Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Liberal aydınlar ve Arap toplumları

BİR süreden beri Arap aydınları, kendi toplumlarına gittikçe daha eleştirel bir gözle bakıyorlar.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın insani gelişme raporlarında bu görüşlere ayrıntılı bir şekilde yer verilmişti. Fakat Arap dünyasında henüz kayda değer bir kımıldama yok.

Birçok ülkede otoriter rejimlerin tek alternatifinin köktendinci bir rejim olarak algılanması, demokratik özgürlüklerin ve kurumlaşmanın karşısında engel teşkil ediyor. Irak’ın bölgede başarılı bir demokrasi imajı yansıtacağı yolundaki umutlar da gittikçe azalıyor.

Aksine Irak’taki dağılma eğilimi yeni bir istikrarsızlık kaynağı yaratabilir. Arap dünyasında bugün en istikrarlı ülkeler, Suudi Arabistan hariç Körfez ülkeleri.

Nüfusu az olan bu ülkelerde muazzam petrol gelirleri, halkın ekonomik ve sosyal seviyesini yükseltmeye kolaylıkla yetiyor. Liderlerinin pragmatik yaklaşımları ve ölçülü açılımları, politik ve sosyal gerginlikleri hiç değilse bu aşamada önleyebiliyor.

* * *

Barry Rubin, "Özgürlük için uzun süren savaş: Ortoğu’da demokrasi yolunda Arap mücadelesi"
isimli kitabında bazı Arap entelektüellerinin sosyolojik ve psikolojik irdelemelerine yer vermiş. Bunlardan Tunuslu El-Afif El-Akdar tahlilinde özetle şunları belirtiyor:

"Dünyada herkes çağdaşlık, bilgi ve küreselleşme yolunda ilerlerken Araplar aksi yönde koşuyorlar. Doğu Avrupa komünist diktatörlüğü reddederek barış içinde demokraside ve ekonomik gelişmede ilerleme kaydederken Arap dünyasında diktatörlerin egemenliği sürüyor. Bu hazin kaderin çeşitli sebepleri var.

Arap dünyası çok zengin doğal kaynaklara sahipken insan kaynakları bakımından neden bu kadar zayıf sorusunun sorulması gerekir. Cevap okumamışlık, ideolojik korku ve zihni felç midir? Hoşgörü, akılcılık, uzlaşı ve müzakere kavramları bizi korkuturken intikam çağrıları duyar duymaz savaş danslarına başlıyoruz. Neden dünya milletleri geçmişlerinin matemini tuttuktan sonra ilerlerken biz mazimiz konusunda sızlanmaktan bir türlü vazgeçemiyoruz?

Neden diğer milletler hayatı severken biz ölümü, şiddeti, öldürmeyi ve intiharı seviyoruz ve bunları kahramanlık ve şehitlik addediyoruz? Araplar bir aşağılık kompleksinden mustaripler. Fakat aynı zamanda bir üstünlük iddiaları var. Allah tarafından dünyayı yönetmekle görevlendirildiklerini sanıyorlar."

* * *

El Afif’in sorduğu suallerin cevabı, kısmen İslam dinine hákim olmaya çalışan yeni radikal ideolojilerde aranabilir mi? Böyle ise her Müslüman ülkede aynı eğilimler görülüyor mu? Bazılarına göre evet, bazılarına göre hayır.

Arap psikolojisinde dini ideolojinin yanında Arap milliyetçiliğinin uğradığı hüsranların da kuşkusuz etkisi büyük. Bu açıdan tabii Türkiye’de durumun çok farklı olduğu hemen akla geliyor; çünkü hem geniş ölçüde bir laiklik kültürü geliştirdik, hem de cumhuriyetin ve demokrasinin başarılarından dolayı mazideki aşağılanmışlıkların etkisinin artık kalmamış olması gerekir.

Ama aynı psikolojinin bizde de mevcut olduğunu düşünenler yok değil. Bakın 6 Ocak tarihli Milliyet Gazetesi’ndeki köşesinde Çetin Altan ne diyor: "Yaşamak ve yaşatmak yerine ölmek ve öldürmek üstüne peteklenmiş, ruhsal açıdan garip bir Şark patolojisinin çocuklarıyız."

Bence doğru değil; fakat Türkiye’de bu psikozu doğurmak ve yaşatmak isteyenlerin sayısının artmakta olduğu da göz ardı edilemez. Tehlike burada.
X