Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Levendlerden hasret şiirleri

    Hürriyet Haber
    15.12.2000 - 00:00 | Son Güncelleme: 15.12.2000 - 00:01

    İmparatorluk topraklarının ücra köşelerinde yazılmış şiirlerin, yapılmış duvar resimlerinin, yakılmış şarkı ve türkülerin hemen hepsinin ortak bir noktası vardır: İstanbul hasreti... İşte, bu şiirlerden biri, 17. asırda Cezayir'de yaşamış olan Kuloğlu adındaki bir şair levendin yazdıkları: Şiir, şimdi Cezayir Milli Kitaplığı'nda bulunan bir defterde elli kadar başka şiirle beraber yeralıyor.

    Eski imparatorluk topraklarının ücra köşelerinde yazılmış şiirlerin, yapılmış duvar resimlerinin, yakılmış şarkı ve türkülerin hemen hepsinin ortak bir noktası vardır: İstanbul hasreti...

    Uzak topraklarda inşa edilmiş bir binanın yüksek tavanlarını bazan bir İstanbul manzarasının süslediği görülür. Manzara hayalidir, hatta İstanbul'a da hiç benzemez ama ilk bakışta oranın İstanbul olduğunu, resmin o hep hasreti çekilen başkenti gösterdiğini anlarsınız.

    Bugün artık Türkiye sınırlarının dışında kalmış eski Osmanlı viláyetlerinin kitaplıklarındaki elyazması şiir defterleri ve günlükler de böyledir. Bir kısmı levendlere yahut yeniçerilere ait olan bu elyazmaları bir çeşit akıl defteri gibidir ve içlerinde herşey yazılıdır. Aşk şiirleri hasret mektuplarıyla, barut ölçüleri frenk uyuzunu tedavi edecek iláçların reçeteleriyle biraradadır. Bir yanda İstanbul vardır, vardır, bir yanda da askerliğin getirdiği sert hayat şartlarının gerçekleri...

    İşte, bu şiirlerden biri, 17. asırda yaşamış Kuloğlu adındaki bir şair levendin yazdıkları... Şiir, şimdi Cezayir Milli Kitaplığı'nda bulunan ve vakti zamanında bir levende ait olduğu ilk bakışta görünen bir defterde elli kadar başka şiirle beraber yeralıyor ve 'Kuloğlu' bakın neler yazıyor:

    'Bád-ı sabá (sabah rüzgárı) İslámbol'a varırsan / İşte Cezayirli geldi diyesin / Arza girip padişahı görürsen / Káfir gemilerin aldı diyesin // Yetişip ardından ortaya alıp / Balyemez topların üstüne salıp / Bayrağın ters dikip aman dileyip / Yezidler mikdarın bildi diyesin // Kılıcın kemend atmış solunda / Seksen dirhem tüfenk atar kolunda / Kimi merhum oldu gaza yolunda / Kimi Hakk'a teslim oldu diyesin // Deryáya çıktılar gaza kasdına / Gani Mevlá'm saldı şikár üstüne / Her birisi seyfin (kılıcını) alıp destine (eline) / Hazret(i) Ali gibi saldı diyesin // Selám olsun bizden dosta, yárána / Sevdiğini sinesine sarana / Kuloğlu'nun ahválini sorana / Dört duvar içinde kaldı diyesin'

    Ezme tavuk çorbası

    Tavuk tencerede kaynatılır ve ilk kaynamadan sonra köpüğü alınır ve az ateşte 1,5 saat boyunca pişirilir. Ateşten indirilip kemikleri ayıklanır, etleri iyice ezilir. Pirinçunu tereyağında kavrulduktan sonra azar azar tavuk suyu iláve edilir, telle karıştırılır ve ezilmiş tavuk eti bu suya iláve edilir. Bir tepsiye ufak kesilmiş ekmekler yerleştirilir, üzerlerine rendelenmiş kaşer serpilir, fırında on dakika kadar kuruyacak şıkilde pişirilir ve çorbayla beraber servis yapılır. İsteyen, çorbayı peynirli francalaları içine atarak da içebilir.

    Vehim ve şüphe insanı kötü işlere götürür

    Vehim, şüphe ve zan, insanda hayaller meydana getirir, gizli şeyleri bilip anlamaya sevkeder, hatta şunun bunun aleyhinde konuşturur. Hucurat suresinin 12.áyetinde meálen 'Ey inananlar, sakının fazla şüphe etmekten; gerçekten de bazı zan ve şüpheler suçtur. Ve ayıplarınızı, gizli işleri arayıp gözetmeyin ve bir kısmınız bir kısmınızın gıyabında kötülüğünü de söylemesin. Biriniz ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi, tiksindiniz değil mi' denmektedir.

    Vehim, olmayan birşeyin olduğunu, yahut olacağını, olmuş, yahut olacak birşeyin olmadığını, olmayacağını sanmaktır.Vehimin benzeri olan şüphe ve zan da herhangi birşeyde işkillenmektir ve çok defa sakınılan, istenmeyen şeyler, bazı kere de arzu edilen, istenen şeyler hakkında olur.

    Vehim de, şüphe de, zan da, insanın fikrinde hayaller meydana getirir. Kişiyi araştırmaya, gizli şeyleri bilip anlamaya sevkeder, hatta bilir bilmez, şunun bunun aleyhinde konuşturur. Bu yüzdendir ki Hucurat suresinin 12.áyetinde meálen 'Ey inananlar, sakının fazla şüphe etmekten; gerçekten de bazı zan ve şüpheler suçtur. Ve ayıplarınızı, gizli işleri arayıp gözetmeyin ve bir kısmınız bir kısmınızın gıyabında kötülüğünü de söylemesin. Biriniz ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi, tiksindiniz değil mi? Ve çekinin Allah'tan, şüphe yok ki Allah tövbeleri kabul eder, rahimdir' denmiş, zan ve şüpheyle, araştırmak ve aleyhte bulunmak beraber anılmıştır.

    Mevlána da Mesnevi'sini zan ve şüpheyi ortadan kaldıran, bunların meydana getirdiği karanlık hayalleri gideren ve aydınlatan bir ışığa benzetir, ancak bu ışığı hayvani duyguyla, yalnız kendini, kendi geçimini düşünen nefis duygusuyla görmenin mümkün olmadığını bildirir ve surelerden áyetler verir: Tin suresinin 4-5. ayetlerine dayanarak insanın en güzel bir yaratık olduğu halde, insanlık şerefini, inancı, gerçeği görmeyi, düşünmeyi, duymayı yitirenlerin, 'Aşağılıkların en aşağısı' olan hayvanlık durağında olduklarım söyler, A'raf suresinin 'Andolsun ki biz, cinlerin ve insanların çoğunu cehennem için yarattık; onların kalpleri vardır, düşünmezler onlarla; gözleri vardır, görmezler o gözlerle; kulakları vardır, duymazlar o kulaklarla. Onlar, dört ayaklı hayvanlara benzerler; hatta daha sapıktık onlar; onlardır gaflette kalanların ta kendileri' meálindeki 179. ayetini hatırlatır ve Ya Sin suresinin 38. ayet-i kerimesinin 'Bu, üstün ve herşeyi bilen Tanrı'nın takdiridir' kısmını iktibas eder.

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı