GeriSeyahat Lefkoşa- Girne- Güzelyurt
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Lefkoşa- Girne- Güzelyurt

Lefkoşa- Girne- Güzelyurt

Kuzey Kıbrıs’ın sorunlu coğrafyası aynı zamanda onun turizmdeki geleceği de. Plajları, bahçeleri, dağları, vadileriyle Kuzey Kıbrıs tam anlamıyla şaşırtıcı. Tatlı dilli, konuksever, eli açık Kıbrıslı Türkler, Akdeniz’deki bu adanın onlara verdiği sükûneti hakkıyla taşıyor ve bunu tüm misafirlerine yansıtıyorlar. Birçok ziyaretçi için Kıbrıs, bir zevk ve sefa beldesi. Bol yemek, şarap, geç saatlere kadar eğlence ve 24 saat açık kumarhaneler...

KUZEY KIBRIS Ona bir şans tanırsanız kumarhanelerin ışıltısından daha göz alıcı seçenekler sunabilir

Dünya ülkeleri tarafından, adı daha çok ‘’sorun’’uyla birlikte anılan bir ada... Zengin ve uzun tarihine rağmen, sadece 14 yıl bağımsız bir bütünlük içinde, bir millet olarak var olabilmiş. Asırlardan beri birçok medeniyetin yerleşimi olan Kıbrıs, stratejik öneminden dolayı, bugün hálá dış güçlerin kontrol etmek istediği bir bölge. Türkler’in güneyi, Rumlar’ınsa kuzeyi yok. Eski dostluklar neredeyse hiç yok. Toplam bir milyonluk bir nüfus içinde politik karmaşa... 20 Temmuz 1974’teki askeri harekatın ardından gerçekleşen bölünmede iki ‘’taraf’’ın da yaşamında çok şey değişti. Bir yanda Güney Rum Kesimi ekonomik düzelme gösterirken, diğer yanda Kuzey Kıbrıs, dünya ülkeleri tarafından tanınmayarak Türkiye’ye bağımlı bir hale geldi. Kuzey Kıbrıs’ın sorunlu coğrafyası aynı zamanda onun turizmdeki geleceği de. Kilometrelerce uzanan plajlardan kokulu portakal bahçelerine, karlı dağlardan yemyeşil vadilere, dingin manastırlardan gizemli kalelere, Kuzey Kıbrıs tam anlamıyla şaşırtıcı. Tatlı dilli, konuksever, eli açık Kıbrıslı Türkler, bütün politik olumsuzluklara rağmen, Akdeniz’deki bu adanın onlara verdiği sükûneti hakkıyla taşıyor. Birçok ziyaretçi için Kıbrıs, içinde kumarın da olduğu bir zevk ve sefa beldesi. Bol yemek, çeşit çeşit şarap, geç saatlere kadar eğlence ve 24 saat açık dev kumarhaneler... Bu, çoğumuzun tatil anlayışı olabilir. Ancak eğer Kuzey Kıbrıs’a bir şans tanırsanız, size kumarhanelerin ışıltısından daha göz alıcı seçenekler sunacağına emin olabilirsiniz.

LEFKOŞA

Dünyanın bölünen son başkenti

Yeşil Hat, Lefkoşa’yı güney ve kuzey olarak ikiye ayırıyor. Kuzeyi Türk, güneyi ise Rum tarafı. Her ne kadar bölünme 1974’te gerçekleşmişse de asıl sorunlar 1963’te EOKA’nın Türkler’e gösterdiği şiddetle başladı.

Bugün Yeşil Hat olarak bilinen sınır, bir İngiliz kumandanın adayı harita üzerinde yeşil bir kalemle bölmesi sonucu bu adı aldı. 1964’ten beri Birleşmiş Milletler Barış Kuvvetleri tarafından korunan ve denetlenen bu hat, 20 Temmuz 1974’teki askeri harekat sonrasında yapılan bir ateşkeş antlaşmasıyla resmileşti. Ancak bütün müzakerelere ve birçok yabancı garantör devlete rağmen, adanın politik durumu hálá belirsizliğini koruyor.

Saray Otel’in tepesinden bakıldığında, her iki tarafı da görmek mümkün. 40 bin nüfuslu Lefkoşa, adanın tam ortasında, Kuzey Kıbrıs’ın ticari ve politik başkenti. Yüksek binaların bulunduğu ve nüfusun yoğun olduğu güney tarafının yanında Kuzey Lefkoşa daha mütevazı duruyor. Ancak bu kent, turistik açıdan son derece ilginç ve ziyaretçilere Kıbrıslı Türkler’in konukseverliğinin en güzel örneklerini yaşatıyor.

İlk yerleşimin görüldüğü MÖ 7. yüzyıldan beri Ledra olarak anılan Lefkoşa, MÖ 3. yüzyılda Büyük İskender’in kumandanı I. Ptolemy Soter’in oğlu Lefkos tarafından Lefkoteon adıyla yeniden kuruluyor. Lefkoşa ismi ise 12. yüzyılda Templar Şövalyeleri ve Fransız asıllı Küdus Kralı Guy de Lusignan’ın devrinde kullanılmaya başlanıyor. Bu devirde Lefkoşa altın çağını yaşıyor. 1489- 1570 arasında kent, Venedikliler’in hakimiyeti sırasında önemini kaybediyor ve küçülüyor. Venedikliler, 1570’te II. Selim’in kenti ele geçirmesini engelleyemiyorlar. Bugün kentte, 400 yıl süren Türk hakimiyetinden kalma birçok Osmanlı eseri görmek mümkün.

Her ne kadar 1889’da İngilizler, adanın idaresini ele geçirdilerse de Lefkoşa başkent olarak varlığını devam ettiriyor. Kuzey Lefkoşa’nın merkezinde bugün hálá İngiliz idaresi devrine ait birçok yapı, orijinal mimarileri ve işlevleri korunarak kullanılmakta. Bunlar hemen Atatürk Meydanı’nın çevresinde.

YÜRÜYEREK GEZMELİ

Lefkoşa’yı yürüyerek gezmeli. Eski kente varmak hem kolay hem de keyifli. Eğer yolunuzu kaybederseniz, tek yapmanız gereken Venedik surları boyunca yürümek ve Girne Kapısı’nı bulmak. Buradaki turizm ofisinden harita, broşür ve bilgi alabilirsiniz. Girne Caddesi’nden güneye doğru ilerleyince Atatürk Meydanı’na varılıyor. Burada bankalar, dükkanlar ve oteller var. Meydanın doğusunda, Kuzey Lefkoşa’nın en ilginç görülecek yerleri, Korkut Efendi ve Selimiye bölgelerinde. Hemen güneyde, Yeşil Hat’a yakın dükkan ve restoranların bulunduğu trafiğe kapalı bir bölge var. Eski kentin batısında, Birleşmiş Milletler’in UNOPS Projesi kapsamında başarılı bir şekilde restore edilmekte olan evleriyle Karamanzade ve Arabahmet mahalleleri görmeye değer. Yeni kent ise Girne Kapısı’nın kuzeyinden Mağusa’ya doğru uzanıyor.

Kent surlarının Venedik kumandanlarının adlarını taşıyan 11 burcu var. Bunlardan Rokkas Burcu (Kaytaz Ağa) üzerinden güney ve kuzey tarafını net bir şekilde görebilirsiniz. Buradan doğuya doğru ilerleyince Arabahmet Mahallesi’nde Derviş Paşa Konağı Etnografya Müzesi var (No: 44, haftasonu hariç her gün, yazın pazartesi 07:30- 13:00 ve 14:00- 17:00, diğer günler 07:30- 14:00, kışın 08.00- 13:00 ve 14:00- 17:00 saatlerinde açık, 0392 227 35 69).

İrfan Bey Sokak üzerindeki Büyük Hamam, (08:00- 22:30, 0392 228 44 62) Lüzinyan devrinde St.George Kilisesi’nin duvarlarından yararlanılarak inşa edilmiş. Bugün sadece o devre ait kapısı ayakta. Bugün hálá, özellikle erkek kadın karışık turist gruplarına hizmet veriyor. Hamamı ve Arasta sokağı geçince, iki Osmanlı kervansarayı olan Büyük Han ve Kumarcılar Han’ına gelinir. Büyük Han (yazın 09:00- 14:00, Eylül- Mayıs 09:00- 13:00 ve 14:00- 16:45 saatlerinde açık), ortaçağ kervansaraylarının bugüne kalan ender örneklerinden. Odalarında Kıbrıs’a özgü yemekler sunan lokanta, kafe ve el sanatları dükkanları bulunuyor. Hemen kuzeyinde Agah Efendi Sokak ve Asmaaltı Meydanı üzerinde, 17. yüzyıla ait Kumarcılar Hanı ise kent içindeki ticaret hanlarının önemli bir örneği. Bugün restorasyonda.

Belediye Pazarı’nın karşısında Bedesten var. 14. yüzyıla ait Gotik bir kiliseden dönüştürülen yapı, Osmanlılar tarafından bedesten, bir süre için de hububat deposu olarak kullanılmış. Bir başka pazar yeri tüm canlılığıyla Kıbrıs Türkleri’nin mutfağını yansıtan Bandabiilya (Kapalı Çarşı, pazar ve bayramlarda kapalı). 1938’de İngiliz koloni döneminden kalma.

Yine bu bölgedeki, Lüzinyanlar devrinden kalma en görkemli Gotik yapılardan biri olan Aya Sofya Katedrali, yani bugünkü Selimiye Camii mutlaka görülmeli. Yapımı 1208’den 1326’ya kadar süren katedral, Latin krallarının Kıbrıs krallık tacını giyme törenlerinin yapıldığı yerdi. Bitişiğinde, bugün kapalı olan ancak içindeki 1700 kitabın arasında 700 yıllık kitapların da bulunduğu, 1829 tarihli sekizgen Sultan II. Mahmud Kütüphanesi, hat sanatının dikkat çekici bir örneği. Hemen doğusunda Taş Eserler Müzesi ve yine Gotik tarzda 14. yüzyılda yapılmış St. Katherin Katedrali’nden camiye dönüştürülmüş ve bugün sanat galerisi olarak kullanılan Haydarpaşa Camii var.

KATLİAM MÜZESİ

Batıya doğru, İdadi ve Mecidiye sokaklardan ilerleyince, ortasında Venedikliler tarafından dikilmiş ve bir zamanlar üzerinde Aziz Mark aslanının durduğu bir sütun bulunan Atatürk Meydanı’na ve buradan Girne Caddesi boyunca kısa bir yürüyüşle Mevlevi Müzesi’ne (Haftasonu kapalı varılır. Mevlevihane, Kıbrıs’ın Osmanlı döneminin en önemli eserlerinden biri.

Girne Caddesi’nin kuzey ucundaki Girne Kapısı, 1931’de İngilizler tarafından araç trafiğini sağlamak için surların bu bölümü yıkılarak açılmıştı. Bugün burada Lefkoşa Turizm Enformasyon Ofisi var. Bu noktadan, surların içinden yürüyerek 10 dakikalık mesafede, Ledra Palas Otel kavşağına gelinir. Boşaltılmış tampon bölgede bulunan ve bir zamanlar Akdeniz’in en iyi otellerinden biri olan bu otel, bugün BM karargahı.

Kentte görülecek iki müze daha var. Biri, Lüzinyan Evi (Yeni Camii Sok. No:1) Diğeri Barbarlık Müzesi (2. İrfan Bey Sokak) Bugün müzeye dönüştürülen Kumsal mahallesindeki bu evde, askeri alayda görev yapmakta olan Doktor Nihat İlhan ve ailesi yaşıyordu. 24 Aralık 1963 gecesi, Dr. Nihat İlhan görevdeyken, Rumlar eve saldırdılar. Doktorun eşi Mürüvvet İlhan ve üç çocuğunu öldürmüşlerdi. Öldürülenler arasında, tuvalete sığınan misafir Ferdiye Gudum da vardı. Bu olay dünya basınında büyük yer aldı. Bugün müzede öldürülenlere ait eşyaların sergilenmesinin yanısıra tuvalet, banyo o geceki haliyle korunmuş ve duvarlardaki kurşun izleri işaretlenmiş.

GİRNE

Sahili, kalesi, otel ve restoranlarıyla bir akdeniz limanı


Girne, Kuzey Kıbrıs’ın ‘’turizm başkenti.’’ 70 kilometre mesafedeki Türkiye kıyılarına bakan, Girne Kalesi’ne sırtını veren at nalı şeklindeki limanı, kafe, restoran ve otele dönüştürülen eski liman yapılarıyla, burası Akdeniz’in en hoş atmosferi olan kıyılarından biri. Kuşkusuz Girne’ye turist çeken en büyük unsurlardan biri kumarhaneler. Hatta Kuzey Kıbrıs’ın bundan ibaret olduğunu düşünenler de az değil. Oysa manastır ve kalesini gezen için bu önyargıdan kurtulmak an meselesi.

Girne en çok bir zamanlar İngilizler tarafından hapisane olarak kullanılan Bizans Kalesi’yle ünlü. Kale büyük ihtimalle, Roma devrine ait bir kalenin kalıntıları üzerine kurulmuş. 1192’de Aslan Yürekli Richard’ın kumandanlığını yaptığı Haçlılar’ın eline geçtikten sonra, Lüzinyanlar’a devredilir ve bölge feodal bir özellik kazanır. Bugün birçok köyün adı, o devirden kalma. Venedikliler’in hakimiyeti sırasında, surlar güçlendirildiyse de 1571’de Osmanlılar Mağusa ve Lefkoşa’yı kolaylıkla ele geçirdiklerinden, Girne’de hiç direniş göstermeden teslim olurlar. Osmanlılar zamanında Girne sadece liman olarak kullanılmış. İngiliz idaresi sırasında kent, İngiliz asker ve subaylarının emekliliklerini geçirmek için tercih ettikleri bir yer olmuş. Ancak bunların çoğu 1974’te Girne’yi terk etmişler.

Limanın en güzel görüntüsü de kaleden. Kale, savaş zamanında sığınma, barışta ise dinlenme yeri olarak kullanıldı. Kalede sergilenenler arasında en ilginci, 1965’te bir balıkçı tarafından, Girne’nin 1.5 kilometre açığında, 18 metre derinlikte bulunan 2300 yıllık gemi batığı. Geminin bir Suriye ticaret gemisi olduğu ve bir fırtınada battığı sanılıyor. Kalenin bir başka ilginç yanı da zindanlardaki canlandırmalarla, dönemin olaylarının ve kişiliklerinin anlatılması.

GÖKYÜZÜNE 480 BASAMAK

Girne’ye beş kilometre mesafede bir dağ köyü olan Bellapais (Beylerbeyi), hem adanın en turistik noktalarından biri hem de İngiliz yazar Lawrence Durrell’in yaşamak için seçmiş olduğu yer. Ne kadar turistik olursa olsun, adanın en görkemli yapılarından olan Bellapais Manastırı kaçırılmamalı. Yakın Doğu’daki Gotik sanatının en güzel örneği olarak kabul edilen bu manastırın ilk sakinlerinin, Selahattin Eyyubi 1187’de Kudüs’ü ele geçirdiğinde, Kıbrıs’a göç etmek zorunda kalan Augustinian mezhebi rahipleri olduğu biliniyor. Orijinal bina 13. yüzyılın başında başlamışsa da yapımı yaklaşık bir asır sürmüş. Ada Osmanlılar’ın eline geçtikten sonra manastır, Yunan Ortodoks Kilisesi’ne verilmiş. Manastırda gezerken kemerlerdeki dantel süslemeler ve mükemmel Gotik taş işçiliği örnekleri gözden kaçmamalı. Kemerli girişten geçtikten sonra ön avluda, 1976’ya kadar Yunan Ortodoksları’nın ibadet etmeyi sürdürdüğü ve manastırın en eski bölümü olan loş ama etkileyici kilise de görülmeye değer.

Gökyüzüne çıkan 480 merdiveni ve masalsı havasıyla, Girne’ye 10 kilometre mesafedeki St. Hillarion Kalesi’nin Walt Disney’in Fantasia filmine ilham kaynağı olmasına şaşmamalı. Gerçekten de kale, gizli odaları, tünelleri, dik merdivenleri ve geçitleriyle çocuklar için oldukça eğlenceli. Efsaneye göre kale adını, 8. yüzyılda hayatının son yılını burada geçiren ve öldüğünde buraya gömülen bir keşişten alıyor. Mezarının üzerinde bir kilise bulunmuş ve sonra da çevresine bir manastır inşa edilmiş. Kaledeyken, Lüzinyanlar’ın ‘’Kraliçe’nin Penceresi’’ olarak bilinen saray penceresinden Karmi köyünün olağanüstü manzarasını seyredin. Kaleye giderken Beşparmak Dağları üzerinde Makarios’un Köşkü solda. Daha da ileride, 1974’te hava harekatının yapıldığı yerdeki şehitlikten geçiliyor.


BU CENNETİ YARATMIŞLAR

Girne’nin 7.5 kilometre batısında, dağ yamacında kurulmuş Karmi köyü, Lüzinyanlar döneminde sık ağaçları ve bol sularıyla, bir dinlenme beldesiydi. 1983 yılında buradaki 150 metruk yapı, yabancılara 25 yıllık sürelerle kiralanmaya başlandı. Bugün köyde yaşayan yabancılar arasında, en çok İngiliz ve Almanlar, ayrıca Fransız ve Avusturyalılar var. Yarattıkları bu cennet köye gönül veren yabancıların büyük bir kısmı daha çok yazı bu köyde geçiriyorlar. Kışın kapanan restoran, bar ve galerilerin arasında, Crow’s Nest barı bütün yıl açık olan ender mekanlardan. Bir kilisesi de olan bu köy, sade ama son derece estetik mimarisi, mavi kapı ve pencereleri, çiçekleri, tabelaları ve bakımlı bahçeleriyle göz alıcı. Ancak yerli halktan pek kimseye rastlanmıyor. Köyde Tunç Çağı’na ait tarihi arkeolojik bir mezarlık alanı da var.

GÜZELYURT

Girne’den günübirlik

Girne’den günübirlik yapılan geziler arasında en popüleri Güzelyurt güzergahı. Girne’den sekiz kilometre mesafede, 1974’te çıkarma yapıldığı kıyılarda Yavuz Çıkarma Anıtı ve adanın en ünlü halk plajlarından biri olan Escape Beach Club var. Yol boyunca restoranlar ve kumarhaneli oteller sıralanmış.

25. kilometrede Çamlıbel köyünde, turistlerin ilgisini çeken 1956 tarihli Mavi Köşk, Makarios’un avukatı ve Orta Doğu’nun en büyük silah tüccarı İtalyan asıllı bir Rum olan Pavilides’in. Pavilides, 1974’ten sonra, bir kaçış tüneli de bulunan bu köşkten kaçmıştı. Bugün hálá mobilyalarının bakımı için köşke para gönderdiği söyleniyor.

Girne’nin 34 kilometre batısındaki Koruçam ya da eski adıyla Kormacit’te Maronitler yaşıyor. Maronitler, Ortodoks Hıristiyanlar’dan fikir olarak ayrı düştüklerinden onların zulmüne uğramışlar 12. yüzyılda da Kıbrıs’a gelmişler. Maronitler’in ana dili Arapça olmasına karşın, Kıbrıs’takiler Rumca konuşuyor. Koruçam’da kalan 350 Maronit nüfusun çoğu yaşlı çiftçi ve çoban.

NARENCİYE DEPOSU

Girne’ye 50 kilometre mesafedeki Güzelyurt, Kuzey Kıbrıs’ın narenciye deposu. Yol boyunca sıralanan portakal ve mandalina dolu büfelerde durmayı ve taze sıkılmış meyve suyu içmeyi ihmal etmeyin. Güzelyurt’ta görülebilecek iki nokta, Arkeoloji ve Doğa Müzesi ve Saint Mamas Manastırı. Güneyden gelen Rumlar tarafından sıkça ziyaret edilmesinin nedeni, Kıbrıslı bir aziz olan St. Mamas’ın lahdinin burada bulunması.

Güzelyurt’tan 22 kilometre mesafedeki Lefke’ye doğru giderken, 1963’te uçağı düşen ve Rumlar tarafından esir alınarak bir süre sonra şehit edilen Yüzbaşı Cengiz Topel’in anısına yapılmış bir anıt dikkatinizi çekecek. Anıtın yanında düşen uçağın parçaları da var. Lefke, bir sınır bölgesi. 1571’den beri Türkler burada yaşıyorlar. Adanın en bereketli toprağı ve meyveleri burada. Osmanlılar tarafından buraya getirilen hurma ağaçlarını kesmek yasak. Lefke, turizmden uzak kalmış olsa da Osmanlı mimarisinin tipik örnekleriyle, ziyaretçinin ilgisini çekecektir. Lefke’de bulunan ve Kıbrıs’ın en eski 10 kentinden biri olan Soli adını, M.Ö. 580’de krala buraya yerleşmesini tavsiye eden Atinalı filozof Solon’dan alıyor. Bugün Lefkoşa’daki Kıbrıs Müzesi’nde sergilenen Roma dönemine ait Soli Afroditi heykeli, tiyatronun yanıbaşında bulunmuş. Tepeye kurulmuş, M.Ö. 5. yüzyıla ait Vouni Sarayı’ndan geriye pek fazla bir şey kalmamış ancak buraya gelmek için iyi bir neden, bölgenin güzel manzarası.

ALIŞVERİŞ

Tarihte seramik işçiliğiyle ünlü Kıbrıs’ta bugün de buraya has seramikler bulabilirsiniz. Dizayn 74 Pottery’nin (Girne’nin 3 km. batısında, 0392 815 25 07) atölyesinde çeşit bol. El sanatlarının yaygın olduğu Kuzey Kıbrıs’ın en ünlü elişi Lefkara. 15. yüzyılda Leonardo Da Vinci’nin buraya lefkara siparişi verdiği ve bugün bu eserin İtalya’da bir katedralde sergilendiği biliniyor. Lefkoşa Büyük Han’daki Sü-Ha Ticaret (0392 228 35 76) ve Kıbrıs Türk El Sanatları Kooperatifi’nde (13-13A, 0392 227 53 92, www.elsanatlarikoop.org) lefkaraların yanısıra başka elişleri de bulabilirsiniz. Kıbrıs’ın kültür, politika ve tarihiyle ilgili birçok kitabı Galeri Kültür’de (174 Tanzimat Sok. Hüseyin Tahir Apt. No:1-2, Lefkoşa, 0392 227 92 82) bulabilirsiniz.

KAÇIN

Trafiğin soldan olduğunu unutmak

Tatilinizi kumarhanede geçirmek

Kıbrıs’ın yaz sıcağını hafife almak

Türkiye’den çalışmaya gelmiş olanlara yol sormak

Türkiye’den ithal çiftlik balığı yemek


YAKALAYIN

Şeftali Kebabı yemek

Kuzey Kıbrıs’ı baharda, çiçekler açtığında görmek

Dolunay yükselirken henüz kararmamış gökyüzünde masmavi bulutları seyretmek

Şöförü, adanın yerlisi olan taksilere binmek

Kuşaklardır adalı olan rehberle gezmek

Sokaklara taşmış mandalina portakal ağaçlarından meyve koparmak

Yorumları Göster
Yorumları Gizle