Gündem Haberleri

    Laiklik ve İslam (1)

    Hürriyet Haber
    12.01.1999 - 00:00 | Son Güncelleme:



    Laiklik ve İslam konusunu ele alan birçok eser okumuşsunuzdur. Ben de okudum. Bence en güzellerinden biri, belki de en güzeli Cezayirli yazar Suheyb b.Şeyh'in ‘‘L'Islam dans la France laique’’ (Laik Fransa'da İslam) adlı eseri.

    Ezher mezunu Suheyb b.Şeyh, Fransa'da ‘‘din bilimleri’’ doktorası yapmış. Şu anda Marsilya'da müftü. Yani İslami hayatın pratikte de içinde bir araştırıcı.

    Türkçe'ye (Sabah Gazetesi kitapları arasında) çevrilen eserine birkaç sayfalık bir giriş yazmam istendi; yazdım. Okunacak kitaplardan biri.

    Kitabın birinci ve bence en önemli bölümü olan ‘‘Laikliğe İslami Bir Bakış’’ altı çizilerek okunacak satırlarla dolu. Cezayirli Müslüman yazar-din bilgini, temel anlayış olarak şunu vurgulamaktadır: Laiklik ne bir ideoloji, ne bir din, ne de bir felsefedir. O, hiç kimsenin hiçbir kitleyi Tanrı adına yönetme yetkisinin olmadığı temel tezinden hareket eden ve bu tez doğrultusunda insanı sadece ‘‘insan’’ olarak saygın görmeyi esas olan, hiç kimseye inancı yüzünden farklılık tanımayan bir sosyal-hukuksal tavır ve tarzdır.

    ‘‘Laiklik, devlet ile din arasındaki ilişkileri istikrara kavuşturmak için konmuş bir kuraldır. Bu kuralın yeni bir din yaratmak gibi bir hedefi olamaz.’’

    ‘‘Laiklik bir yandan, kamu otoritesinin inançlar karşısında yapıcı tarafsızlığından başka bir şey değildir; öte yandan da ifade ve ibadet özgürlüğünün hukuksal güvencesidir.’’

    ‘‘İki yüzyıllık tarihi boyunca laiklik ideoloji ile karıştırıldı. Günümüzde laiklik kendi merkezine oturmuştur ve ideolojik hiçbir derinliği yoktur.’’

    ‘‘Laiklik; küresel düşünce sistemi anlamında bir felsefe ve en azından ötekilere karşı duran bir felsefe bile olamaz. Düşünce benzerliği gösteremez, bir varoluş seçeneği kapsayamaz. (...) Bununla birlikte laikliğin Fransa'daki büyük bozuluşu, onun bir felsefe olarak görülmesinden değil, daha çok militan, dogmatik ve pozitivizmin egemenliğinde bir felsefe olarak sunulmasındandır.’’

    Laikliğin temel amacı ve ruhu, Tanrı adına vekâlet veya avukatlık yetkisi kullanmaya kalkan ve bu sayede icraatını kutsal-dokunulmaz ilan eden ‘‘ruhban sınıfı’’nın üstünlüğünü tarihe gömmek ve kitleleri bu sınıfın hegemonyasından kaynaklanan baskı, saptırma ve zulümlere karşı korumaktır.

    Böyle baktığınızda, Müslümanlar için laiklik, dinlerinin, Ortaçağ kilise kabullerinden en esaslı farkını kristalize eden bir değerdir. Daha ilk adımda şu söylenebilir: Bir ruhban-din sınıfının varlığına asla müsaade etmeyen İslam, bu tutumuyla laikliğin en radikal destekçisidir. Ve bu anlamda, tüm Müslümanlar laiktir. Çünkü bir Müslüman, ruhban sınıfı mensubu olmamak ve dini içine böyle bir sınıfı kurum, hatta bilinç olarak sokmamak borcundadır. Yazardan bazı alıntılar yapalım. (s.3-33).

    ‘‘Laik adı verilen kişilerden anladığımız, kilise tarafından tanınmış kutsal düzenin ya da din devletinin üyeleri dışındaki tüm inananlardır.’’

    ‘‘Laik sıfatı, papaz olmayanlar için kullanılır.’’

    Laikliğin özünde, ürettiği hizmet ve değerle seçkinleşmek yerine, Tanrı'nın vekili ve temsilcisi sıfatıyla yetki kullanarak kitleler üzerinde hegemonya kuran sömürü ve tasallut sınıflarının bertaraf edilmesi vardır. Oysa ki, insanlığın bugün ulaştığı noktada şunu kesinlikle anlamış bulunuyoruz: Otorite yalnız ilkelerdir. İlkeler doğrultusunda hizmet verenler, bu hizmeti vermek için, hizmetin muhatapları tarafından yetkilendirilirler. Bu onları sadece, görevli ve yetkili kılar. Dokunulmaz ve eleştirilmez değil.

    Laikliğe sataşmanın her türü, açıkça söylensin veya söylenmesin, bir tek kaygıdan kaynaklanır ki o da, işte bu ‘‘dokunulmaz ve eleştirilmez’’ niteliğinin bir sınıf veya zümreye verilmemesidir.

    ‘‘Hiç kimsenin kendini ruhsal açıdan muhteşem (diğer ruhları yönetici) görmeye hakkı yoktur. Hiçbir otorite, hiçbir kurum neyin doğru olduğunu söyleme yetkisine sahip değildir.

    (Devam edecek)


    Soru: Reenkarnasyon mümkün müdür?

    Cevap: Kuran, bu konuda bir karma sistem getiriyor. Yani, ilahi düzen bazı ruhların tekamüllerinin ölüm sonrası âlemlerde sürdürmesini, bazı ruhların ise tekrar insan bedeni kuşanarak dünya planında bir süre daha seyretmelerini öngörmektedir. Fakat, Kuran'ın hâkim tavrı, tekamülün ölüm sonrası kısmının, dünya ötesi planlarda sürdürülmesi esasını kabuldür. Yani reenkarnasyon mümkündür, ancak herkes için mutlaka işleyen bir kural değildir.

    Reenkarnasyonun Kuran açısından ayrıntılı bir incelemesini, ‘‘Kuran'daki İslam’’ adlı kitabımızda yapmış bulunuyoruz.

    AHMED KARAHİSARİ:

    Bir adı da Şemseddin olan Türk hat sanatının bu büyük ustası 1468'da, isminden de anlaşılacağı gibi Afyonkarahisar'da doğdu. Hat derslerini zamanının meşhur sanatkÁrı Esadullah Kirmani'den aldı. 'Kalem-i müsenna' adı verilen celi hatta yani büyük boy yazıda ustalığı diğer yazılarından daha üstündü. Süleymaniye Camii'nin büyük kubbesindeki yazıları kölesi Hasan Çelebi ile beraber hazırladı. 90 yaşına yaklaştığı sırada, 1556'da vefat eden Ahmed Karahisari Türk hat sanatının en büyük isimlerindendi.


    Peygamber Ehlibeyti'ne sevgi ve saygı gösterin!

    ‘‘De ki: ‘‘Ben sizden yakın akrabamı/Ehlibeyt'imi sevmeniz dışında bir ücret istemiyorum.’’ (Şûra, 23).

    Peygamberimizin bilgi ve irfan mirasının sonraki kuşaklara taşınmasında en güvenilir ekip onun Ehlibeyt'idir. Bunun içindir ki Kur'an, Hz. Peygamber'e sadakatin bir uzantısı olarak onun Ehlibeyt'ini sevip saymayı buyruklaştırmıştır. Bu buyruğa uymak hem Peygamberimize minnet ve şükran borcumuzu yerine getirmek, hem de Hak Elçisi'nden geriye kalan bilgi ve düşünce mirasının güvenilir ve canlı kaynaklarına sahip olmak gibi iki bahtiyarlığı aynı anda taşımaktadır.

    Ne yazık ki İslam dünyası, daha ilk günlerden itibaren bunun tam tersi bir tavırla, Peygamber Ehlibeyti'ne zulüm, ihanet ve güvensizlik sergilemiştir. Bu tavır, Hz. Peygamber'in iki büyük emanetinden biri olan (birincisi Kuran) Ehlibeyt emanetine hıyanet demektir. Öyle sanıyoruz ki, İslam dünyasının, Kuran gibi bir kitaba sahip olmasına rağmen, sürünmekten bir türlü kurtulamamasının temel sebebi budur.



    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı