Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Libya gerçeği ve partizanlık körlüğü

PARTİZANLIK, partizanlıktır! İster yandaşlıkta, ister karşıtlıkta olsun öz değişmez.

Gözü kapalı bir bağnazlığa tekabül eder. Tarafgirlik inatçı gerçekleri reddetmeye varır.
Ve işte bugünkü aşamada da “karşıt partizanlar” şu eksende belden aşağı vuruyorlar.

BAŞBAKAN Libya’daki son arbede karşında neden “babalanamıyormuş”?
Niçin daha “mert”(!) ve daha “dobra”(!) konuşmuyormuş?
Yani Mısır’daki isyan sırasında sözünü esirgememiş ve Hüsnü Mübarek’e açık açık “hadi artık tasını tarağını topla ve git” demiş olan Ankara lideri, iş o Mübarek’e bile kat be kat rahmet okutan Muammer Kaddafi’ye gelince hangi gerekçeyle alttan alıyormuş?

DOĞRUSU pes! Çünkü her şeyden önce dinime küfreden bari Müslüman olsa!
Öyle ya, yukarıdaki komik demagojiyle bugün bu eleştiriyi getirenler daha dün aynı Başbakan’ın aynı Mısır’a ilişkin “sert çıkışı”ına ateş püskürmüyorlar mıydı?
“Ne hakla başka bir ülkenin iç işlerine karışıyorsun” diye çiziktirmiyorlar mıydı?
Henüz mürekkebi kurumadı, şeffaflaşma hamlesi gazeteci maskeli dezenformatörlere de uzanınca küplere binip, “Kahire’ye demokrasi dersi vermeye kalkışacağına Ankara’daki ‘basın özgürlüğünü’(!) sahiplen” diye hop oturup hop kalkmıyorlar mıydı?
Oysa şimdi, “hadi, Kaddafi’ye de efelen bakalım” demeye getiriyorlar.

İktİdar koltuğunda değil sivil bir başbakan, Allah yazdıysa bozsun ama beş yıldızlı ve apolet sırmalı bir mareşal oturuyor olsaydı bile şimdilik bundan öteye gidilemezdi.
Otuzbin Türkiyeli Libya’da rehin bulunduğu müddetçe hiçbir resmi ağız Fizan çölü meczubuna bugünkünden fazla çıkışamazdı. Aksi takdirde sorumsuz bir maceraperest olurdu.
Şaka değil, nispeten “normal”(!) ve sıradan bir diktatörden dahi bahsetmiyoruz.
Sözünü ettiğimiz adam gözünü kırpmadan öz halkını bile uçak bombası ve lejyoner süngüsüyle katletmekten çekinmeyen “anormal” bir vakadır! Tıbben megalomanyaktır!
Belki Hitler gibi intihar edecektir ama yine onun gibi daha önce kıyamet yaşatacaktır.

İMDİİ, hal böyleyken Türkiye’deki her hangi resmi şahsiyetin kazaen ihtiyatı elden bırakıp çadır cellâdına lânet yağdırması ve “defol git” demesi durumunda ne olur?
Yukarıdaki lejyoner süngülerinin halen rıhtım boylarında ve havaalanı gişelerinde ecel terleri döken yurttaşlarımıza çevrilmeyeceğine dair garantiyi kim ve hangi mercii verebilir?
Üstelik mahdum Kaddafi’nin Pazar günkü televizyon konuşmasında İtalya’ya ek olarak ülkemizi de hedef gösterdiği düşünülürse, Libya’da rehin vatandaşlarımızın topun ağzındaki ilk hedefler arasında yer almayacağı nasıl senet güvencesine alınabilir?
Nitekim Mağribi devletteki İtalyan sayısı bizimle kıyaslanmayacak kadar az olmasına rağmen o Roma dahi, sırf “çöl manyağı” gazaba gelip de Lampedusa Adası’na aniden onbinlerce göçmen “postalamasın” diye mümkün mertebe aşağıdan almaya çalışmıyor mu?
Başka bir deyişle, tabii ki ahlâki olmayan ama gerçeğin zorunlu kıldığı realpolitik tavır bütün melanetlere başvuran bir deli karşısında bugün daha da çok hayatiyet arzetmiyor mu?

EVET, arzediyor! O halde “karşıt partizanlık” mugalâtasından medet ummayalım.
Zira köprüyü geçene, yani Libya’daki yurttaşlarımız selamete kavuşana dek ayıya dayı demekten; daha doğrusu onun gerçek ismini anmamaktan başka çaremiz yok ve olmayacak.
Fakat hele sağ salim bir dönsünler, eğer bu defa da “iktisadi çıkar” falan diye o “ayı”nın adı dobra dobra haykırılmazsa, suç duyurusu yapmak en önce benim boynumun borcudur.

X