Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kuş gribi sadece bir tehlike…

Bazen hiç aldırmıyoruz, bazen de gereğinden fazla panikliyoruz. Bugün Kuş gribi salgını yok. Sadece tedbirli olmak yeterli. Ne abartalım, ne de görmezden gelelim. Önlem alalım yeter.

Kuş gribi korkusu giderek yaygınlaşıyor.

 

Doğrudur, tedirgin olmamızda yarar var.Ancak, bugün kamuoyundaki panik çok yersiz.

 

Tüm uzmanların bulgularını ve önlemlerini şöyle özetleyebiliriz:

 

-       Türkiye’de bugün bir kuş gribi salgını söz konusu değildir. Birkaç vaka görülmüş ve hemen önlemler alınmıştır. Bu kadar önlem yeterlidir.

 

-       Kuş gribine yakalanmamak için, aksi açıklanana kadar hastalığın görüldüğü yerlerde(canlı veya diri) tavuk-hindi gibi hayvanlarla temas etmemek, dışkılarına- tüylerine dokunmamak gerekmektedir.

 

-       Kuş gribi, hasta kuştan gripli insana geçerse (ki çok nadirdir) o zaman öldürücü olmaktadır.

 

-       Pişmiş tavuk-hindi-yumurta yiyebilirsiniz. Hiç çekinmeyin.

 

-       Eğer grip hastalığınabenzer bir hastalık işaretleriyle karşılaşırsanız, mutlaka doktora görünün.

 

Yukarıdaki listeye uyarsanız, rahat edersiniz. Gereksiz paniğe hiç gerek yok.


BRAVO HANZADE’YE…

 

          

33 yaşında genç ve son derece güzel bir kadın düşünün. Elinin altında muazzam olanaklar var. İstediği gibi bir yaşam sürebilir. Bugün New York, yarın Rio’da davetten davete koşabilir. Dünya sosyetisini evinde konuk eder, hayatının önemli bölümünü onlarla geçirebilir.

          

Size sözünü etmek istediğim genç kadın bütün bu olanaklarını bir yana bırakıp, zamanının hemen hemen tamamını idealleri için harcıyor.

          

Bu genç kadının adı Hanzade Doğan.

          

İdeali de, Anadolunun en ücra köşelerin yaşayan ve çeşitli olanaksızlıklardan dolayı okuyamayan 1 milyon kızı okutmak.

          

Kendi rahatını bozuyor, elindeki olanakları sonuna kadar kullanıyor. Babasını ikna edip, bu olanakların en ileri noktaya kadar çekilmesini sağlıyor.

          

Bu satırları yazmamın nedeni, geçen Pazar günü Milliyet’in “Baba beni okula gönder” seferberliğindeki gözlemlerim oldu. O gün rekor kırıldı. 2 saat içinde tam 8 trilyon lira toplandı.

          

Bu seferberliğin annesi Hanzade idi.

          

Onun fikriydi ve bugünlere gelmesi, toplam 20 trilyon lira toplanıp binlerce genç kızın önünün açılması O’nun sayesinde gerçekleşti.

          

London School of Economics’i bitir, Columbia Universitesinde MBA yap, sonra hayatın güzellikleriyle gönül eğlendirmek varken, kalk buralara gel, sabahtan akşamlara kadar işinin başından ayrılma ve yaşamını dev bir seferberliğe ayır…

          

Bravo Hanzade’ye…Eminim 1 milyon genç kızı okutma idealine de kavuşacaktır.

 

HRANT, BİZİ BIRAKIP HİÇBİR YERE GİDEMEZ…

 

Çoğunuz Hrant Dink’i tanımazsınız.

          

Tanıyanlarınız ise onu TV programlarındaki o Ermeniden çok Türk’e benzeyen fiziği ve konuşmalarıyla tanır.

          

Hayatımın önemli bir bölümünde Ermeni sorunuyla ilgilenmiş bir insanımdır. Bu sorunun her iki tarafının da (Hem Türk, hem Ermeni) ne kadar zor, ne kadar duyarlı, en basit bir sözün altında dahi başka anlamlar arayan milletlerden oluştuğunuen iyi bilenlerden biriyimdir. İşte Hrant Dink, böylesine mayınlı bir bölgede koşturan nadir Ermeni kökenli Türk vatandaşlarından biridir. Ne Türklere yaranabilir, ne de Ermenilere. Ancak onun gücünü de, işte bu yürekliliği arttırır.

          

Hrant Dink ne Türkiye’yi, ne Ermenistanı satmıştır. Onlara sadece sağduyu dağıtmaya çalışmıştır.

          

Doğrusunu söylemem gerekirse, ben Hrant’ı bugüne kadar çok iyi dayandı. Bunu da, gizli kapaklı bir sözü veya art niyeti olmamasına borçludur.

          

Ancak sonunda onu da vurdular.

          

Demek ki, uzun süredir izliyorlarmış.

          

Dünya’ya ayak uyduramayan, reformları anlamayanlar tarafından suçlu bulundu.

          

Duygusal bir adam olduğundan, o da dayanamayıp “ Mahkum olursam bu ülkeyi terk ederim” demiş.

          

YoooHrant, bu iş o kadar kolay değil. Dur bakalım nereye gidiyorsun? Seninle tamamlayacağımız daha çok işler var.

          

Bu kadar kolay pes etme. Sana yakışmaz…

 

ERGUN GÜRSOY DOĞRULARI SÖYLÜYOR

 

GS’ın 2 inci Başkanı Ergun Gürsoy, geçen hafta bir açıklama yaptı ve GS camiasında kıyametler koptu.

          

Ne demişti ?

          

“…FB bizden ileri gidiyor – transferlerini,stadını, ekonomik durumunu kastederek- ancak bizimde iyi bir hocamız ve takımımız var. ..Gelin birlikte olalım ve öne geçelim…”

          

Aman efendim bir kıyamet ki, dayanılacak gibi değil.

          

Nasıl olur da bir GS’lı böyle konuşurdu ? Nasıl olurda bizim bir yöneticimiz FB’ nin arkasında kaldığımızı söyleyebilirdi.

          

Neden söylemesin ?

          

Üstelik söyledikleri de son derece doğru.

          

Evet, bugün FB bizim önümüzde. Eğer böyle devam ederse, FB yakın bir zamanda Mancester Uniteddüzeyinde bir kulüp noktasına gelecektir.

          

Gerçekleri görmeyelim mi ?

          

Buna göre önlem almayalım mı ?

          

Gürsoyu eleştirenler, lafı  bıraksınlar da kulübü kurtarmak için kollarını sıvasınlar…


KALEKÖY'Ü KURTARIN

 

Toplumsal bilinç düzeyimiz ne zaman yükselecek?

 

Ne zaman kendimizin, tarihimizin, geçmişimizin değerini önce kendimiz bileceğiz?

 

Derdim, Kaleköyle… Antalya’nın Derme ilçesine bağlı Üçağız Köyü sınırları içindeki dünyaca ünlü Kaleköy.. Her yıl 300 bine yakın turistin ziyaret ettiği ve maalesef günümüzde yapılaşma kurbanı olmuş Kaleköy…

 

1990 yılında 'Özel Çevre Koruma Bölgesi' olarak ilan edilen Kekova, 1976 yılından itibaren de 'SİT alanı' olarak koruma altına alınmıştı. Bölge, 1989 yılında Antalya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nca 1.derecede arkeolojik ve doğal SİT alanı olarak belirlenmişti.

 

Şimdi ne durumda mı?

 

Belki şu örnek Kaleköy’ün içler acısı durumunu anlatmaya yeter…

 

Dünyaca ünlü batık kent Kekova ile Simena ve Theimussa antik kentlerinin bulunduğu Üçağız Köyü’nünyıllarca muhtarı olmuş Hasan Takır, çivi bile çakılmaması gereken Kaleköy’de çardak izni alıp otel ve restoran yapıyor. Gerekçesi ise; “çocuklarımız işsiz kalmasın…”

 

Bu mu yapılmalı işsiz kalmamak için…?

 

Çocuklarının işsizliği önlemeye çalışan bu baba torunlarının tarihini, geçmişini sildiğinin farkında değil mi?

 

Durumun ciddiyetinin boyutlarını gösteren bir başka örnek de; Üçağız Köyü'nde yaşayanların büyük bölümünün ''Sit Yasası'na Muhalefet'' suçundan sabıkalarının bulunmasından dolayı muhtarlık seçimlerine katılamamaları..Köyde bu yasayı ihlal etmeyen kalmamış dolayısıyla köy tüzel kişiliğini üstlenecek kişi yani bir muhtar adayı bulunamıyor…

 

Komik mi? Yazık mı?

 

Eski Simena antik kentinin üzerine kurulmuş Kaleköyü’nün tarihi M.Ö. IV.yüzyıla kadar gidiyor. İşsiz kalmamak için bu tarihi acımasızca yok mu etmek gerekiyor?

 

Böyle davranılmaya devam ederse, çocuklarımız, torunlarımız ve torunlarımızın çocukları da işsiz kalacak..Haberimiz yok…

 

 HEBİL KOYUNU MAHVETTİRMEYİN...

 

10 Ekim günü, Bodrum’da Türkbükü’nün hemen yanıbaşındaki Hebil koyuna resimde gördüğünüz (Hakkı Kaptan4804 TG 0829 nolu) tekne geldi ve koyun içinde ne kadarcanlı varsa taradı. Ne yuva bıraktı, ne birşey.

 

Hebil, bu bölgenin incisidir, küçücük bir koydur. Sahile bu kadar yakın avlanmak, bu koyu trollemek, cinayet ile eş anlamlıdır. Bu duruma seyirci mi kalacağız? Eminim Sahil Güvenlik koyda yaşayanlardan gelen şikayetleri dikkate alacaktır.

X