Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Küskünler ve düşkünler

Pakize SUDA

Yani ne kadar küsseler haklılar. Nereden çıktı şimdi bu seçim? Oysa onlar seçimlerini yapmışlardı; bir süre daha milletin vekili olarak, millet adına (asla kendileri için değil), takım elbiseleriyle, dönmeyen dilleriyle, orada burada boy gösterecekler, kortej eşliğinde gezecekler, ‘‘Sen benim kim olduğumu biliyor musun?’’ diyeceklerdi. Etmek için yanıp tutuştukları, ancak her nedense dönemler boyudur bir türlü edemedikleri büyük hizmetleri önümüzdeki üç-beş ay içerisinde edivereceklerdi.

Zaten bu millette şans mı var? Tam yüzümüz gülecekti, bir takım halden anlamaz adamlar ‘‘seçim’’ diye tutturdular.

Kamuoyunda ‘‘Küskünler’’ olarak adlandırılan milletvekilleri, TBMM'ne verdikleri dilekçede, terör başının yakalanışından sonra ortaya çıkan gerçeklerin, ülkemizin şimdiye kadar düşünülenden çok daha ciddi bir komployla karşı karşıya bulunduğunu göstermiş olmasını, bu tablo karşısında komplo çabalarını boşa çıkarma ee terörü bütünüyle sona erdirme yönünde alınması gerekli önlemlerin neler olabileceğini tartışmak ve acil olarak yapılabilecekler konusunda hükümete ışık tutmak bakımından bir genel görüşme açılmasının zorunlu görülmesini gerekçe olarak göstermişler. (Sayelerinde yazımın bu bölümü gayet ağır ve oturaklı oldu.)

Bunu okuyunca ne oldum biliyor musunuz? Yani bu kadar olur; gururdan gözlerin yaşarması, göğsün kabarması gibi bir şeyler varsa bundan daha uygun bir durum olamaz. Hepimiz yaşartmalı ve kabartmalıyız; memleketini, milletini seven herkes yapmalı bunu, bir daha karşımıza böyle bir fırsat çıkmayabilir. Yukarıdaki gerekçeli dilekçeyi okuyup da hislenmeyen biri varsa, bence hemen bu memleketi terk etmelidir.

Gerçi yeni dönemde Meclis'e giremeyecek olan vekillerimizin, giremeyeceklerini öğrenmeleriyle memleketin yüce menfaatleri konusunda fikir birliğine varmalarının aynı günlere denk gelmesini ben de manidar bulmadım değil, ama hemen toparlandım ve bunun bir tesadüf olduğuna karar verdim. Bir an için bile olsa böyle bir şey düşünebildiğim için kendimden utandım. Eminim listelerde ilk sıralarda yer alsalardı da bu dilekçeyi TBMM'ne verirlerdi, yani hepsi bende öyle bir intiba bıraktılar.

Şimdi bizim düştüğümüz duruma bakar mısınız; sadece vatanını ve milletini düşünenler göz göre göre gidiyorlar. Kalanlar kimler? Vaat tüccarları. ‘‘Senin için şunu şunu yapacağım, al senedi ver oyu.’’ İşi iyice ticarete döktüler, ortada senetler sepetler dolaşıyor. İşi hoş da, vaatlerini yerine getirmek için bizden 5 yıl istiyorlar ve her seferinde 4 yıl sonra erken seçime gidiyorlar. İstersen elinde senetle kapılarına dayan, alacağın cevap belli: ‘‘Önümüzdeki bir yıl içinde gerçekleştirecektik, şartlar erken seçimi gerektirdi, kusura bakmayın, bir dahaki sefere inşallah.’’ Siz, ‘‘Peki 4 yıldır neden yapmadınız?’’, ‘‘4 yıl yattınız da son sene depara mı kalkacaktınız?’’ gibi sorularla kendilerini sıkıştırmaya devam edebilirsiniz. ‘‘Minareyi çalan kılıfını hazırlar’’ demişler, size ikna edici cevaplar vereceklerdir.

Ayrıca onlara kızmaya pek de hakkımız yok gibi geliyor bana. Bunu biz istiyoruz, ‘‘Yenilen pehlivan güreşe doymaz’’ misali her seferinde gidip bunlara oyumuzu veriyoruz.

İçlerinden biri çıkıp da ‘‘Hayır kardeşim, terörün kökünü falan kazıyamayız, bizim gibi stratejik öneme sahip, üstelik az gelişmiş ülkelerde terör her zaman olacaktır. Zaten bunu dış ülkeler tezgáhlamaktadır, bunu önlemek ya da önleyememek hükümetlerin başarısı ya da başarısızlığı değildir, ipler tamamen başkalarının elindedir’’ dese...

Ya da ‘‘Enflasyonu düşüremeyiz, eğer düşürecek tedbirleri almaya kalkışırsak sizler uzunca bir süre enflasyonun altında ezilmekten daha beter bir durumla karşı karşıya kalırsınız, bu da bize kısa vadede oy kaybettirir. Mesela enflasyonu düşürmek için işçiye, memura zam yapmamak lazım, e takdir edersiniz ki hiçbir politikacı bunu göze alamaz. Onun için biz durumu kısa vadeli, göz boyayıcı çözümlerle idare edeceğiz’’ dese, hangimiz gidip bu adama oy veririz? Hiçbirimiz.

İnsanoğlu yalana düşkündür, gerçekleri bilir ama duymak istemez. Umut etmek ister, ‘‘iyi’’ye ‘‘güzel’’e inanmak ister.

Aynı hastalık için iki ayrı doktora gideriz, biri ‘‘hemen ameliyat’’ der, öteki ‘‘bir şeyiniz yok.’’ ‘‘Bir şeyiniz yok’’ diyene inanırız.

Hangi çirkin kadın kaşının gözünün güzelliğinden bahseden erkeğin peşinden gitmez? ‘‘Ben güzel olmadığımı biliyorum, sen yalancının tekisin’’ diyebilecek kaç kadın vardır?

‘‘Anlat! Söylediklerin yalan da olsa anlat. Yeter ki kulağıma hoş gelsin.’’ İşte hayat felsefemizin özeti.

Mış muş köşesi

Işılay Saygın ‘‘Çiller kadını aptal sanıyor’’ demiş.

Bırakınız sansın; ‘‘Kişiyi nasıl bilirsin?’’ diye sormuşlar adama, ‘‘Kendim gibi’’ diye cevap vermiş.

Hamçökelek eşinden boşanmış.

Zennube'yi alacak herhalde.

Dakikada 250 bebek dünyaya geliyormuş.

Dünya işi gücü bırakmış sevişiyor demek ki.

Tıpta kalite sınavı yapılacakmış.

Bunu siyasette de yapsalar iyi olur.

Barış Manço'nun Türk Noel Babas'sı olması önerilmiş.

Korkarım yakında ‘‘Barış Manço son peygamberdi’’ diyenler de çıkar.

Muş'un Kızılağaç bedesinde bir vatandaşımızın dört eşinden 49 çocuğu varmış.

Adamcağız bir misyon yüklenmiş, beldesini ilçe yapacak.

Neriman Köksal kibar ama sert erkek severmiş.

Yani tokadı atmadan önce ‘‘İzninle Neriman'cığım’’ diyecek.

Baykal ‘‘Sağın sonu hüsran’’ demiş.

O halde onlarla dost olunuz Sayın Baykal, ‘‘Hal, halin yoldaşıdır’’ demiş atalarımız.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI