"Sibel Arna" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sibel Arna" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sibel Arna

Laz beyninden evladiyelik hayat dersi

O benim hem arkadaşım hem ablam, nadir zamanlarda kardeşim, ara sıra da annem. Ama en çok da öğretmenim. İlk annelik okulum çünkü. Geçen hafta Laz beynine yerleşen tümörü büyük bir ustalıkla defetti. Ve bize yine bir hayat dersi verdi

Bundan tam dokuz sene önce Hürriyet’e geldiğim ilk gün oturdum karşısına. Bir daha da çıkamadım çekim alanından. Şermin. Siz onu Terzi soyadıyla tanırsınız. İsminin anlamı utangaç olmasına rağmen tanıdığım en utanmaz insandır. Bu yüzden iyi gazetecidir. Sormaktan çekineceği soru, girmekten tırsacağı delik yoktur. Merakının sonu da, çılgınlığının sınırı da kestirilemez haliyle...
Nev-i şahsına münhasırların sultanıdır. Trabzonludur, pek tabii ki sıyrıktır.
Dokuz sene önce 3 yaşında bir çocuktu kızı Nisan. Şimdi 12 yaşında bir genç kız. Gözümün önünde büyüttü, olgunlaştırdı, kendi gibi enteresanlaştırdı yavrusunu. Nisan, “Atatürk’le sevişmek istiyorum” dediğinde yaşadığı paniği de paylaştım, veli toplantısından çıkıp geldiği zaman yaşadığı gurura da tanık oldum. Sonra sonra alıştık, öğretmenlerin Nisan için “sınıfın en farklı öğrenci, bambaşka” demelerine...
Niso, ışık hızıyla büyüdüğü için erken ergenlik kelimesini ilk Şermin’den duydum ben. Annelikle arkadaşlık arasındaki o önemli dengenin nasıl tutturulacağını; ne zaman mutlaka anne gibi ne zaman arkadaş gibi davranılacağını ondan öğrendim.

13. CUMA

Ocak’ın 13’üne denk gelen o lanet cuma gününde öğrendi bir gözünün yüzde 90 görme kaybı yaşadığını. Cumartesi emar, pazartesi sonuç: Kafasında, göz sinirlerine baskı yapan, ceviz büyüklüğünde bir kitle... Ne yaptık? Sonucu bize telefonda okur okumaz yanında bittik. İki saat sonrası için bir beyin cerrahından randevu alınmıştı bile.
Oturduk bir rakı masasına, iki saatin geçmesini, iki kadeh parlatarak bekledik. Yemin ediyorum güle oynaya! “Ben bunu da atlatacağım, göreceksiniz” diye de kafa tutuyordu. O kadar keyfi yerindeydi ki aksini aklımıza getirmemizi bile mümkün kılmıyordu.
Getirmedik. Sayesinde doktorun odasına da keyfimiz pek yerinde girdik. Ağzımızın payını alarak çıktık. Resmen duvara çarptık. Profesör pek bir eli maşalıydı. Resmen “hanım hanım bana baksana sen” edasıyla Şermin’i haşladı. Her an ve ebediyen kör olabileceğinden girdi, ameliyat masasından kalkamama ihtimalinden çıktı.
Bu tavır ve bu denyo jargon sonrasında Şermin’in morali kaç dakika bozuk kaldı biliyor musunuz: 25! 25 dakika sonra unutmuştu bile adamın söylediklerini. Şişkin egosuna, üslup bilmezliğine ve olmamışlığına bağlamıştık, geçmişti. İkinci randevu ertesi sabah 08.30’da alındı.

ALLAH KALBİNE GÖRE VERDİ

Bu noktada, Allah kalbine göre verdi cümlesini büyük harflerle yazmak istiyorum. Ertesi günkü doktor dünya tatlısı çıktı. Açık yüreklilikle bu ameliyatın uzmanlık alanına girmediğini ama aynı hastanede bu konunun ustasının çalıştığını söyledi, yarım saat sonrası için bize ondan randevu aldı.
Ve Şermin ile beyaz neşterli prensi o noktada tanıştı: Prof. Dr. Ali Çetin Sarıoğlu. Bildiğiniz bütün olumlu sıfatları fazlasıyla hak eden bir hekim. Güven veren, bir hasta nasıl rahatlatır konusunun piri olmuş bir profesyonel. Kısa süreli görüşme sonrasında birbirlerini o kadar iyi hissedip anladılar ki Şermin ertesi gün 12.30’da ameliyata girdi.
Nasıl mı? Tabii ki güle oynaya. Bize resmen stand-up yaptı. Ağlamadı, surat asmadı, ağlatmadı. Hastane personelinin gözdesi oldu. Hemşireler “Keşke her hasta sizin gibi pozitif olsa” deyip deyip durdu.
Odasının kapısına koca puntolarla “DİKKAT LAZ BEYNİ” diye yazdırdı. Bazı kokoş hanımların yazanı salgın bir hastalık zannedip, kapının önünden koşar adım geçmeleriyle çok eğlendi.
Odasını evi gibi dekore etti. Evden en sevdiği resimleri getirdi. Ortalığı sandal ağacı kokuttu, mumlarını yaktı ama asla derdine yanmadı.
İşte ben bu yazıyı bunun için yazdım. Bir ameliyata girerken, moralli girmenin önemini vurgulamak için. Biz avantajlarını fersah fersah yaşadık. Her şey o kadar yolunda gitti ki, o kadar olur.
Ameliyattan çıktığında prensesler gibi güzeldi. Sonrasında da hızla toparladı, toparlıyor. Yedi gün hastanede kalması gerekirken beşinci günde postaladılar. Şimdi evinde dinleniyor. Yine hayattan, tutkularından, dostlarından ve Nisan’dan besleniyor.
Bugünlerde tıp camiasında çok popüler olan bir yöntem var: Hipnoz. Özellikle kadın doğum uzmanları kullanıyor. Doğum öncesi kısa süreli hipnoz yaparak hastayı rahatlatıyor. Bu sayede özellikle normal doğumların çok daha ağrısız ve az kanamalı geçtiğini söylüyorlar. Bunu Şermin’in ameliyatından iki gün sonra öğrendim. Ve anladım ki bizim kız farkında olarak ya da olmayarak kendini de bizi de hipnoza soktu. Her şeyi olumladı ve sonuç harika oldu.

X