GeriSevin TURAN Yemek için vaktiniz var mı?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yemek için vaktiniz var mı?

Çin'in Henan eyaletinde bulunan Sui Kasabası Lisesi'nin yemekhanesinde masaların etrafında sandalye bulunmadığını biliyor muydunuz? Daha doğrusu sandalye varmış da geçtiğimiz yıl yaz tatilinin ardından kaldırılmış. Bunun sebebi öğrencilerin yemek saatlerinde uzun uzun oturup zaman kaybetmesini önlemek ve orada harcayacakları fazladan 10-15 dakikayı ders çalışarak geçirmelerini sağlamakmış.

Okullar açıldıktan kısa bir süre sonra ülke basınında haber olan bu karara hem Çin'den hem de başka yerlerden çok sayıda eleştiri gelmiş. Özellikle doktorlar akademik başarı için çocukların sağlıklarının feda edildiğini belirterek, bu durumun bir ömür boyu sürebilecek kronik hastalıkların kapısını araladığını söylemiş.

Bunları geçtiğimiz hafta sonu Financial Times'da yayımlanan "Gerçekten iyi yemek yiyemeyecek kadar meşgul müyüz?" başlıklı yazıda okudum. Yazıyı kaleme alan Bee Wilson, Çin'de çocuklara dayatılan bu ayaküstü yeme alışkanlığının ilk bakışta biraz şoke edici olmakla birlikte aslında günlük hayatımıza çok da uzak olmadığını belirtiyordu.

Sonuçta çoğumuz kahvaltımızı, hatta öğle yemeklerimizi yolda ya da bilgisayarımızın başında atıştırıp aradan çıkarıveriyoruz. Akşam yemeğini yerken bir yandan gözümüz televizyonda haberleri, dizileri izliyoruz. Çünkü yemeğe ayıracak vaktimizin olmadığını düşünüyor, karnımızı başka bir şeyler yaparken doyurmaya çalışıyoruz. Wilson da bu durumu hatırlatarak, "On yıllar boyunca insanlar modern yaşamın yemek yapmak için yeterli zaman bırakmadığından yakınıyordu. Şimdi çoğu zaman yemek yiyecek zamanımız bile olmamasından endişe etmeye başladık" diyor.

KAHVALTI GEVREĞİ ZAHMETLİ MİDİR?

Wilson'ın yazıda aktardığı çok ilginç veriler var. Örneğin kahvaltılık gevrekler dünyayı Amerikan filmleri ve dizileriyle tanıyan bizim nesil için hızlı ve pratik kahvaltıyla eş anlamlıdır. Reçelleri, peynirleri sofraya getirmenin, çay demlemenin, ekmek kızartmanın, domatesi salatalığı yıkayıp doğramanın, yumurta haşlamanın zaman aldığı Türk kahvaltısına nazaran göz açıp kapayana kadar geçecek bir sürede kahvaltı hazırlanabilir.

Ancak bir pazar araştırma şirketinin 2015 yılında yaptığı çalışmada, 2000'lerde doğanların yüzde 40'ı gevreğin çok zahmetli bir kahvaltı seçeneği olduğunu çünkü yedikten sonra kaseyi yıkamak gerektiğini söylemişler. Bununla doğru orantılı olarak sadece İngiltere'de kahvaltı gevreği satışlarında 2015-2016 döneminde 78 milyon sterlinlik bir gerileme yaşanmış.

Wilson, zamansızlığın ya da zamansızlık algısının yeme içme alışkanlıklarımızı kökünden değiştirdiğini ve hiçbir zaman tam olarak niyetlendiğimiz şeyleri yiyemememize sebep olduğunu öne sürüyor. Daha az yemek pişiriyor, yediklerimizden daha az keyif alıyor ve buna karşın daha çok yiyecek (kalori de diyebilirsiniz) tüketiyormuşuz, özellikle de hazır gıdaları.

Wilson yazısında 10 dakika içinde yenen bu yemeklerin çoğunun da en fazla 20 dakikada pişen hatta pişmiş gelip mikrodalgada ısıtılan market ürünleri olduğunu anlatıyor.

UZUN SOFRALAR, TEFERRUATLI YEMEKLER

Bu gelişmelerin çok sayıda sonucu var ve olacak tabii. Tüketim alışkanlıklarımızın değişimi sağlığımızı da etkiliyor, örneğin. Sindirim sistemimizden dolaşım sistemimize vücudumuzun birçok bölümü olumsuz etkileniyor bu durumdan. Ama benim için en çarpıcısı bir ritüel, bir tören olarak yemek yapmanın ve yemenin kaybı ihtimali oldu.

Geniş ailelerin ya da kalabalık arkadaş gruplarının uzun saatler boyunca oturduğu masalara, güle söyleye yediği yemeklere bayılırım ben. Ferzan Özpetek'in filmlerindeki gibi kalabalık mutfaklardan çıkan renkli yemeklere, masaları birbirine ekleye ekleye kurulan sofralara hayranım.

Çocukken bayramlarda yetişkinlerin oturduğu masaya sığamadığımız için kurulan "çocuk masası"nda kuzenlerle yediğimiz yemeklerin tadını unutamam. En sevdiğim yemekler konu komşu bir araya gelip sarılan dolmalar, çoluk çocuk hep beraber katlanan mantılardır.

Bütün bunları zamanımız yok diye, daha doğrusu öyle zannettiğimiz için kaybettiğimizi bir düşünsenize... Çok üzücü değil mi? Hele bizimki gibi yemeğe, özellikle de birlikte yenen yemeğe önem veren, nefis tariflerini nesilden nesile aktaran, gelen misafiri önüne iki lokma koymadan göndermeyen toplumlar için.

Bunun önüne geçmenin yollarını hep birlikte bulmamız lazım. Yoksa en kıymetli sofralar bile bilgisayar başında atıştırılan sandviçlere, ayaküstü yenen simitlere dönüşecek.

 

Wilson'ın gıda devriminin hayatlarımızı, bedenlerimizi ve dünyamızı nasıl şekillendirdiğini incelediği "The Way We Eat Now" isimli kitabı kısa bir süre önce piyasaya çıktı. Meraklısı için bu notu da düşmüş olayım.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle