"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Liberal aydın etkisi

“LİBERAL-demokrat aydınlar”, iktidara verdikleri desteği hafiften çekince...

Tahminde bulundum.
Dedim ki:
“AK Parti bundan hiç etkilenmez, çünkü liberal aydınlara ihtiyaç kalmadı”.
Gelişmeler de hafiften beni doğrular nitelikteydi.
Başbakan Erdoğan pek geri adım atacağa benzemiyordu.
Başbakan’a kayıtsız şartsız biat eden tipler ise, Başbakan’dan çok daha sert çıkışlar yapıyorlardı: “Size muhtaç değiliz, hadi marş” demeler, posta koymalar, kapıyı göstermeler, “Siz kendinizi ne sanıyorsunuz?” havası basmalar falan...
Eh ne de olsa kral, her zaman kralcılardan daha sağduyuludur.
Ve derken...
Başbakan Erdoğan, dün TÜSİAD toplantısında konuştu.
Fakat o da ne?
Bu konuşmada...
Son günlerde tansiyon yükselten o meşhur tınıdan eser yoktu.
Üslup hayli alttan alıcıydı.
Yaklaşım güven kazanmaya yönelikti.
Konuşmaya bir “balkon konuşması” havası sinmişti.
“Aksırma-tıksırma” lafı unutulmuştu.
“Ucube” konusuna hiç girilmiyordu.
Bariz bir geri adım yoktu ama konuşmanın ana hedefi yatıştırmaktı.
* * *
Demek ki neymiş?
Liberal aydınların desteği, yabana atılır bir destek değilmiş.
Demek ki neymiş?
Son günlerde liberal aydınların gazete sütunlarından, televizyon ekranlarından yükselttikleri eleştirilerin Başbakan Erdoğan’da bir karşılığı olmuş.
Demek ki neymiş?
Liberal aydın desteği, ihmal edilebilir bir destek değilmiş.
Demek ki neymiş?
Kralcı çemkirmeden önce kralın son tutumunu beklemeliymiş.

Yeni başlayanlar için imam hatip liseleri

“İmam hatip lisesi mezunları polis olabilmelidir” dedim.
Demez olaydım: Tepki üstüne tepki...
“İmam olacak adamın polislikte ne işi var?” diyenler... “İmam hatiplilerin de girmedikleri yer kalmadı” diyenler...
Ürkenler, korkanlar, tedirginliğe zirve yaptıranlar.
Bu işten benim anladığım şu:
Hakkında bu kadar çok konuşulan bu okullar hâlâ toplumun bir kesimi açısından bir muamma...
Madem öyle, gelin şu esrar perdesini bir kez daha aralayalım.
İşte 7 maddelik bir özet:
* * *
BİR: İmam hatip lisesi denilen liselerde, düz liselerde okutulan derslerin tümü okutulur. Yani bir imam hatip lisesinde fizik, kimya, matematik, beden eğitimi, müzik, edebiyat dersleri vardır. Bu dersleri düz liselerde hangi öğretmenler veriyorlarsa o öğretmenler verir. Mesela CHP’li Muharrem İnce, imam hatip liselerinde öğretmenlik yapmış bir isimdir.
İKİ: İmam hatip liselerinde, düz liselerden farklı olarak ilahiyat biliminin temel dersleri de okutulur. Arapça, fıkıh, tefsir, hadis gibi dersler.
ÜÇ: İmam hatiplere gönderilen çocuklar, “imam olsun” diye gönderilmez. Düz liseye gönderilir gibi gönderilir. Velilerin amacı şudur: “Çocuğum hem lise okusun, hem de fazladan ağırlıklı din eğitimini almış olsun”.
DÖRT: Bunun temel nedeni şudur: Normal liselerde “din eğitimi” ihtiyacını karşılayacak bir mekanizma yoktur. Normal liselerdeki “din kültürü ve ahlak bilgisi” dersi, bu ihtiyacı karşılayacak bir ders değildir.
BEŞ: İşte bu nedenle kendisini normal bir lise tahsili yapıyor gibi düşünen çocuklara, “Şuraya giremezsin, buraya giremezsin” demek, aleni bir ayrımcılıktır. Eğer itiraz edilecekse topyekûn sisteme itiraz edilmelidir.
ALTI: İmam hatipler sınırlandırılabilir. Sayıları azaltılabilir. Sadece mesleğe hazırlayan okullar haline dönüştürülebilir. Ama bu durumda doğacak olan “din eğitimi” boşluğunun doldurulması gerekir. Bir alternatifin ortaya konması, yani sistemin topyekûn elden geçirilmesi şart olur.
YEDİ: Sisteme dokunmak ise ne AK Parti’nin işine gelir, ne de CHP’nin... Çünkü biri “imam hatip goygoyculuğu” yaparak, diğeri de “imam hatip karşıtlığı” yaparak parsa toplamaktadır.

Dikkatle izlediğim bir köşe yazarının yazısı

ÜSLUP sahibi olmamasına, eğlenceli konulara yüz vermemesine rağmen Yeni Şafak Gazetesi’nde yazan bir yazarı, çok büyük bir dikkatle takip ederim.
Çünkü o yazar, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın en yakınındaki isimdir.
Resmi danışmandır.
Onu takip etmek demek, iktidarın yaklaşım biçimi hakkında önemli ipuçları elde etmek demektir.
Yalçın Akdoğan’dan söz ediyorum...
Yani Yeni Şafak’ta “Yasin Doğan” takma ismiyle yazan yazardan...
* * *
Yasin Doğan, dünkü Yeni Şafak’ta “Gel de Anla” başlıklı bir yazı yazmış.
Yazıda iktidarın anlamak zorunda bırakıldığı kesimleri sıralıyor: “Yüzde 42’yi anla, beyaz Türkleri anla, MHP’lileri anla, BDP’lileri anla, Alevileri anla, kaygılıları anla, korkanları anla...”
Ardından da “Anla, anla da nereye kadar birader” tarzı bir tavır koyuyor.
İktidarın anlamak zorunda bırakıldığı kesimlerin ne denli irrasyonel insanlar olduğunu söylüyor.
İşin bu kısmı da gayet sorunlu ama ben asıl Yalçın Akdoğan’ın şu cümlesine takıldım.
“Doğruyu bildiği halde yanlışı tercih eden bir insanla empati yapmak ne fayda sağlar?”
Bu cümleden benim anladığım şu:
Ortada apaçık ve tek bir doğru var, fakat birtakım insanlar doğruyu bildikleri halde yanlış yapıyorlar.
* * *
Demek ki Yalçın Akdoğan’a her şeyi baştan anlatmamız gerekiyor.
Ve işe “Bir tek doğru yoktur... Herkesin kendine göre doğruları vardır” diye başlamamız gerekiyor.
Evet, tek doğru yoktur.
İnsanların bulundukları yere göre değişen, baktıkları yere göre değişen doğruları vardır.
Bu yüzden birimize doğru gelen, başka birimize doğru gelmez.
Doğrular kimsenin tekelinde değildir.
Eğer doğru, Yalçın Akdoğan’ın sandığı gibi net ve tek olsa idi...
Farklı bakışlar, farklı yaklaşımlar olmazdı.

Liberal aydın etkisi

Biri bana bu fotoğrafı izah edebilir mi lütfen

AMACIM fitne fesat çıkarmak değil.
Sadece ve sadece anlam verememek...
Türkiye, dış politikada Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu sayesinde müthiş bir oyun kurucu ülke halini almamış mıydı?
Sözümüz dinlenmiyor muydu?
Arap sokaklarına hâkim değil miydik?
Nerede bir ihtilaf çıksa Davutoğlu oraya koşup ağırlığını koymuyor muydu?
Peki o halde...
Nasıl oluyor da bu fotoğrafta...
Hizbullah Lideri Hasan Nasrallah, Türkiye gibi etkili ve oyun kurucu bir ülkenin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu değil de Katar’ın Dışişleri Bakanı’nı daha fazla muhatap almış gibi görünüyor?
Neden Ahmet Davutoğlu, bir numaralı muhatap olarak yansımıyor?
Neden Ahmet Davutoğlu, Nasrallah’ın danışmanının tam karşısında oturuyor?
Neden Nasrallah’ın hemen yanı başındaki koltukta Ahmet Davutoğlu yok?
Türkiye’nin yanında Katar da neymiş?

X