Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Liberaller ve AKP (I)

MALÛM, şu sıra ulusalcılarda ve Kemalistlerde bir sevinç bir sevin ki, değme gitsin!

Dört kol çengi, haniyse zil takıp oynayacaklar.
Neymiş, “liberaller”in nihayet aklı başına gelmişmiş!
Ve tabii burada “liberal” derken “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” türü vahşi iktisat politikalarını benimsemiş her hangi bir sermayedar kesimden bahsetmiyorlar.
Aksine, genelde “sol kültür”den inen ama “baba ev”inden ayrılıp hanidir sivil demokrasiyi sahiplenen; dolayısıyla da böylesine bir “ihanet”i affetmeyen yukarıdakilerin ya cehaletten, ya kindarlıktan bu çok elâstiki sıfatla yaftalandırdığı özgürlükçüleri kastediliyorlar
Amenna, burada kelime etimolojisini tartışmayacağım ve sadece şununla yetineceğim.

HER zamanki fikri ve zihni acizlikleriyle ezelden beri şu biçare “liboş” küfründen medet uman statüko zaptiyeleri için eyvah ki, hazretler yine fena halde şapa oturuyorlar.
Çünkü “liberal” sözcüğüne bir aşağılama, bir hakaret, bir “cürüm” değeri biçen aynı ulusalcı ve Kemalist kesim aslında hiç farkına varmadan en övgü içeren terimi kullanıyor.
Aşağılamak ne kelime tam tersine, bu satırlar yazarının da dâhil bulunduğu o özgürlükçüleri “liberal” diye sıfatlandırmakla sonsuz bir yüceltme yapmış oluyorlar.  Modern tarihte akılcı mantık ve hür bireyle özdeşleşen payeyi bizlere de biçiyorlar.
Eh yan cebimize ve bereket versin, şimdi parantezi kapatıp tekrar sadede geliyorum.

EFENDİM, işte aynı ulusalcı ve Kemalist cihetin şu sıra sevinçten uçması o “liberal” denilen özgürlükçülerin AKP’yle köprüleri attığı faraziyesinden kaynaklanıyor.
Çünkü meğersem, “evet ama yetmez” diyen biz “liboş saftirikler” (!) halkoylaması sonrasında Başbakan’ın ve hükümetin geliştirdiği uygulama ve söylemlerden “paniklemişiz”.
Dolayısıyla da nihayet “uykudan uyanıp” (!) artık iktidarı eleştirmeye başlamışız.
En azından, kendimizle onun arasına ciddi mesafe koyar olmuşuz.
Hatta, çaktırmadan nasıl “çevir kaz yanmasın” yapabileceğimizin tasasına düşmüşüz.
Zaten bıyık altından müstehzi gülümseyerek ve üst perdeden alarak, “biz uyarmadık mıydı, işte ‘evet ama yetmez’in sonu budur. Mehel olsun” demeye getiriyorlar.
Kâh nasihat vermeye, kâh da “artık eve dönün” çağrısı yapmaya kalkışıyorlar.

TEŞEKKÜR ederiz ama işte anlamını bilmeden küfür diye kullandığınız “liberal” yüceltmenizi “bin bereket” diyerek çenemize sürtük ve yan cebimize attık. Bu kadarı yeter!
Allah’a şükür aklımız var, uyarınıza da, nasihatınıza, çağrınıza da ihtiyacımız yok!
Bilhassa da biz muhtarlıkta kendi adresimizi değiştireli beri o çağrısını yaptığınız “ev”in temelini ne zelzeleler sarstı, zeminini ne seller bastı, çatısını da ne fırtınalar yıktı.
Tapusu zaten sizindir, güle güle ve bir başınıza oturmaya devam edin.

İMDİİ, yukarıdaki hezeyanın neresinden başlayayım?
Çünkü ulusalcılar ve Kemalistler dün özgürlükçülerin AKP’ye “olumlu” yaklaşımını ne denli yanlış, partizan ve ufuksuz tahlil ettilerse, bugün de aynı özgürlükçülerin “olumsuz” yaklaşımını aynı ölçüde yanlış, aynı ölçüde partizan ve aynı ölçüde ufuksuz tahlil ediyorlar!
Zira hayatı “ak–kara”, “doğru–yanlış”, “evet–hayır” denkleminde algılıyorlar.
Aynı hayatın daima zamanda ve mekânda değişken ara renkler, ara tonlar ve ara gerçekler arasında aktığını anlayamadıkları için de işte bir defa daha yanılıyorlar.
Bu yanılgının ayrıntısına yarın geleceğim, şimdilik sadece şu kadarını söyleyeceğim.
Dün “liberaller” ne AKP’ye, ne de başkasına “ıslak imza”lı açık çek vermişlerdi.
Bugün de zaten yok bir çeki ne yırtıyor, ne de “kuru imza”ya çeviriyorlar ki, nokta!

X