Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Le Pen'in çıplak karısı ve Erbakan

Fatih ALTAYLI

Erbakan ilginç bir adam. Kemiksiz. Her şekle girebiliyor, menfaati gerektiriyorsa herkesle anlaşabiliyor...

Kimseye karşı tavrı yok...

Fransızlar'ın aşırı sağcı politikacısı Jean Marie Le Pen'le saatler süren baş başa görüşmesi bunun son kanıtı...

Le Pen Fransız halkının büyük bölümünün tiksindiği bir adam... Kendi seçmen kitlesi dışındakiler Le Pen'i tutarsız, çıkarcı, alçak buluyorlar...

Ve partisinin gerçek oyu Fransa'da yüzde 5'ler civarında. Ancak işsizler ve lümpenler son seçimde Le Pen'e oy verince yüzde 10'u aşmayı başardı...

Le Pen'in siyasetteki ilk yıllarında Fransızlar Le Pen'e gülüyorlardı...

Le Pen'in genç eşiyle evlenmek için boşadığı ilk eşi ise, bundan bir on yıl kadar önce yanılmıyorsam Lui adlı seks dergisine çırılçıplak pozlar vererek Le Pen'i çileden çıkarmıştı..

Le Pen'in Erbakan'la ne konuştuğunu ise çok merak ediyorum...

Çünkü bir nokta dışında ikisinin görüşleri taban tabana zıt...

Ortak noktaları Yahudi düşmanlığı ki, bu bile şüpheli, çünkü Erbakan iktidarında İsrail'le yaptığımız anlaşmalar ortada...

Bunun dışında Erbakan Arap hayranı. Le Pen ise Araplar'dan nefret ediyor.

Cezayir asıllı oyuncular var diye, Fransa Milli Takımı'nı Fransa Milli Takımı olarak görmüyor.

Fransa'daki yabancılardan, özellikle de Türkler'den hazzetmiyor Le Pen...

İktidara gelirse hepsini sınırdışı edeceğini söylüyor...

Müslümanlar'ın Fransız toplum yapısına zarar verdiğini iddia ediyor...

Aslında Le Pen'le Erbakan birbirlerine çok benziyorlar...

Her ikisi de radikal mesajlarla mutsuz ve umutsuz kitlelerden oy toplamak peşindeler...

Her ikisi de yapamayacakları şeyleri söylüyorlar... Yapamayacaklarını bile bile halkı kandırıyorlar...

Fakat gelgelelim Fransızlar Le Pen'i ciddiye almıyorlar. Biz ise Erbakan'ı fazla ciddiye alıyoruz.

Amerika'da kıskandığım tek şey

Amerika'daki son bir haftamı New York'ta geçirdim. Daha doğrusu New York'ta Barnes and Nobles'da.

Barnes and Nobles Amerika'nın en büyük kitapçısı. Büyük kentlerde şubeleri var. Benim gördüğüm en büyüğü New York'ta. Üç katlı bir kitap süpermarketi.

Otelime de yakın olduğu için her gün birkaç saatimi orada geçiriyordum.

Ve Amerika'da kıskandığım tek şey işte o kitapçı oldu.

Barnes and Nobles'un raflarında yaklaşık 50 bin kitap var. Ve her akşam dev bir kamyon satılanların yerine yenilerini getiriyor.

Ve kitapçı sabah açıldıktan akşam kapanana kadar dolup taşıyor.

Kitapçıda 10 ayrı kasadan para ödenebiliyor. Her kasada iki kişi çalışıyor. Biri parayı alırken, diğeri kitapları torbalara koyuyor.

Ve buna rağmen kasaların önünde inanılmaz bir kuyruk oluşuyor.

En az 10 dakika beklemek zorunda kalıyorsunuz.

Galiba Amerika ile en önemli farkımız bu kitapçıda ortaya çıkıyor.

Elçiye zeval olmaz...

1 aylık Amerika sürgünüm dün bitti. Öğle saatlerinde Türkiye'ye geldim.

Atatürk Havaalanı'ndaki çile bile tatlı geliyor insana.

Bir yandan bekleyip, bir yandan vatandaşlarla sohbet ediyoruz.

Yanıma orta yaşlı bir beyefendi geliyor.

‘‘Fatih'çiğim'' diyor, ‘‘Ben de Mektebi Sultani'denim. Ama Fenerbahçe taraftarıyım...''

‘‘Eyvah'' diyorum içimdem, yine futbol tartışması başlayacak...

Bu sırada çantasını açıyor ve bir kart çıkarıyor. ANAP kartı.

‘‘ANAP'lıyım Fatih'çim... Yaz şu Mesut'a... Hesap sorsun hesap... Ben DYP'yi bırakıp ANAP'a geçtim... Hırsızlardan bıktığım için geçtim... Mesut namuslu adam diye geçtim... Bana başka parti aratmasın. Şu hırsızların yakasını bırakmasın... Şu Susurluk'un peşini bırakmasın.''

Güldüm.. ‘‘Yazıyorum ya'' dedim...

‘‘Biliyorum yazdığını.. Senden başkası da yok yazan. Onun için söylüyorum'' dedi...

Evet bu kez elçi olarak yazıyorum...

Yarın kendi adıma yazacağım...

NE ZAMAN ADAM OLURUZ

Başka ülkelerdeki kitapçıları kıskanmak zorunda kalmadığımız zaman..

X