Dünya Haberleri

    Kuyruk köpeği sallıyor Türkiye, Irak'ı izliyor

    Dış Açı/Emre Kızılkaya
    22.08.2007 - 12:05 | Son Güncelleme:

    Irak'a giden Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner, "Amerikan Sarko"nun yeni dış politikasında hayati bir virajı aldı.

    Kouchner'in, Amerikan işgaline karşı çıkan Jacques Chirac'ın Irak'taki hükümete karşı takındığı soğuk yaklaşımı yok ederek yeni bir dönem başlatması ülkesinde tepkilere neden oldu. Kouchner'e, Fransa'yı ABD'nin güdümüne soktuğu gerekçesiyle yöneltilen eleştirileri bugün Foto-Analiz'de okudunuz.

    Kouchner, bir Sosyalist. Tıpkı 1981-1995 döneminde iktidarda kalarak Sosyalist Parti'nin tarihine geçen eski cumhurbaşkanı François Mitterand gibi. Kouchner'in, Mitterand'ın eşi Danielle ve Türkiye ile ilgili hatıraları da bol.

    Öyle ki, Kouchner, 1990'ların başından itibaren insani yardım gönüllüsü, devlet bakanı, sağlık bakanı ve Avrupa Parlamentosu üyesi sıfatlarıyla, First Lady Danielle Mitterand ile birlikte Kuzey Irak ve Türkiye'de Iraklı mültecilerin durumunu incelemişti. Ancak Madam Mitterand'ın aksine, Kouchner'in Türkiye yanlısı, idealist bir politikacı olduğu söylenebilir. Bu, PKK'lı teröristleri genelde "özgürlük savaşçıları" diye anmaktan çekinmeyen Fransız sosyalistleri arasında sık rastlanan bir durum değil.

    Fransa'nın yeni seçilen muhafazakar cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, "uzlaşı" ve "tüm toplumu kucaklamak" uğruna, Dışişleri Bakanlığı gibi kilit bir bakanlığa işte bu Sosyalist milletvekilini getirdi. Gerçi Kouchner, hükümette bu görevi kabul ettiği için partisinden atıldı, ama Türkiye'nin AB üyeliği gibi konulardaki olumlu görüşlerinden, Sarkozy'nin fikirlerine ters düşmesine rağmen taviz vermedi.

    Sınır Tanımayan Doktorlar örgütünün kurucularından olan Kouchner'e yöneltilen "fino" yakıştırmasını bunları bilerek incelemek gerekiyor. Sağcıların hükümetine giren sol bir milletvekili olarak Kouchner, ne yapsa muhalefet tarafından iki kat daha şiddetli eleştirilecektir.

    Üstelik Kouchner, ABD ile ilişkileri ısıtmaktan yana olan Sarkozy'nin hükümetinde ve onun politikasını uygulamak zorunda. Hem Irak konusunda 10 yıl önce yazdığı makalede Saddam Hüseyin'in devrilmesi gerektiğini zaten savunmuş, fakat bunun BM gücü yoluyla olması gerektiğini belirtmişti. Dolayısıyla şimdi Saddamsız bir Irak ile ilişki kurmak onun için çelişki değil.

    Kaldı ki, hem Sarkozy, hem de Kouchner'in dış politikası, dinamik olmak, alternatifleri çoğaltmak, manevra alanı sağlamak ve esneklik kazanmak üzerinde temelleniyor. Bu açıdan ABD ve Irak hükümeti ile sıcak ilişkiler kurmak yadırganmamalı.

    Türkiye bu tartışmalardan ne ders çıkarabilir?

    Kouchner'in hedeflerinin tam aksi bir konumda, dış politikada durağan, alternatifleri dar, manevra alanı kısıtlı ve katı bir tutumu olduğu, hatta daha ileri gidersek "dış politikasızlığı" bulunduğu söylenemez mi?

    PKK ile uluslararası mücadeleden bahsedip, bir yılı aşkın bir süredir o koltukta oturan Irak Başbakanı Nuri El Maliki'yi ancak bu ay İstanbul'a getirebilmek başarı mıdır?

    Bir Iraklı yetkilinin "PKK terör örgütüdür" gibi basit, apaçık bir yargıyı kabul etmesini ancak 2007 yılının ağustos ayında sağladık diye sevinmeli miyiz? Üstelik tam da Maliki hükümetinin dağılmak üzere olduğu, Irak iç politikasının kaosa sürüklendiği bu dönemde...

    Dustin Hoffman ve Robert De Niro'nun başrolleri paylaştığı "Wag the Dog" (Başkanın Adamları) adlı film şu espriye dayanıyordu:

    "Bir köpek neden kuyruğunu sallar? Çünkü köpek, kuyruktan akıllıdır. Eğer kuyruk akıllı olsaydı, köpeği o sallardı."

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı