Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Laiklik ve İslam (2)

    Hürriyet Haber
    13.01.1999 - 00:00 | Son Güncelleme:



    Cezayirli bilgin-yazar Süheyb b. Şeyh'in eserinden, laiklik ve İslam konusunu özetlemeye devam edelim:

    Laiklik; din ve kutsalı hegemonya aracı yaparak kitle üzerinde egemen olmaya kalkan sınıfı/sınıfları saf dışı etmekle kalmaz, bu sınıfın/sınıfların kendileri aleyhinde ürettikleri egoist istismar ve yıpratmaları da safdışı eder. Sömürü aracı olmaktan çıkarılmış bir değer, sömürülebilirlik gücünü her hal ve şartta yitirir.

    O halde, laiklik, bizzat samimi dindarların da güvencesi ve huzur garantisidir.

    Çünkü laiklik:

    ‘‘Din adamlarını başlangıçtaki rollerine; gerçeği elinde bulundurmayan ama araştıran, Tanrı'nın vasisi değil tanığı olmak şeklindeki rollerine geri gönderir... Bu durum tüm dinler için geçerlidir.’’

    İslam dünyasında laiklik meselesine gelince, Bin Şeyh'e göre, İslam dünyasındaki laiklik değerlendirmeleri bilgi ve bilinç dışıdır; iç güdülere ve saçmalıklara dayanılarak yapılmaktadır. Bu değerlendirmelere göre, laiklik, devletin dine el koyma isteğinin bir görünümüdür. Yazara göre, bu tutarsız yaklaşım, laikliği kuşa çeviren bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımla kitle ikiye bölünmekte ve bir tür ‘‘inanan - inanmayan’’ çatışması yaratılmaktadır. Oysaki işin esası şudur:

    ‘‘Laiklik hem dinin hem de devletin yararına bir ilkedir. İlk olarak, haksız ve tehlikeli bir siyasal el koymayı ortadan kaldırır; ikinci olarak da anlaşılabilir, düzeltilebilir, değiştirilebilir ölçütlere göre işlev görmek için dogmatizmden kurtarır.’’

    Yazar, şunun altını da çiziyor: ‘‘Müslüman ülkelerde İslam, hükümetle muhalefet partileri arasında açık artırmaya çıkmış bir nesneye dönüştürülmektedir. İslamın siyasallaştırılması çok vahim sonuçlar doğurur. Vatandaşlık kimliği bulanıyor ve sosyo ekonomik tüm reformların yolları puslanıyor... İslam bütün ülkelerde siyaset üstü kalmalıdır. İslam adına hem bir şeyi hem de karşıtını haklı gösterebilen siyasal müdahalelere insanlar nasıl güvenebilirler? Hem babadan oğula geçen totaliter monarşiler meşru gösteriliyor, hem de aynı İslam adına ‘‘İslami’’ denen cumhuriyetler ya da Libya usulü cemahiriye kuruluyor.’’

    Yazar, Kuran'sal dayanaklarını açıkça göstermemekle birlikte kitlenin raiyye (kelime anlamı: davar sürüsü) olmasını yasaklayan Bakara Suresi 104. ayetindeki buyruğun, ancak laiklik sayesinde işlerlik kazanabileceği noktasına gelmiş bulunuyor. Bu noktaya gelmek, tebaa veya raiyye olmaktan vatandaş olma noktasına yükselmektir. Laiklik bunun yolunu açıyor, garantörlüğünü yapıyor.

    ‘‘Vatandaş ile tebaa arasında belirleyici bir fark vardır: Vatandaş, devlet başkanını göreve getirebilir ve azledebilir. Ama tebaa sadece lütuf ve yardım dileyebilir. Vatandaş, dikkatlice hesaplanmış bir vergi öder, tebaa keyfi bir haraç verir.’’

    Bin Şeyh'in şu satırları da laiklik saf dışı edildiğinde din adına nelerin devreye sokulmuş olacağını göstermesi açısından ilginçtir:

    ‘‘İslam adına uygulanan barbar şiddet, dinin toplumsal konumu hakkında ciddi sorgulamalara gerekçe yaratıyor. Nasıl oluyor da İslam bu kadar değişik ve çelişkili isteklerin bayrağı haline getirilebiliyor?’’

    Şu tespit de gerçekten muhteşemdir:

    ‘‘Dinsel aşırılık, çağımızı akıl yoluyla yeniden okumak için düşünürleri ve din adamlarını İslam hukukunu kutsallıktan çıkarma cesaretini göstermeye mutlaka teşvik edecektir.’’ (Devam edecek)


    Soru: Toplumların da kıyametleri var mıdır?

    Cevap: Kuran ve sağlam hadis iyi incelenirse görülür ki, onlarda geçen kıyamet kelimesi, şuraya kadar açıkladığımız kıyametlerden bazen birini, bazen öbürünü, bazen de hepsini birden ifade eder. Hadis veya ayet, bir sosyolojik değerlendirme yapıyorsa, kıyamet sözü bir toplumun çöküşü anlamını taşıyacaktır. Mesela bir hadiste, ‘‘Emanetler, görevler layık olmayanlara verildiğinde kıyameti bekle’’ denilmektedir. Buradaki kıyamet, toplumun çöküşüdür. Çünkü, emanetlerin ehil olmayan ellere geçmesi toplumu yıkar. Yani, burada bir sosyolojik kıyamet söz konusudur.

    Çok dikkat çekici bir örnek vereyim: İsra Suresi, 16. ayet şöyle diyor: ‘‘Biz bir ülkeyi batırmak istediğimiz zaman, onun servet ve refahla şımarmış kesimlerine emirler veririz. Ve onlar, bu emirlere sırt döner, yönetimi kötülüğe alet ederler. Bunun üzerine, o ülkeye batmak gerekli olur ve biz onun altını üstüne getiririz.’’

    Burada da bir sosyolojik kıyamet tablosu çizilmektedir. Toplumu sömüren şımarmış, azmış odaklara Yaratıcı Kudret fırsatlar veriyor, fakat onlar buna kulak asmayarak zulüm ve tahriplerine devam ediyorlar. Nihayet, o toplum batıyor.

    Biz bu batışları, değişik isimler ve tablolar olarak seyrediyoruz. Sistemler, rejimler değişiyor, devrimler birbirini izliyor, imparatorluklar dağılıyor ve nihayet dünya haritası durmadan değişiyor. Bütün bunlar din terminolojisindeki kıyamet deyiminin belirişleridir.

    Gün gelecek, bu kıyametlere sahne olan dünyamızın kendisi bir kıyamete uğrayacaktır.

    VUCUDİYYE RİSALESİ:

    Seyyid Şerif bin Ali bin Muhammed el-Curcâni'nin tasavvufla ilgili bir eseri olan ve 15. yüzyılın ilk yarısına ait bulunan bu kitap, şimdi Topkapı Sarayı Müzesi'nde muhafaza ediliyor. Zülfü Aruz da denilen eski talik hatla yazılı olan nüsha on yapraktır. Zülfü Aruz daha sonra Osmanlılar'da ve İran'da resmi divan yazısı olarak kabul edilmiş ve 'divani hat' adını almıştır. Devrinin bütün özelliklerini taşıyan eser, bordo renk deriyle ciltlidir.


    Allah'a kaçıp sığının!

    ‘‘Allah'a kaçın/sığının.’’ (Zâriyat 50).

    Bu buyruğun mesajını iyi anlamak için bir önceki ve bir sonraki ayetleri görmek gerekiyor: ‘‘Her şeyden iki çift yarattık ki, düşünüp anlayabilesiniz. O halde Allah'a kaçın/sığının! Ben size O'ndan gelmiş açıklayıcı bir uyarıcıyım. Allah'ın yanına başka bir ilah koymayın...’’

    İlk iki ayet, ikincisinin başındaki bağlayıcı (fa) edatıyla anlam yönünden birbirine bağlanmıştır. Bu demektir ki, Allah'a kaçışla ‘‘her şeyden iki çift’’ yaratılmasının arasında ilişki vardır. Çift yaratılma yani zevciyet (geniş bilgi için bk. Öztürk; Kuran'ın Temel Kavramları, Zevciyet md.) Kuran dilinde polarite yani zıt kutupların karşılıklı ilişkisini ifade etmektedir. Bu da felsefi anlamıyla zıtların diyalektiğidir.

    O halde, Allah'a kaçış, zıtların çatışmasının üstündeki ahenk ve sükûna ulaşmak için bir kaçıştır. Zariyat 51. ayet bu kaçıştan yararlanabilmenin Allah'ın yanına bir başka ilah ilave etmemekle gerçekleşeceğini gösteriyor.



    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı