Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Laila'yı bırak magazin programlarına bak

New York Times, Türkiye'deki gelir adaletsizliğini <B>‘‘Bir yanda yatlarla Laila'ya gelenler, diğer yanda çöpten yemek toplayanlar’’</B> diye dile getirmiş. <br>

Hürriyet de dün bunu tartışmaya açmış.

Görüş bildirenlerin tamamının görüşleri doğru.

Bir iki gece kulübü, Türkiye'nin göstergesi değil.

Koskoca Türkiye batsa bile, bir Laila'yi dolduracak bin kişi bulunur.

Bunlar veri olamaz.

Fakat New York Times'ın değindiği nokta ‘‘önemlidir’’.

Çünkü karnı tok bir Amerikalıda bile infial uyandıran durum, karnı aç Türk'te haydi haydi infial uyandırır.

Bence mesele Laila meselesi değil, iki üç ‘‘uç yaşam örneğini’’ her gece televizyonlarda Türkiye'nin gerçeği gibi sunma meselesidir.

Bu köşede hep yazdım.

Magazin programı adı altında yayınlanan ‘‘rezillikler’’, Türkiye için PKK'dan da, Hizbullah'tan da büyük tehdittir diye.

Siz İstanbul'da pek büyük bölümü ‘‘baba parasıyla’’ uçta bir hayat yaşayan, sayıları yüzü bulmayan ‘‘zirzop’’u ve oralarda saçılan paraları kapmaya çalışan daha az sayıdaki ‘‘lüks fahişeyi’’ televizyonlarda Türkiye gerçeği diye halka gösterirseniz, halk tepki gösterir.

Halkın bu tepkisi New York Times'a da, Washington Post'a da haber olur.

Hep söylüyorum, televizyon programlarında az sayıda ‘‘zibidi’’nin ‘‘yoz ve boş’’ bir yaşam biçimini, Türkiye'de ‘‘varlıklıların’’ hayatı olarak ‘‘varlıksızlara’’ göstermek, Türkiye'yi kaosa götürecek.

Yozgat'ta, Hakkári'de, Niğde'de, Van'da ve hatta büyük kentlerin varoşlarında yaşayan insanlara, ‘‘Siz hálá sürünün. Bakın bir kısım yurttaşınız nasıl yaşıyor’’ demek olan bu ‘‘magazin programları’’, aynen New York Times'ın söylediği gibi, Türkiye'nin altını oyuyor.

Laila ve benzeri üç beş gece kulübü Türkiye'ye zarar vermiyor, ama magazin programı adı altında bunları her gece evlerimize sokmak bizi bitiriyor. Eğer televizyon müdürlerinde ve patronlarında biraz ‘‘izan’’ varsa, bu ‘‘rezillikleri’’ Türkiye diye evimize sokturmazlar.

Yoksa varoşlardan kopup gelen ‘‘öfkeli’’ ve ‘‘haklı’’ gençler, magazin programlarının çekim mekánlarını yerle bir edecekler.

Müsteşarla bakan tepişti olan namuslu adama oldu


Enis Öksüz'e yönelik tepkiler, Öksüz'ün bence ‘‘haklı gerekçelerle’’ görevden aldığı ve sonrasında yine haklı gerekçelerle iş vermediği bir müsteşara yaradı. Müsteşar, bakanı vurmak için girişimde bulunurken, geçmişte ‘‘partizanca’’ işlerine taş koyan onurlu bir bürokrattan, DLH Genel Müdürü İhsan Gülay'dan da intikamını aldı.

Gelin size olayın içyüzünü aktarayım.

Devlette soygunu önlemeyi görev edinen, hayatımda tanıdığım ‘‘en namuslu bürokrat’’ diyebileceğim biri için Müsteşar Prof. Dr. Kutluata tarafından ortaya atılan iddialar geçmişten gelen bir kine dayanıyor. Gülay, DLH Genel Müdürü olur olmaz, devletin hangi yollarla soyulduğunu, kimi milletvekilerinin nasıl iş takip ettiklerini, müteahhitlerin ‘‘sürekli’’ kazanç kapılarının neler olduğunu tespit etti.

Pek çok ihaleyi askıya aldı. Yarım kalan işleri bitirmeyenlere yeni iş vermedi. Ödeneği olmayan hiçbir ihaleye çıkmadı. Tüm bunları yaparken de parti ayrımı gözetmedi.

DLH Genel Müdürü'nün devleti zarara uğratmamak için partizanca uygulamalara son vermesi, milletvekillerinden gelen baskılara boyun eğmemesi, kafasına siyaseti koyan Kutluata'nın hoşuna gitmediği, gelecekte girmeyi düşündüğü siyasete kapı aralamak için çevresini hoş tutma girişimini engellediği için Gülay'ın harcanması lazımdı.

Bunun için önce Gülay'ın MHP'ye uzak olduğu tezi ortaya atıldı. Kutluata bunu bütün teşkilata yaydı. Amacı parti teşkilatının Gülay konusunda Öksüz'e baskı yapmasını sağlamaktı.

Öksüz ise üniversitede hoca olan ve ‘‘namuslu’’ olmak dışında hiçbir kusuru bulunmayan İhsan Gülay'a sahip çıktı.

Bunun üzerine Kutluata dört koldan saldırıya geçti. Asılsız haberler yaydı. Dayanaksız dosyalar hazırlayıp gazetelere yolladı.

Gülay, bakana giderek ‘‘Sayın Bakanım, ben Devlet Denetleme kadrosuna geçeyim. Burada benim yüzümden gerginlik yaşanıyor’’ dedi. Ancak Öksüz, bu namuslu ve onurlu adamı yedirtmedi. Ama Müsteşar Kutluata, Öksüz'ün zayıf olduğu anı kolladı ve asıl o ‘‘35 yıllık dostunu hançerledi’’.

Arada olan namuslu bir bürokrata oldu.

Tek suçu devleti soydurtmamak olan Gülay'a.

Taktım bir kere


Bir okurum ‘‘Taktınız Uzanlar'a’’ diye sitem etmiş.

Uzanlar'a takmayayım da kime takayım?

Ayrıca da parayla değil sırayla.

Bir dönem Cavit Çağlar'a takmıştım. Sonrasında bir dönem Murat Demirel'e. Ve dahi amcasına. Aynı fotoğraftan Kamuran Çörtük de bir ara can sıkma pahasına sık sık konuk oldu bu köşeye. Yıllar önce Dinç Bilgin ve iş yapma tarzını da bu köşede ve radyoda ele almıştım.

O zaman da kimi okurlar ‘‘Taktın’’ diyorlardı.

Evet takıyorum.

Sizce ‘‘takmakla’’ kötü mü yapıyorum?

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?


RTÜK gerçek tehlikeyi yorumlayacak kadar uzmanlaştığı zaman.
X