"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Kusura bakma Bono ben bir eşşşeğim!

KAFAMI hangi taşlara vurayım bilemiyorum.

Cumartesi gecesi, saat 1.40.

Telefon çalıyor.

Aslında benim o saatlerde uykuda olmam lazım.

Ama o gün sevgilimle bir yere davetliydik, eve dönüyorduk./images/100/0x0/55eaffeaf018fbb8f8a46ffe

Arayan Demet.

Demet Kalender Şen, Dubai’deki en yakın arkadaşlarımdan biri.

Bir gün önce de doğum günüydü. Attığım mesajlara, mail’lere yanıt alamamıştım, merak da ediyordum, acaba iş yüzünden seyahatte de o yüzden mi iletişim kuramıyoruz diye...

YAN MASADA KİM VAR BİLİYOR MUSUN?

Gecenin o saatinde telefon gelince, seviniyorum.

“N’abersin doğum günü çocuğu?”
diyorum.

“Çok iyiyim”
diyor, “Monaco’dayım”.

Mesajlarımı almış.

Eşi Semih’le doğum gününü kutlamış, iş için oradaymış vesaire vesaire.

Birden sesini farklılaştırarak...

“İnanmayacaksın ama yan masada kim var biliyor musun?”
diyor.

“Kim?”
diyorum.

“Bono!”
diyor.

“Hangi Bono? U2 Bono mu?”
diyorum.

“Evet”
diyor.

“Eeee?”
diyorum.

“Ben de gittim yanına, Türk olduğumu söyledim, ‘Türkiye’de bir gazeteci arkadaşım sizinle röportaj yaptı’ dedim. ‘Ayşe mi?’ dedi. Resmen seni hatırladı. Acayip ilgi yaptı. Yanında da kızı ve karısı var. Seninle telefonda konuşmak istiyor.”

Kusura bakma Bono ben bir eşşşeğim

BUNUN BİR GEYİK OLDUĞUNA EMİNİM

Bu arada not düşmek zorundayım.

Demet’in kocası Semih Şen, dünyanın en tatlı, en mavra adamlarından biri.

İnanılmaz taklit yapar, şaka yapar.

“Ver bakalım şu Bono’yu telefona!”
diyorum.

Ama bunun bir geyik olduğuna, Demet’in eşi Semih’in beni işleteceğine eminim.

Konuşmamın sonunda, kahkahalar atarak, “Nasıl ama yedirdim sana!” diyecek.

KENDİNE BONO SÜSÜ VEREN SEMİH

“Gece yarısı şakası”
nı hiç bozmuyorum.

Demet telefonu kendisine Bono süsü veren adama veriyor.

Son derece seksi bir ses...

“Görüşmeyeli nasılsın?”
diyor.

“Çok iyiyim, seni sormalı”
diyorum.

“N’apıyorsun gecenin bir yarısı?”
diyor.

“Bir davetten çıktım eve gidiyorum”
diyorum, “Acayip trafik var, İstanbul böyle bir şehir” diye geyik yapıyorum.

Açık versin diye bekliyorum.

“Sen n’apıyorsun? Hayat nasıl?”
diyorum.

Anlatmaya başlıyor, “Ailecek Monaco’dayız, her şey çok iyi, hava şöyle, o böyle” diyor.

Manasız, boş bir konuşma.

Bir süre sonra laf bitiyor.

Aslında, “Kendine Bono süsü veren Semih! Hadi yürüüüü” filan demek istiyorum, nedense demiyorum.

Abuk sabuk bir konuşma.

Abuk sabuk bir durum.

Sonunda İngilizce konuşan seksi sesli adama, “Telefonu bir zahmet arkadaşıma geri verir misin?” diyorum.

Kibarca, “Tabii, kendine iyi bak” diyor.

Tekrar Demet karşımda.

KAFAMI nereye VURAYIM!


“Vay be!”
diyor.

Adam seni unutmamış!”

“Ne adamı?”
diyorum.

“Konuştuğum adam Semih değil miydi yani!”

“Ne Semih’i ya! Ne saçmalıyorsun, Bono’ydu işte”
diyor.

Ve bir anda...

Kafamdan aşağı kaynar sular dökülüyor.

Ah benim eşek kafam!

O seksi sesli adam, gerçekten Bono’ymuş.

Allah’ım dünyanın en sersem konuşmasını yaptım!

İnsan, “Sizi tekrar Türkiye’ye bekliyoruz” demez mi?

“O konser unutulmazdı”
demez mi?

“Hepimiz size hayranız”
demez mi?

Biraz coşku göstermez mi?

Boru mu bu?

Bono!

Nasıl bu kadar ruhsuz olabildim!

İşte böyle.

Şimdi kafamı vuracak o taşları arıyorum.

Hıyarlığıma ağlıyorum.

 

X