GeriKoray Günyaşar İçimdeki küçük çocuğa yeni nesil iftariyelikleri anlattım
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İçimdeki küçük çocuğa yeni nesil iftariyelikleri anlattım

“Ramazan başlayalı henüz birkaç gün oldu.”

Bu herkesin malumu olan bilgiyi içeren cümleyi mahsus böylesine dümdüz, sanki kimse bilmiyormuşçasına, herkes durumdan habersizmiş gibi en başa yazdım. Ne zaman şehre bayram gelse, ramazan başlasa ya da bir tencereden davetkar bir dolma kokusu gelse çocukluğum beni kalemimden tutup geçmişten bir yazı yazmaya iter. Ancak o küçük çocuğu sakince bir kenara oturtup, ona son yıllarda git gide beni boğmayı başaran, özensiz, ticari iftar sofralarının tehlikelerinden bahsetmek istiyorum. Evet, ramazan başlayalı henüz birkaç gün oldu ve ramazan ruhundan uzak iftar sofralarına dair şikayetler ortalığı kasıp kavurmadan önce tahmin ediyorum sadece birkaç günümüz var…

İşini doğru yapanları her zaman olduğu gibi tenzih ediyorum tabii ama iftar sofralarının pek çok restoran için tamamen ticari bir hamle alanı haline gelmesinin tarihi aslında çok eski değil… Sosyal medyanın etkisinden tutun, kış aylarında saat 17’de kurulan iftar sofralarının yerini yaz ve baharla birlikte akşam saati sofralarının almasına kadar pek çok sebepten söz edebiliriz. Sebepler ne olursa olsun, bu “ticari” yaklaşım halinin oldukça köklü tarih ve geleneklere sahip iftar sofralarının ruhundan bir parça koparıp götürdüğü kesin…  Oysa sıcacık bir ramazan pidesinin kokusu, hafif bir güllacın lezzeti bile ramazan sofralarını özlemek için yeterli olacak sebeplerden sadece bir ikisi… Bu basit ama etkili tatların yarattığı, ramazan ruhuyla uyumlu mütevazı ama asaletli sofraların yerini git gide açık büfe mantığındaki iftar sofralarının almaya başlaması sizi rahatsız etmiyor mu? 40 kişilik mekana itiş kakış 60 kişiyi sokarken etkili servis vermeyi başarmanın imkansızlığını göz ardı eden işletmeciler yok mu? Kimileri sırf dışarıda ünlü bir mekanda boy göstermek adına normalde yemek servisi bile yapmayan mekanlara orucunu açmaya gitmiyor mu? “Bir ayda cebimizi doldurduk doldurduk, yoksa işler kesat” mantığıyla özellikle tarihi dokunun belirgin şekilde hissedildiği il ve ilçelerde ramazan ahlakına ve güzelliğine uymayan pek çok sofra ile karşılaşmıyor muyuz?

İftar sofralarında 700 yıl önce de var olan baklava, halen başköşede kendisine yer bulmayı başarıyor ama 10 yıl önce adından dahi söz edilmeyen kurumuş “tost peyniri”nin yan tabaktaki komşuluğundan memnun olduğunu sanmıyorum. Tel tel dökülen tereyağlı pilavın, dilimlenmiş kurumuş salamın arkadaşlığından keyif aldığını, sıcacık Uşak usulü tarhana çorbasının sadece göz boyamak için tabaklara doldurulmuş talihsiz ve içi geçmiş domates ve salatalıkların durumuna sevindiğini hiç ama hiç düşünmüyorum.

İçimdeki küçük çocuğa diyorum ki “Senin zamanında sıcacık bir çorbayla, bir pilavla, bir fasulyeyle, biraz zeytin ve peynirle seyran olurdu iftar sofraları…”

Aynadaki koca adama diyorum ki “Kişi başı 130 lira istiyorlar öylesine masaya konulmuş bir iftar menüsüne...”

Oysa ramazan başlayalı henüz birkaç gün oldu…

Yorumları Göster
Yorumları Gizle