Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kurtlar Vadisi Rover

Polat’ın “Ben İsrail’e değil, Filistin’e geldim” dediği ve İsraillileri “size bu toprakları kim vaat etti bilmem ama ben altını vaat ediyorum” diye fırçaladığı film, seyir zevki vaat eden bir avantür.

Sinemasal kritiği her zamanki gibi Atilla Dorsay ve Uğur Vardan’a bırakıyorum.
Seyrederken Wikileaks belgelerindeki, nedense hak ettiği ilgiyi görmemiş bir sözü hatırladım.
Eski ABD Büyükelçisi James Jeffrey, “Türkler bir Rolls Royce’un hırsına ancak bir Rover’ın olanaklarına sahip” demiş.
“Davalarının savunucuları arasına Türkleri çekince çok mutlu olacak bir mazlum (Sladziç, Meşal, Ahmedinejad) buluyor ve ‘bu adam’ın çıkarı için ‘Batılı’ duruşa toslamaya kalkışıyorlar.”

¡ ¡ ¡

Rover’ın mazisini düşününce, Jeffrey’in meramı daha iyi anlaşılıyor: İngiltere’nin son büyük araba üreticilerinden Rover, bir zamanlar aristokrasinin arabasıyken Nisan 2005’te iflas etmiş.
Sonra Çinli Nanjing Otomobil Grubu tarafından satın alınmış. “Rover” markasını da Ford kapmış. Türkiye’de bu aracı seven de var, “İngiliz Doğan’ı” sayan da.
Konuya dönersek, Jeffrey’in sözlerine gıcık olmakla beraber, haklılık payı taşıdığını düşünmeden edemedim: Neo-Osmanlıcı arkadaşların hayalleri sahiden de Rolls-Royce edasında.
Rolls Royce, malum; küresel rekabet yüzünden bugün BMW’ye yar olsa da, eski bir imparatorluğun nostaljik simgesi.
Rover ise onun mütevazı ama mağrur kardeşi. Biraz Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni hali. Filmde İsraillilere etek öptüren Polat da Rolls Royce olmayı özleyen Rover havalarında.
ABD elçisinin dediği gibi: “Etki, güç ve ‘geri döndük!’ sloganları için düşük maliyetli ve popüler bir araç”.
Bu arada, illa bir İngiliz markasına benzeteceksek, Atatürk Cumhuriyeti Triumph motosikletleri gibiydi bence: Amerikalı Harleycilerin bile saygı duyduğu, “cool” bir delikanlı.

Evrensel anneye ne oldu?

Duyunca içim sızladı: Meğer gençliğimizin “kel kızı” Sinead O’Connor, Twitter’a “ölmek istediğini” yazmış. Çocukluğundan beri depresyonla cebelleştiği biz takipçileri için sır değil. Yeni olan, bunu Twitter’da ilan edecek kadar yalnız olduğunu görmek.
Oysa tarihin en iyi pop albümlerinden “Universal Mother”ın iç kapağında oğluyla resmi vardır Sinead’ın: İki insan gibi değil, iki ağaç gibi sarılmışlardır birbirlerine.
İster istemez merak ediyor insan “acaba anneler çocukları büyüyünce mi yalnızlaşıyor?” diye.

Arda Uskan bana kırılmış

Sağdan-soldan duydum ki gazeteci abimiz, her şeyiyle güzel insan Arda Uskan bir ifademden dolayı kırılmış.
Şu hayatta kırmayı son isteyeceğim insanlardandır Arda Abi. Daha doğrusu, şu vurdumduymaz alemde “kırılmayı” bilen son delikanlılardan.
Bu yüzden “sürç-ü lisan ettimse affola” diyor, kendisini bir ahbabının sözüyle selamlıyorum: “Hayat biz başka planlar yaparken başımıza gelenlerdir.”


İncir  Çekirdeği
Barış Manço’dan sonra nostaljinin eski tadı yok.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI