Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kuşatılmışlık duygusu

RECEP Tayyip Erdoğan'ın belgelerle suçlanan adamlarına dahi sahip çıkması, kendisine yöneltilen en ufak bir eleştiride bile öz denetimini yitirecek kadar şiddetli kızıp karşı tarafa ağır ithamlarda bulunması (hatta zamanında kendine yöneltilen ithamları bizzat kullanması), diyaloğa hiç açık olmaması gibi kamuoyunda garipsenen tavırlarını kendine çok yakın bir kişi mealen şu cümlelerle izah etmişti:

- Hep "kuşatılmışlık duygusu" ile yaşıyor. Birimizi harcarsa veya bir eleştiriyi kabullenirse, bu açığın çorap söküğü gibi sonunu getirene dek işleneceğine inanıyor!

* * *

Kuşatılma duygusu
, itilip kakılarak yaşayan veya böyle hisseden, bulunduğu ortamlarda egemen olan görüşlerle uyuş(a)mayan, ait olduğu yerde aidiyeti kabul görmeyen insanların yaşamaktan kaçamayacağı insani bir duygu.

Recep Tayyip Erdoğan; onu kuşatılma duygusu içine iten "yaşadığı olguları" milletin önemli bir kesimiyle paylaştığı için iktidar oldu.

Hatta o, onları anlayan "başka birisi" değil "onlardan birisi"dir.

Kuşatılmışlık duygusu, onu iktidara taşıyanların da ortak duygusudur.

Recep Tayyip Erdoğan ve ona omuz veren kitleler, iktidarın sadece oylarla tarif edilmediği bir ülkede, iktidarda olsalar dahi her an "milletten daha güçlü birilerinin" iktidarı altlarından çekip alacağına inanıyorlar.

* * *

Sanırım bu kez de Başbakan, "Eğer mal varlığımı açıklarsam, 'birileri'ne yol verip yeni bir çorap söküğü yaratabilirim" diye düşünmüştür.

Ancak, insani bir duygu olan "kuşatılmışlık duygusu" ile bu duyguyu "paranoya" seviyesine yükseltme eğilimi arasında çok ince bir çizgi vardır.

Son dönemlerde Başbakan'da "kuşatılmışlık duygusu" hem işine geldiğinde "bahane" haline geliyor, hem de onun keskin zekásının ötesine çıkıyor, denetlenemez bir "duygu seli" oluşturuyor.

Denetlenemeyen duygular da insanda stres/gerginlik yaratıyor, çevreyle ilişkilerini olumsuz yönlendiriyor.

* * *

Başbakan'ın "mal varlığı ile ilgili" yaptığı konuşma, akıl denetiminin neredeyse tamamen kaybedildiği tipik bir örnektir. Konuşmayı "duygu seli" yönlendirmiştir.

Konuşmasında hemen herkesi itham etti ve kullandığı mantıkla hepimizi aptal yerine koydu. İnsanın kendi mal varlığını ilan etmesinin suç oluşturacağına inanmamızı beklemek, konuyu sulandırmak için "mal varlığı" kavramı ile uzaktan yakından alakası olmayan bir konuya girmek ve "CHP'nin sahibi olduğu İş Bankası'ndaki paraların üstüne yattığı" iması yaratmak, insanların aklını küçümseyen bir tavırdır.

* * *

Başbakan bu vahim yanlışıyla kendisi ile kuşatılmışlık duygusunu paylaşan tabanında muhalefetin beceremediğini becermiş ve büyük bir delik açmıştır.

Ben sadece iki basit göstergeye parmak basmak istiyorum:

1) Konuşma yaptığı salon tıklım tıklım partililerle dolu olduğu halde aldığı alkışlar çok cılız idi. Yandaşlarının dahi aklına hitap edemedi.

2) Dünden beri TV ekranlarında yer alan veya gazetecilere e-posta yollayan yandaşları onu savunurken artık Başbakan'ın çok malı olduğu ön kabulü ile akıl yürütüyorlar.

Başbakan, gizlemek zorunda olduğu miktarda elde edilmiş mal varlığı olduğu zehabını kendi yandaşlarının dahi zihnine bizzat kendi elleriyle sokmuştur!

Unutulmasın; mal varlığı kamu kaynaklarını yöneten insanlar açısından dünyanın her yerinde çok ama çok merak edilen bir konudur.
X