Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Lider olmayan liderler dönemi

Tufan TÜRENÇ

Ömrünün elli yılını politikaya vermiş bir insanın şu sözlerine kim katılmaz ki:

‘‘Bir lider çıksa seni, beni, hepimizi peşine takar götürür.’’

Şimdi köşesine çekilmiş olan bu deneyimli politikacının, lider olamayan parti genel başkanları ile ilgili değerlendirmeleri ilginç.

Söze, Türk siyasetinin temel hastalığını vurgulayarak giriyor:

‘‘Türkiye'de milletvekillerini sen, ben, yani halk seçmiyor ki. Bu yetkiyi taban kullanmıyor ki. 5 tane lider oturuyor, milletvekillerini seçiyor, halk da bunu sandığa atıyor.’’

Bu saptamadan sonra şu çarpıcı soruyu soruyor:

‘‘Yani asker ihtilal yapsa ve ‘Siz değil, bundan sonra 5 general seçecek' dese haksız mı olur? 5 liderin yaptığını 5 general yaparsa ne fark eder?’’

Yıllarca milletvekilliği, parti yöneticiliği, genel başkan yardımcılığı yapmış olan politikacı, konuşmasını şöyle sürdürüyor:

‘‘Türkiye bu temel sorunu çözmek zorunda. Bu yapılmazsa sıkıntılar bitmez. Milletvekilleri, lider olmayan parti başkanlarının oyuncağı olmaktan kurtulamaz. Adam, kaderi iki dudağı arasında olan lidere nasıl karşı çıksın?’’

Ona göre, ikinci temel sorun DYP ile ANAP’ın birleşememesi.

Eğer seçimden önce bu gerçekleştirilebilseydi Refah Partisi birinci parti olarak çıkamaz, Türkiye de bu sorunlarla karşı karşıya kalmazdı.

* * *

Şimdi gelelim politikacı dostumuzun, parti genel başkanları ile ilgili değerlendirmesine:

‘‘Eğer Tansu Çiller'in geçmişi temiz olsaydı, siler süpürürdü. Ama halk geçmişte yaptıkları ve söylediği yalanlar yüzünden ona kesinlikle güven duymuyor.

Tansu Hanım ağzıyla kuş tutsa bundan sonra seçmen, ona güven duymaz. Ama iyi performans gösteriyor. Arkasındaki ekip çok iyi laflar üretiyor, çok çarpıcı konuşmalar hazırlıyor.

Ama ne yazık ki halkı ayaklandıracak bu konuşmalar Tansu Hanım söyleyince etkili olamıyor.

Onun için Tansu Hanım'ın yeniden lider olarak sivrilmesi mümkün değil.’’

Deneyimli politikacı Baykal'ı çok sert buluyor ve bu nedenle halka sempatik gelmediğini söylüyor.

Baykal'ın kavgacı görünümünden kurtulması gerektiğini belirtiyor ve şöyle diyor:

‘‘Baykal sanki hâlâ talebe cemiyetindeymiş gibi davranıyor. Bu hali onu sevimsiz hale getiriyor. Yoksa konuşması çok iyi. Ama sürekli gergin yüzü, halka güven vermiyor ve kitleleri ateşleyemiyor.’’

Ecevit'in ise en büyük yanlışının partiyi iki kişinin partisi olma görüntüsünden kurtaramaması olduğunu söylüyor ve ekliyor: ‘‘Bu durum yüzünden halkı eskisi gibi peşine takamıyor.’’

* * *

En uzun değerlendirme ise Mesut Yılmaz için. Politikacı dostumuz şöyle diyor:

‘‘Mesut Bey seçildiği zaman verdiği sözleri yerine getiremedi. Turgut Özal'ın iş bitirici mantığının parti içinde devam ettiği kesin. Mesut Bey dürüst bir insandır. Ama onun dürüstlüğü, partinin imajını düzeltmeye yetmedi.

İkincisi, Mesut Bey demokratik bir parti vaat etti. Ama o da Turgut Özal ve ötekiler gibi tek adam oldu. Yani demokratik bir parti yaratamadı.

Sonra soğuk hali halka sevimli gelmedi. Halk nedense Mesut Bey'i kendinden göremedi. Bu yüzden de partinin oyları bir türlü istenilen noktaya çıkmadı. Yani halk, onun peşinden istenildiği kadar gitmiyor.’’

Özetle eski politikacının da belirttiği gibi, Türk toplumu, başına geçip ona yol gösterecek beyaz atlı prensini bekliyor.

Tam güven duyacağı, peşine düşüp yürüyeceği bir lider arıyor.

Böyle bir lider bakarsınız hiç beklenmedik bir anda ortaya çıkıverir.

O zaman Türkiye, hem siyasi dağınıklıktan kurtulur, hem de irtica tehlikesinden.













X