Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Levazımatçı

İsevi Batı’da cenaze işi öyle fahiş fiyata mal olur ki, ister istemez mangırı toka etmek zorunda kalan merhumun karısı - kocası, çoluğu çocuğu, soyu sopu, öbür tarafa gidene rahmet okumak yerine haniyse beddua okur.

AYNEN tercüme ediyorum, Japonya mahreçli kısa ajans haberi şöyleydi:

‘Hokkaido Adası’ndaki küçük kasabada cenaze levazımatçılığı mesleğini icra eden Nobohiko Takahaşi, cinayet itirafında bulundu ve karakola teslim oldu.

Takahaşi sorgulama sırasında, ikinci derece akrabadan halası olan yaşlı bir kadını, maktulün defin işlemini üstlenebilmek ve böylelikle iflas eşiğine gelmiş tabut dükkanını kurtarabilmek için zehirleyerek ödürdüğünü bildirdi.

Nobohiko Takahaşi, kimsenin cinayeti fark etmediğini, fakat naaş evininin önünden geçtiği sırada, ihtiyar halanın kaldığı yurt müdiriyetinin cenazeyi kasabadaki rakip şirkete havale ettiğini anladığını söyledi.

Katil, polistesi ifadesine, buna dayanamayarak teslim olduğunu ekledi.’

*

KENDİ hesabıma itiraf edeyim ki, fi tarihinde bir müddet orada kalmış olmama rağmen ben, Güneş İmparatorluğu’nda da Hıristiyan ülkeler gibi bir cenaze levazımatı sanayiinin mevcut olduğunu bilmiyordum.

Çünkü, eh eğer Takahaşi Bey defin işlemini kopartarak iflastan kurtulabilmek için işi halasını öldürmeye vardırdıysa, demek ki Japonya’da da bu meslek sözünü ettiğim ülkelerdeki gibi pek bir para getiriyor.

*

EVET evet, İsevi Batı’da cenaze işi öyle fahiş fiyata mal olur ki, ister istemez mangırı toka etmek zorunda kalan merhumun karısı - kocası, çoluğu çocuğu, soyu sopu, öbür tarafa gidene rahmet okumak yerine haniyse beddua okur.

Zaten artık yavaştan yavaşa adete dönüşmeye başladı, hayat sigortası yapan şirketler ‘Tabut paranızı şimdiden kendiniz hazırlayın da, yakınlarınızdan ‘gebermenin zamanı mıydı’ türü lanet işitmeyin’ gibisinden reklamlar yayınlıyor.

Aslında gerçek, oralarda tedbirli davranıp böyle bir sigorta edinmekte yarar var.

Zira dediğim gibi, hısımlarınızın cüzdanı sizin yüzünüzden yassılaşmayacağı için, artık kilise mihrabı önünde mi, yoksa krematoryum fırını başında mı olur orasını çıkartamayacağım ama, en azından küfürle değil hayırlı yad edişle uğurlanırsınız.

Çünkü şu kesin, cellatlar gibi mesleği kuşaktan kuşağa ve sülaleden sülaleye devam ettirip ettirmediklerini bilmediğim bu cenaze levazımatçıları, icra-i sanatla da uyuşuyor, leş kargası olarak üşüşür ve merhumun familyasını soyup soğana çevirirler.

*

KABUL, tabii ki Hıristiyan, Müslüman, Yahudi, Allah hepimize geçinden versin ama eh işte kaçış yok ve farz edin ki, gayet sevdiğiniz bir insan, modern zamanlarda artık çoğu defa olduğu gibi hastane yatağında son nefesini vermiştir.

Ayak başparmağında kimlik etiketi, aşağı morgun masasına uzandırılmıştır.

Batı ülkelerindeki cenaze levazımatçıları ‘İşte sana yeni müşteri geldi’ diye rakiplerine değil de kendilerine telefon açması için mutlaka bu morg hademelerine yüzde veriyor, çünkü o ne, siz hüngür hüngür ağlayarak daha merhumun hastane dolabındaki ötesini berisini toplamaktayken, iyot kokan odadan içeri, gri kostümüne gri kravat ve ablak suratına sahte hüzün takmış bir ‘akbaba’ giriverir.

Aynı sahtekarlıkla ‘En derin taziyetlerimi bildiririm’ girizgahını yaptığında ise önce, mendebur herifin, merhumun sağılığında sizin tanımadığınız bir arkadaşı olduğunu düşünür ve ‘Nasıl bu kadar çabuk öğrendi’ diye hayretlere düşersiniz.

Ancak tabii, ‘Bu acılı ve elemli gününüzde, defin işlerinizi kolaylaştırmak için şu kadar senedir hizmet veren tecrübeli firmamız emrinize amadedir’ dediğinde, Vehbi’nin kerrakesi ortaya çıkıverir.

Hadi amade ol bakalım.

*

OL da, sanki bizim rahmetli kamyonet arkasında çukur yolculuğuna değil de devasa transatlantikle Karaipler sefasına çıkacakmışçasına herifçioğlu sıralıyor.

Kamara kategorisi gibi birinci sınıf, ikinci sınıf, üçüncü sınıf diye gidiyor.

Şu sınıfın tabutu lüks abanoz ağacındanmış da, bu sınıfın yatağı vatkalı kapitone kumaştanmış da, o sınıfın cenaze pikabı ‘Cadillac’ markadanmış da... Tabii, normal bir insanın normal bir zamanda bütün bunları, ‘Elinin körü! Ulan görücüye çıkmıyor, kara toprağa giriyor’ diye terslemesi gerekir ama, acının şok etkisi bir yandan, ‘Hiç bunu ondan esirger miyim’ duygusu diğer yandan, gazete ilanının en iri punto harfleri ve kilise ayininin en kalabalık zangoçları kapsaması dahil, leş kargası ne söylerse siz ‘evet’ cevabını vermektesiniz.

Üstelik, Batı’da adet olduğu üzere, vampir baykuş ‘İsterseniz onu da biz düzenleyelim’ diye eklediğinden, mezarlıktaki definden sonra lokantada verilecek yemek mönüsünü bile ‘ölü soyguncusu’na bırakmış ve şişe etiketi anasının nikahı şaraplara dahi ‘he’ demişsiniz.

Cenazenin kalkacağı sabah gelecek faturayı umursamadan da, iki gözünüz hálá iki çeşme, ‘sipariş’in altına imzayı çakıvermişsiniz.

*

SONRASININ ne tür seyir izleyeceğini yukarıda anlattım ve Nobohiko Takahaşi türü cenaze levazımatçıları hariç, Allah tekrar hepimize gecinden versin...
X