki hükümetlerin politikalarıyla gerçekleşti orası biraz muamma. Benim kanım 2001 krizi sonrası Kemal Derviş önderliğinde yapılan ekonomik yapısal reformlar ve IMF programı sonucunda sağlam bir yapı kuruldu. Konjonktür de Türkiye'nin büyümesine yardımcı oldu.

Lider Türkten Türkiyeye uyarılar

“KREDİ NOTUNU ÇOK BÜYÜTMEMEK GEREKİYOR”

Kredi notuna baktığımız zaman Türkiye haketmediği bir seviyede. Bunun da altını çizmek gerekiyor. Türkiye ile eşit, hem siyasi hem de ekonomik yönden karşılaştırılamayacak ülkeler yatırım yapılabilir seviyede yer alıyor. Türkiye'nin şu anda aldığı BBB- notunu da çok büyütmemek gerekiyor. Türkiye daha iyi noktalara gidebilir. Aslında, bu artış 2011 seçimlerinin olduğu dönemde gelse daha doğru olabilirdi. Şu anda gelmesi beni biraz şaşırttı çünkü iç ve dış nedenlerden dolayı kırılganlıklar var.

Fakat notun artması olumlu bir şey. Bu ülkeye sürdürülebilir yatırım çekecekse ekonomik büyümesine katkıda bulunacaksa önemli fakat buradaki riskleri de iyi görmemiz gerekiyor. Gelecek yabancı yatırımların kalitesi de çok önemli.

Not artışı sonucunda ben ülke genelinde kaynak girişinde ciddi bir artış sağlayacağını düşünmüyorum. Artık Türkiye'nin sıcak paradan ziyade kalıcı yatırımcı çekmesi gerekiyor. Yeni sektörlere yönelme ihtiyacı var. Fitch'in not artırması ülkenin istikrarı, imajı, görünüşü açısından pozitif bir şey. Ancak, cari açık ve ihracat ürünlerinin niteliği konusundaki sorunlar halı altına süpürülmeye devam ederse ciddi riskleri de olabilir.

-- Sorunun büyümesine neden olur yani?

Ne olacağı konusunda orada hala bir muamma var. Bu, ekonomi yönetiminin tavrıyla belli olacak. Mevcut durumdaki büyüme odaklı yaklaşım devam ederse cari açığın daha da derinleştiğini ve diğer sorunların daha da artacağını iddia edebiliriz.

-- Bu noktada hükümetten Ali Babacan'ın savunduğu 'fren' mi, yoksa Zafer Çağlayan'ın savunduğu 'gaz' mı ekonomi için daha olumlu olur?

Ülkenin ekonomi yönetiminde bu derecede bir fikir ayrılığının olması endişe verici. Kesinlikle Babacan`in yaklaşımı ülke için mevcut durumda daha doğru. Yani mali disiplinin önemine inanıyorum. Türkiye'de ekonominin yeniden yapılanması ve katma değeri yüksek ürünlere yoğunlaşılması gerekiyor.

ENERJİ BAĞIMLILIĞI BÜYÜK RİSK

-- Türkiye'yi önümüzdeki dönemde bekleyen kırılganlıkları biraz açabilir misiniz?

En büyük kırılganlık bugünkü jeopolitik düzende bölgesel çatışma riski ve Türkiye'nin enerji bağımlılığıdır. Buna sadece cari açık yaratması yönünden değil enerji bağımlılığı yaratması yönünden de bakmak gerekir. Enerjide bildiğiniz gibi gazda Rusya'ya bağlıyız, petrolde İran'a bağlıyız. 2011'de çıkan Yenilenebilir Enerji Kanunu hala istenilen seviyede devreye alınamadı.

EURO BİRLİĞİ 18 AY İÇİNDE BİR KAYIP VERECEK

Bütün gelişmeleri masaya yatırdığımızda Avrupa krizinin de devam edeceğini söyleyebiliriz. En azından önümüzdeki en az 5 sene için. Büyük ihtimalle de artık büyük bankaların da beklediği gibi Yunanistan ya da İspanya olmak üzere euro birliği büyük ihtimalle 18 ay içinde bir kayıp verecek. Avrupa, yavaş yavaş sözün bittiği yere doğru geliyor. Avrupa'nın tutunması için gereken güçlü siyasi irade bir türlü gösterilmiyor.

Avrupa’ya olan ihracatımızda da düşüşler var. Daha önce ihracat pazarlarını farklılaştırmak için yönlendiğimiz bölgeler olan Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki krizler de daha kötü bir hal aldı. Diğer bölgelere fazla yoğunlaşmadık hala Uzakdoğu’ya Latin Amerika’ya Afrika bölgesine ciddi bir açılım yaptığımızı söyleyemeyiz. Topyekün bir ihracat ayaklanması olmadı. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki durumda keza öyle. İhracat kanallarının yavaş yavaş tıkanmaya başladığını göreceğiz Avrupa’yla beraber.

“MERKEZ BANKASI DEĞERLENDİRMEK İÇİN ERKEN”

--Merkez Bankası'nın uyguladığı politikaları nasıl buluyorsunuz. Kısa süre önce geleneksel olmayan politikası belirsizlik yaratıyor diye eleştirilen bankaya yönelik bu çıkışlar azaldı. Merkez'i hangi noktaya konumlamak gerekiyor?  Yaptığı doğru muydu, yanlış mıydı?

Merkez Bankası’nın deneysel politikalarından bahsedersek faiz koridorunun genişliğinden ötürü belirsizlik söz konusu. Özellikle bizim KOBİ’lerimiz için, kredi alımlarımız için vs.. Fakat baktığımız zaman bence Merkez Bankası politikalarının başarılı mı başarısız mı olduğunu değerlendirmek için çok erken. Baktığımız zaman 2007 yılına kadar Ahmet Davutoğlu’nun dış politikasını kapsayıcı karakteri ve dinamizmi nedeniyle çok başarılı buluyorduk. Daha sonra sapmalar başladı. Ama bugün Davutoğlu’nun dış politikasının iflasını artık herkes kabul ediyor bu artık bilinen bir şey haline geldi.

--Şu ana kadar geldiğimiz noktada merkez bankasının 'kaptanlığı' da tartışılıyordu. 'Yapamaz daha kötüye gideriz' diye de söyleniyordu. Geldiğimiz nokta açısından değerlendirebilir miyiz?

Makro ekonomi de bazı sorunları ötelemek mümkün. Büyümeyi vs. bazı makyajla mümkün . Merkez Bankası’nın politikasına baktığımız zaman da en azından şu an bir kriz yaşamadık ama bu yaşamayacağımız anlamına gelmez.

Dış konjonktür şu anda bir şekilde Türkiye’nin lehine çalışıyor. Çıkabilecek potansiyel makro ekonomik krizler de hem likidite bolluğundan hem de Türk ekonomisinin ve Türk toplumunun dinamizmden ötürü öteleniyor. Ama bu bir balon gibi aslında ne kadar ötelenirse de ileride büyüyünce o kadar da sert bir patlama olacak. İnşallah olmaz bu kimsenin dileği değil sonuçta. Fakat bütün görünen olumlu verilerin arkasında ciddi risk parametreleri mevcut.

Benim korkum biraz da seçim dönemi. Merkez bankası acaba ne kadar bağımsızlığını koruyabilecek seçim döneminde çok emin değilim. Merkez Bankası’nın şu anda herhangi bir krize yol açmadığını söylemek bu sorunları da gelecekte görmeyeceğimiz anlamına gelmemeli. Yani hala faiz koridoru meselesi çok riskli bir alan.

YENİ NORMAL ‘BELİRSİZLİK’, PİYASALAR HAREKETLİ OLACAK

-- Genel olarak baktığımız da finansal piyasalara yönelik beklentileriniz ne şekilde?

Jeopolitik ve ekonomik sorunlardan ötürü piyasalarda volatilite (oynaklık) baskın olacak. Artık ‘yeni normal belirsizlik’. Hem küresel siyasette hem de küresel ekonomi de aynı durum söz konusu. Örneğin; Güney Çin Denizi’nde olanlar Türk piyasalarını ve bunun gibi eğer dünya çapında en az 80-90 tane makro risk faktörü varsa piyasaları normal seyirde izlemek doğru olmaz. Ama burada önemli olan ülke için Türkiye için riskleri iyi analiz etmek. O nedenle, dış politika analizi de ülke için önemli bir kavram haline geliyor.

Türkiye’nin uzun vadeli ekonomik büyümesinden ben ümitliyim. Tek sıkıntım bu büyümenin halkın nezdinde eşit olarak hissedilmemesi yani pasta büyükken bu paylarında büyümesi gerekiyor. Çin örneği var mesela. Çin bugün devasa 7 trilyonluk bir ekonomi fakat baktığımız zaman toplumun önemli kesimi hala yoksul. Hindistan’ında ekonomisi fazla ama fakirliğin diz boyu olduğu bir ülke. Buna baktığımız zaman Türkiye’nin kendine alacağı modelin insanının da ekonomik refahının artmasına yönelik model olması gerekiyor. Şu anda bu konuda da ciddi sıkıntılar var.

“DEPREM GİBİ KRİZLE DE YAŞAMAYI ÖĞRENECEĞİZ”

-- Küresel ekonomi açısından bakıldığında önümüzde ki dönem krize mi yoksa daha toparlanmaya mı yönelik olacak?

Depremle yaşamayı öğreneceğiz derler sürekli krizle de yaşamayı da öğreneceğiz. Ama krizlerden çok korkulması gereken bir dönemde yaşamıyoruz. İletişim teknolojilerinin gelişmesiyle artık kriz çıkarabilecek o kadar çok faktör var ki. Günlük olaylarda, çok ciddi sorunların dahi siyasi iradeyle bir günde çözüldüğünü görüyoruz. Önümüzdeki dönemde siyasetin ekonomiye daha da müdahil olacağını söyleyebiliriz. Ekonomi ve siyaset ilişkisi daha belirginleşecek.

-- Bugünkünden daha mı kötü olacak. Yarın bugünü arayacak mıyız? Öyle bir noktaya gidecek miyiz?

Daha iyi ya da kötü mü olacağından ziyade kimler için daha iyi kimler için daha kötü olacak sorusu önemli. Yeni düzenden bazı kişi, kurum ve ülkeler kazançlı çıkacak. Önemli olan yeni sistemi iyi idrak etmek. O yüzden uyum sağlamak gerekiyor.

-- Gündemi son günlerde meşgul eden mali uçurum tartışmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Churchill'in bir sözü vardır, der ki; "ABD tüm yanlış seçenekleri tükettikten sonra doğruyu bulur ve sorunu çözer". Önce bütün hataları yapması lazım. ABD siyaseti son bir kaç yıldır güç dengeleri yüzünden iyice kilitlendi. Ama, ABD'nin siyasi iklimi, ciddi bir sorun oluştuğunda aktörler bir araya gelip o adımı atıyor. Not indirimi gibi bir risk de ortada duruyor. Bu riski alacaklarını düşünmüyorum. Kısa vadeli bir çözümle ana sorunu öteleyebilirler, sanırım bu olacak.

99 KÜRESEL GENÇ LİDER ARASINDA

- Washington'da yayımlanan önemli dış politika dergilerinden The Diplomatic Courier sizi gelecek vaad eden 99 genç lider arasında gösterdi? Bunun anlamı nedir?

Bu yeni bir liste ve 3 senedir yayımlanıyor. Her sene, uluslararası çeşitli alanlarda 33 yaşının altında faaliyet gösteren gençleri ön plana çıkarıp, cesaretlendirmek için yapılıyor. Bu isimlerden bazıları, genellikle diplomasi ve siyasi alanında bilinen isimler. Bu isimler dünyanın değişik yerlerinde çalışan ve ilerde uluslararası siyasete etki etme potansiyeline sahip olduğu düşünülen kişiler arasından seçiliyor.

ekaplangil@hurriyet.com.tr

Etiketler:


    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı