"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Levent Kırca'ya hiç yakışmadı

ALLAH aşkına şu yaptığı Levent Kırca’ya yakıştı mı?

Sen ki, bu ülkenin yetiştirdiği en popüler komedyenlerden birisin.
Sen ki, bütün hayatını, en popüler, hatta zaman zaman, popülerin de altına inen “Gag”larla, mahalle parodileri ile kazanmışsın.
Sen ki, Hülya Avşar’la aynı mahallelere seslenmiş, aynı insanların kalbini kazanmışsın.
Sen ki, onunla aynı yerlerden gelmiş, aynı Yeşilçam’ın, aynı televizyon kanallarının  ekmeğini yemişsin.
Şimdi kalkmışsın, “Hülya Avşar Altın Portakal’da jüri başkanı olursa, ben jüriden çekilirim” diyorsun.
Ee bu mantıkla bakarsan, belki sen varsın diye Hülya’nın jüri başkanlığından çekilmesi de gerekirdi.
Öyle mi?
Hayır, ikiniz de orayı hak eden insanlarsınız.

* * *

Söyle Allah aşkına, sen kime tavır koyuyorsun?
Türk sinemasına mı? Bugün Ortadoğu’yu, Balkanlar’ı, orayı burayı fetheden Türk filmlerinin geldiği mahalleyi, yani Yeşilçam’ı boykot ediyorsun?
Nedir bu Hülya Avşar’ı küçümsemeler, burun kıvırmalar...

* * *

Bir bakın o Hülya Avşar’ın İbrahim Tatlıses’le oynadığı filmlerdeki yüzüne, bakışlarına...
Bir insanın sadece yüzüyle bile oynayabileceğini ispatlayan o filmleri yeniden seyredin.
Bakın bakalım var mı bu Türk sinemasında kameraya o kadar güzel bakan, yüzüyle oynayan  bakışlarıyla fetheden bir aktris.
O Türkiye’nin Claudia Cardinale’sidir. Sophia Loren’idir.

* * *

Ve düşünün. Otuz yıl boyunca sinemada zirvede kalmış, filmleri iş yapmış.
Hayatını sinemadan ve televizyon şovlarından kazanmış.
Üstelik sadece oynamamış, konuşmuş, tavır almış bir sanatçı.
Türkiye’nin en büyük seslendirme sanatçısı. O konuştu mu gündem oluyor.
Erkek egemen bir toplumda, kadın olarak diklenmiş, eleştirileri elinin tersiyle iterek, en kadınca samimiyeti de dile getirmiş, seslendirmiş.
Kürt meselesinde de aidiyetini açıkça ifade etmiş bir sanatçı.

* * *

Sevgili Levent Kırca, neye karşısın sen kardeşim.
Hülya Avşar’ın mı jüri başkanı olmasına, yoksa diklenen, kızdıran, kafa tutan bir kadının mı.
Ayıp oldu... İnan çok ayıp oldu.

* * *

Ve Hülya Avşar’a destek verdiğin için helal olsun sana sevgili Tarık Akan...
Demek ki Hababam Sınıfı Türk sinemasının popüler damarını ciddiye alan böyle bir sanatçıyı da mezun etmiş.
Ben de onun gibi buradan ilan ediyorum:
Jüri başkan adayım banko Hülya Avşar’dır.
Onu jüri başkanı yapanlara da helal olsun diyorum.
Sinema bir halk sanatıysa, bu mahallenin en güzel “Fahriye Ablası” o jürinin başkanlığına yakışır.
O Hülya Avşar’dır ve tanırsanız anlarsınız ki.
Olağanüstü bir kadındır...

SAYIN BAŞKAN İÇİNİZ  HÂLÂ ÇOK RAHAT MI

BUNDAN bir süre önce Ankara’da TOBB Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencilerine bakın ne diyordu:
“Benim de telefonlarım dinleniyor. Ben rahatım, çok rahatım. Niye? Çünkü herkesin dinleniyor...”
Hemen altında ise şöyle devam ediyordu:
“Bunların olmaması lazım. İnşallah günün birinde olmaz. Hepimiz rahatsızız bundan. Hukuki değil, yasal geçerlililği de yok.”

* * *

Bu sözleri söyleyen kişi Danıştay Başkanı Hüseyin Karakullukçu’ydu. Tuhafıma gitmişti bu sözler.
Danıştay Başkanı çıkıp, “Ben rahatım, çok rahatım” diyebilir mi...
O öyle diyor, hükümetin bir bakanı çıkıp, “Telefonumun dinlenmesi beni rahatsız etmiyor. Çünkü saklayacak bir şeyim yok” diyor.
Ülkenin ana muhalefet partisinin seçilmiş üyesi Bakan’a, kaç kişinin dinlendiğini soruyor.
Bir rakam alamıyor.
Sonra dünkü Milliyet’te önümüze bir haber düşüyor.
Bir mafya üyesinin telefonu dinlenirken, Danıştay Başkanı ile yaptığı konuşma da dinlemeye takılmış.
Ne demiş, neler söylemiş bilmiyoruz.
Ama “dinlemeye takılmanın” bile suç gibi kabul edildiği bir ülkede yaşıyoruz artık.
Demokratik ülkelerde, telefon dinlemeleri delil değildir. Somut delilleri destekleyen unsurlardır.
Ama bizde artık somut delil gibi görülmeye başladı.

* * *

Yargımızın en üst şahsiyetlerinden biri, hukuk öğrencilerine “Ben rahatım, çok rahatım” diyor.
Onların da rahat olmasını istiyor.
Öğrencilerden biri de çıkıp sormuyor:
“Sayın başkan, sizin mahrem kalmasını istediğiniz hiçbir konuşmanız yok mudur? Eşiniz, arkadaşınız, sevgiliniz, şunuz bunuz yok mudur? Üç-beş mahrem laf etmek isteyeceğiniz kimseniz yok mudur? Nasıl rahat olabilirsiniz?”
Sonra bir gün bir konuşma, hatta başka birinin konuşmasına takılma, hayatınızı karartacak bir hakikat olarak önünüze konuyor.

* * *

Öğrenci değilim ama buradan sormak isterim:
“Sayın başkan içiniz hâlâ çok rahat mı...”

X