Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Liberallerin ihaneti

“BEN yüzde 52 oy aldım, hükümet oldum, ama iktidar olamadım.

Ne zaman ki aydınlarla barıştım, o zaman iktidar oldum.”
90’lı yıllarda Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile sohbet ederken, Demirel uzun bir iktidar analizinden sonra bu sözleri söylüyor. Hükümet değil, iktidar olabilmek için aydınlarla barışmak şart.
Tayyip Erdoğan’ın öfkesi burada. Yüzde 50 oy alıyor, üçüncü kez hükümete geliyor, her istediğini yapmaya kalkıyor ama, bir türlü iktidar olamıyor. İktidar olamadığı için öfke küpü. Hükümet olarak herkesin tek tek özel yaşamına, tercihlerine karışarak iktidar olmaya çabalıyor.

İKİ ÇEVRENİN POMPASI

Bu öfke gelgitinde, onu yanıltan iki çevre var. Biri partideki yakın çevresi. Her gün “Sizin gibi bir lider yüz yılda bir gelir, sizi kimseye yedirmeyiz” diyerek, farklı dozda aşıyla, onu kendi dünyalarında putlaştıran yakın çevresi.
İkincisi, liberal olarak anılan medya, iş dünyası, üniversitenin başını çektiği karma ekip. Gezi direnişi sonrasında TV’lerde konuşan, yazı yazan liberal dizide rol alanları izliyorum.
Vay anasına sayın seyirciler, bir zamanlar Tayyip Erdoğan’ın her yaptığına mutlaka olumlu, hatta demokratik gerekçe bularak, ona alkış tutan bu ekip, şimdi o gerekçelerin tam tersini söyleyerek, onu eleştiriyor.
Madem böyle gerekçeleriniz vardı, geçmişte Erdoğan’a neden sarılıyordunuz? Madem sarıldınız, gemiyi neden ilk siz terk ediyorsunuz? TV’lerde sahte gülümsemeyle, geçmişte hakkını teslim eder pozlarda, Erdoğan’dan özür dilercesine.
Nedeni basit. Mesajı alıyorlar, yarınki trene binmek üzere.

Olimpiyatlar ve başkanlık

GEZİ Parkı direnişi birkaç gün içinde durulabilir, son bir haftadaki gibi yoğunluk taşımayabilir.
Ama, bundan sonra geniş kitleleri etkileyecek, özel hayata dokunacak herhangi bir karar anında, Gezi’ye yeniden hazır olmak gerek. Bu Gezi’nin kalıcı etkisi. Kalıcı etkinin muhtemel iki sonucu olabilir.
İlki, 2020 olimpiyatları İstanbul için daha güç hale geliyor. Dış dünyanın Gezi algısı farklı. Örneğin, siz Mısır’da, Irak’ta, Libya’da olimpiyat düzenler misiniz? Dünya İstanbul’u şimdi öyle görüyor.
İkincisi de anayasa değişikliği üzerinden başkanlık rüyası. Türkiye’nin her yerine sıçrayan direniş sonrasında, başkanlık sistemi artık çok güç. Çünkü, kitleler Erdoğan’ın başkanlık istemini kendi hayatlarına müdahale olarak algılayacak.

İnek sağma programı

GEZİ Parkı’nda, İzmir’de, Ankara’da yer yerinden oynuyor, bir haber kanalı aynı saatlerde inekler nasıl sağılır, sütten nasıl peynir üretilir programı yayınlıyor.
Önceki gün o kanalın önüne gelen gençler “Kaça haber yayınlıyorsunuz, parasını verelim” pankartı taşıyor. Kanala ait diğer kurumların önünde protestolar birbirini izliyor.
İhaleler, lokanta zincirleri derken, kanalın ayakları yere basmak zorunda kalıyor, Gezi Parkı ve direniş haberlerine dönüş başlıyor.

BDP kötü sınav verdi

TÜRKİYE koro halinde, “Erdoğan anlamadı” temposu tutuyor. Eksik, anlamayan ve en kötü sınavı verenlerin ikincisi BDP.
BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş Gezi direnişinin ilk gününde “Bizim tabanımız karışmıyor, bizim ilgimiz yok” diyor.
Bu direniş Türklerle Türkler arasındaki bir mesele” demeye getiriyor. BDP sadece ve sadece Kürtlerin ve Kürt sorununun partisi. Bir olayda Kürt sorununa değen bağlantı yoksa, dünya yıkılsa, “parti” demeye bin şahit ister.
Demirtaş’ın ardından başka BDP’lilerin yaptıkları açıklamalar da bu yönde. Sırrı Süreyya Önder hariç.

X