Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Le Monde’un iki dev “bilgi militanı”

Türkiye büyük bir üzüntüyle Berkin’i uğurladı. Herkesin yüreğinden bir parça da küçük Berkin ile gitti. Türkiye haklı olarak kendi iç gündemine döndü. Ama günümüzde, dünyada olup bitenleri, Türkiye’de olanlardan ayırmak çok da olanaklı görünmüyor. Örneğin şu sıralar Fransa’da da süren gizli kayıt ve yolsuzluk skandalları tartışması, Türkiye’deki tartışmalara hayli yakın.

Eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile ilgili yolsuzluk dosyaları hala Fransız savcılarına fazla mesai yaptırıyor. Le Monde muhabirleri Gerard Davet ve Fabrice Lhomme, geçtiğimiz hafta Libya eski lideri Kaddafi’nin Sarkozy’ye milyonlarca Euro seçim yardımı yaptığı yolundaki iddialarla ilgili açılan soruşturmaya bağlı olarak yeni bir skandal ortaya çıkardı.

Sarkozy’nin Yargıtay’dan üst düzey bir savcıyı satın aldığı ve L’Oreal soruşturma dosyasına ilişkin bilgileri sızdırdığını yazdılar. Savcılar Sarkozy’yi ve avukatını dinleyerek bunu ortaya çıkarmışlar. L’Oreal skandalı, Karaçi skandalı, derken şimdi bir de ‘köstebek savcı ve telefon dinleme’ skandalı patlak verdi. Savcı intihara teşebbüs etti. Avukatlar ‘bizi dinleyemezsiniz’ diye kıyameti kopardı. Adalet Bakanı istifa noktasında...

Bütün bunların altında Fransa’da da giderek kaybolan ‘araştırmacı gazetecilik’ geleneğinin en güçlü iki isminin imzası var. Gerard Davet ve Fabrice Lhomme...

Le Monde’un iki dev “bilgi militanı”

Bu iki gazeteci haberi, basın toplantılarından değil, derin araştırmalarından süzerek üretiyorlar. Sarkozy onların yüzünden yasaları değiştirdi, kimliği bilinmeyen kişiler evlerine girdi, telefon listeleri didik didik edildi.

Ama onlar hala ülkenin en büyük gazetesinde yazmaya devam ediyorlar. “Halka söylenen değil halktan saklanan gerçek haberdir” diyen iki gazeteci, güçlerini arkalarındaki sağlam yargı ve mesleki desteğe borçlular. Ne sağ, ne sol, siyasetle ilgilenmediklerini “Biz yalnızca bilginin militanıyız” diyerek anlatıyorlar. Sarkozy’ye ait ses kayıtlarının patladığı gün, Le Monde’un iki güçlü araştırmacı gazetecisi ile Paris’te görüştük. Mesleğimiz açısından son derece önemli şeyler söylediler. “Dünyada bu iş nasıl oluyor?” sorusunun yanıtını merak edenler için hayli önemli bulduğum söyleşiyi araya girmeden aktarıyorum.

Neden araştırmacı gazeteciliği seçtiniz?
Gerard Davet: Fabrice ve benim mesleğe ve olaylara bakışımız birbirine çok yakın. Olayların sunulduğu biçimi değil, olduğu biçimini merak ediyoruz. Basın toplantıları, röportajlarda anlatılanları aktaran meslektaşlara da saygımız var ama bizim ilgimizi çekmiyor. İnsanların ne olup bittiğinden haberdar olmaları hakları var. Genelde haberleri olmuyor çünkü...
Fabrice Lhomme: Gazeteciliğe başlar başlamaz daha tanımını bilmeden araştırmacı gazetecilik tutkum olduğunu fark ettim. Çok sonraları yaptığımıza araştırmacı gazetecilik dendiğini öğrendim. Fransa’da araştırmadan çok, analiz kültürü var, olup bitenleri yorumluyorlar. Ama gerçek bilgi, yeni bir gerçeğe ulaşmak ve bundan herkesi haberdar etmek ayrı bir tutku.

Ne kadar süredir birlikte çalışıyorsunuz?
Gerard Davet: 23 yıl önce ilk araştırmacı gazetecilik haberimizi birlikte patlattık. O günden bu yana birlikte çalışıyoruz.

Fransa’da araştırmacı gazetecinin riskleri neler? Hayati risk, iş güvenliği, hapis riski var mı?
Davet- Lhomme: Sanıyorum Türkiye ya da Ukrayna gibi demokrasilerde daha riskli bu meslek. Ama Fransa görece kurumları oturmuş bir demokratik cumhuriyet. Fabrice, Karaçi olayı nedeniyle takibe uğradı. Telefon listelerimizden kaynaklarımıza ulaşmaya çalıştılar. Fransa’da eski güvenlikçilerin ya da istihbaratçıların kurduğu bazı özel güvenlik kurumları var. Bizi takibe almak, fizik olarak rahatsız etmek, elimizdeki belgelerin çalınması gibi işler olduğunda resmi istihbarat değil, bu özel güvenlik şirketleri devreye giriyor. Ama gazete her zaman arkamızda. Hapis ya da can güvenliği ya da işini kaybetme riski pek yok.

Siz Fransa’da en çok gizli belge ve ses kaydı yayınlayan iki gazetecisiniz. Yasal sınırlarınız nedir?
Davet: Yasa net değil bu konuda. Yasal olarak ele geçirdiğimiz belge içinde ne olduğunu yazma hakkına sahibiz. Ama belgenin kendisini basma hakkımız yok. Tabi, emin olduğumuz belgeleri bazen yayınlayarak risk alıyoruz. Belgenin kendisini basarsak gazeteci ve sorumlu yazı işleri müdürü hakkında dava açılabiliyor. Patronların elbette yasal sorumluluğu yok.

L’Oreal skandalında milyarder Bettencourt’un gizli telefon görüşmelerini yayınladınız. Bütçe bakanı düştü. Sarkozy hakimlere günlerce ifade verdi. Sizin hakkınızda dava açıldı mı?
Lhomme: Benim hakkımda bu konuda soruşturma açıldı, özel hayata saldırı ididiasıyla. Bir dava var ama umuyorum kazanacağım. Çünkü, gizli belge yayınlanmaktan yargılanıyorum ama belgeyi alan ben değilim. Kaynağım. İkincisi de biz kayıtlardaki özel yaşamla ilgili bütün bölümleri eledik. Sadece yolsuzlukla, halkı ilgilendiren kısımlarını yayınladık. Mesela Bettencourt, biraz bunak, kızının bir yahudi ile evlenmesinden memnun değil, tuhaf ırkçılık benzeri sözler ediyor. Yazsak geniş yer alır, ama biz kişisel her şeyi eledik.
Bu noktada ‘kaynağın gizliliği’ gündeme geliyor. Yargı önünde kaynağınızı açıklamak zorunda mısınız?
Davet: 2010’da Sarkozy bir yasa çıkardı. Gazeteciler kaynaklarını saklayabilirler, ama “devletin temel çıkarlarına dokunan konular hariç” ifadesini ekledi. Gazetecileri koruyormuş gibi yapıp, aslında bizi ve kaynaklarımızı kontrol etmek istediler. Bettencourt olayında bunu yapmak istediler.

“Siz radyoaktifsiniz”

Başardılar mı?
Lhomme:
Kaynaklarımızı tehdit ettiler. Bu yasanın ardından bizimle konuşmak istemeyen kaynak sayısı arttı. Bizi görenler, “Aman, size konuşamayız, siz radyoaktifsiniz” dediler. Gerard’ın telefon faturalarını izlediler, kiminle konuştuğunu tespit etmek için, ikimizin evine de hırsız girdi... Ama şimdi François Hollande gazetecilerin kaynaklarının gizliliği ile ilgili bir yasa geçirmek istiyor. Bu yasa bütün bu nedenlerle çok önemli.

Türkiye’de olup bitenleri izliyor musunuz?
Davet: Elbette... Olup bitenler hakikaten mesleki açıdan çok ilginç. Araştıracak ne kadar çok konu var. Türkiye’de gazeteci olmak çok heyecanlı olmalı...Özellikle yayınlanan kasetler...

Hükümet bu kayıtların sahte olduğunu savunuyor. Fransa’da süreç nasıl işlerdi?
Davet: Bu işin çözümü basit. Önce “bu tape’lerin inanılırlığı nedir?” sorusu sorulurdu. Hızla yargı tarafından analiz edilirdi. Adalet, savcılar devreye girer ve 2 ay kadar kısa sürede bu kayıtların gerçek olup olmadığı, şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkarılırdı. Kasetler sahte ise sorumluları, gerçekse kasette konuşanlar yargıya hesap verirdi.

Lhomme: İsviçre’de hesapları çıkan Bütçe Bakanı Jerome Cahuzac olayına bakın. 20 yıl önce açıp kapattığı bir hesabı sadece inkar ettiği ve yalan söylediği için gitti. Aylarca kasetleri inkar etti. Ama hukuk olaya el koydu ve kısa sürede olayı çözdü.

Davet: Eski Başbakan Dominique de Villepin’in durumuna bakın. Clearstream davasında sadece General Rondot’nun küçük bir el yazısı vardı, Sarkozy ile ilgili iddiaların araştırılmasını istiyordu. Ortada ses kaydı falan yoktu. Ama Villepin’in siyasi hayatı bitti. Fransa’da iktidara karşı denetim çok güçlü. Ciddi bir medya gücü var. Gücünü özgürlüğünden alıyor. En önemlisi de Cumhurbaşkanı bile olsa politikacıları sorgulayan güçlü soruşturma hakimleri var.

Le Monde’un iki dev “bilgi militanı”

“Sarkozy sağdaki herkesten çok daha iyi”

Sarkozy sizin yazdığınız tüm skandallardan kurtardı kendisini ama...
Lhomme: Biz bilgi militanlarıyız. Sağ, sol hiç umrumuzda değil. Sağcı cumhurbaşkanı Sarkozy’nin de, solcu bakan Cahuzac skandalının da üzerine gittik. Bizi sadece doğru belge ve bilgi ilgilendiriyor. Sarkozy’nin kurtulmasına gelince, gerçek olan bir şey var ki Sarkozy çok güçlü ve hakkında delil yok. Sarkozy’nin etrafında yolsuzluğa bulaşan herkes yeni çıkan skandalda adı geçen danışmanı Patrick Buisson, Claude Gueant, Patrick Balkany, Nicolas Bazir, hatta UMP Genel Başkanı Jean François Cope düşecek. Ama Sarkozy, hala ayakta. En ağır dosya olan Betencourt davasından bile beraat etti. Bu da bizi hiç rahatsız eden bir durum değil. Yargılamak yargının işi. Belki de gerçekten dürüst. Ya da ekibinden birisi hakkında bir şey ortaya çıkınca hemen kordonu kesiyor ve kendisine ulaşmasını engelliyor. Bunu belirlemek yargının işi, bizim değil.

Neden Fransız sağı bu kadar yolsuzlukla anılıyor?
Davet: Çünkü Fransız sağı doğrudan iş dünyasıyla yakın bağlantıda. Üstelik daha uzun sürede iktidarda kaldılar. O yüzden sağ yolsuzluğa soldan daha meyilli. Sol, var oluş nedenleri gereği sermaye ile mesafeli ve daha az iktidar oluyor.

Türkiye’de de Fransa’da da bu olayların aydınlatılması için kilit makam yargı anlaşılan:
Lhomme-Davet: Birinci kural gazetecileri ve kaynaklarını koruyan yasaların güçlü olması. Ama elbette Fransa’daki soruşturma hakimliği var. Çok önemli bir kurum. Güçlü ve bağımsız hakimler korkusuzca ve tarafsızca olayları soruşturabiliyorlar. Hatırlarsanız Sarkozy, hakkında L’Oreal skandalı patlak verince bu kurumu kaldırmaya kalktı. Kıyamet koptu. Muhalefet, yargı dernekleri, kurumları ve medya hakimlere sahip çıktı. Bu çok çok önemli. İşin bütün sihiri burada. Güçlü ve bağımsız yargı herkesin güvencesi. Yolsuzluk iddiasını ortaya atanın da, iddiaya maruz kalanın da...

X