"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Leopar kuyruğu

Ertuğrul ÖZKÖK

Her şeyden önce filminin adını çok sevdim. ‘‘Leopar Kuyruğu...’’ Turgut Yasalar, benim ve kuşağımın hayatını yakından ilgilendiren bir dönemi anlatıyor.

Film, idam mahkûmu arkadaşlarını kurtarmak için bir Amerikalı eri kaçıran beş arkadaşı anlatıyor.

Tabii gönderme yapılan olay, tarihimize Kızıldere olarak geçen eylem.

* * *

Şimdi derin bir tartışma yaşanıyor.

Bazı 68 sözcüleri, o dönemde yaşanan olayların ‘‘beş şaşkın gencin’’ bir günlük macerasına indirgenemeyeceğini söyleyerek, Turgut Yasalar'ı yerden yere vuruyorlar.

Olabilir.

68 derin bir efsanedir. Ve her derin efsane, ancak müritler veya düşmanlar yaratır.

Müritler de, düşmanlar da ancak kendi gördüklerini görebilirler.

Dünkü Hürriyet'te Berran Tözer'in, Turgut Yasalar'la yapılmış bir söyleşisini okudum.

İlavenin editörü, Turgut Yasalar'ın iki cümlesini spota çıkarmış.

Bu cümleler, bana göre, Türkiye'nin demokrasi kültürünün olabilecek en anlamlı fotoğrafıydı.

İşte beni çok etkileyen o iki cümle:

‘‘Geçmişte sol adına yaşanmış şeyleri birileri kalkıp ters taraftan okumaya kalkıyorsa buna tahammül etmeyi öğrenmek lazım.’’

Bunun hemen arkasından en önemli tespit:

‘‘Hani nasıl bir resmi tarih var ve bunun dışındaki bütün okumalara saldırıyorsa devlet, bunun da aynı derecede sansürcü bir zihniyet olduğunu düşünüyorum.’’

* * *

Yıllardır düşündüğüm, yaşadığım, etkilendiğim bir gerçeği ilk defa bir aydın bu kadar samimi ve cesur biçimde dile getiriyor.

Resmi tarih düşmanlarının, kendi egemenlik alanlarında daha resmi tarihçi hale gelmesi, düşünce iklimlerinin en tehlikeli virüsüdür.

Ve ne yazık ki, bu virüs zihinsel bir AIDS gibi bütün düşünce tarihimize marazi bir hastalık olarak yerleşmiştir.

Put kırmak için yola çıkanlar, bir gün kendilerini put imalat atölyelerinin kalfası olarak bulmuşlardır.

İşte bu yüzden Türk entelijensiyası 68 putlarını kıramamış, 70'lerin gaddar ve despot terörizmine affedilmez bir fetva vermiştir.

O sol, kendi kendine şu soruyu soramamıştır?

68'liler masum muydu? Belki evet.

Peki masum olmak, ille de günahkâr olmamak anlamına mı geliyordu?

Hayır gelmiyordu.

İlk günahın bir yerlerde çıkarılamaması, Türkiye'yi 1970 felaketine götürdü.

Bu ülke 12 Eylül darbesinden önce, sağda ve solda sivil faşizmlerini yaşadı.

Resmi tarihlerin dışına çıkmanın, vurma nedeni sayıldığı bir sivil totaliterlik hepimizi iğdiş etti.

Ne yazık ki bunu kendi kendimize bile itiraf edemedik.

* * *

Şimdi gelin hiç olmazsa şu soruyu kendi kendimize soralım:

Bu günahları çıkarmadan, böyle filmleri çeken insanları hangi hakla eblehlikle suçlayabileceğiz?

Onlar hiç olmazsa samimi.

‘‘Bu benim gerçeğim’’ diyebilecek kadar cesur ve samimi.

Bizlerse bütün gençliğimiz boyunca, kendi gerçeğimizin olduğunu keşfedemedik. Üstelik ‘‘Empoze edilmiş gerçeğimizin dışına çıkamayacak’’ kadar korkaktık.

Ezilmiş, korkutulmuş, ürkütülmüştük.

Oysa birisi çıkıp şunu rahatlıkla söyleyebiliyor:

‘‘Evin pisliğini süpürüp, halının altına tıkmayalım.’’

Evet tıkmayalım. Çünkü çöp orada duruyor. Duruyor ve birikiyor.

* * *

Turgut Yasalar, ‘‘Eleştiriye ne kadar tahammüllü olursak yarın için o kadar iyi bir sol hayal edebiliriz’’ diyor.

Doğrusu ben bu güzel sözleri o yıllarda çevremdeki kimseden işitmemiştim.

Bize sadece, resmi tarihe dönüş izni olan, özeleştiri denilen o zabıtları imzalama hakkı tanınmıştı.

O yüzden ben, 68'in kahramanlarını, düşünce ve eylemlerinden çok, zaafları ve insani yanları ile hatırlamayı tercih ediyorum.

Yasalar da o yüzden doğru olanı yapmış.



X