Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kurthan Fişek: Memleketimden ‘sine-i millet’ manzaraları (2)

Kurthan FİŞEK

Geçen salı günü, Faruk Gürler'in Genelkurmay Başkanlığı'ndan ayrılıp ‘‘kontenjan senatörü’’ seçilmesinde kalmıştık galiba... Devam edelim...

Medyaya ‘‘sansür’’, medyada ‘‘oto-kontrol’’ vardı.

12 Mart faşizmi iz sürüyordu.

Sıkıcıyönetim komutanlıkları, hababam-debabam bildiri yayınlıyor, Gürler'in cumhurbaşkanlığının tartışma konusu yapılmamasını rica ediyordu.

Askeri jargonda, komutanın ricası, ‘‘emir’’ anlamına gelir.

* * *

Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turu 13 Mart 1973 günü yapıldı.

TBMM binasını askeri birlikler kuşatmıştı. TBMM koridorları, izleyici locaları yüksek rütbeli subaylarla doluydu. ‘‘Gürler Paşa'yı seçmezlerse, alimallah, darbe olur!’’ tezviratını yapanlar vardı.

İnananlar azdı. İnanmayanlar çok çıktı.

Demirel'in AP'sinin ürkerek aday gösterdiği Tekin Arıburun Paşa bile Gürler Paşa'dan çok oy aldı.

* * *

Gürler'in ayağı kaymış, hem TSK'dan, hem sivil siyasetten bir güzelce uzaklaştırılmıştı.

Peki, ‘‘Cumhurbaşkanı kim olacak şimdi?’’

Ordu üst kademesinin bir bölümü, Cevdet Sunay'ın görev süresinin uzatılmasını önerdi. Sunay'dan, TSK'nın siyasetten postalını çekip kışlaya döneceği garantisi, AP'ye de, CHP'ye de verildi.

Cevdet Sunay'ın görev süresi uzatılacaktı.

Ama, anayasanın ilgili maddesinin değiştirilmesi gerekiyordu.

‘‘Sunay Formülü’’ oylandı TBMM'de...

* * *

300 oy gerekiyordu anayasanın değişmesi için...

299 oy çıktı.

12 Mart faşizminin çilesini çekenler, intikamlarını almışlardı.

Fahri Korutürk cumhurbaşkanı oldu. Hiç beklemiyordu böyle bir durumu... Kontenjan senatörleri arasında sessiz-sedasız, efendice oturuyordu.

Çankaya'da yedi yıl süreyle zorunlu ikamete mahkûm edildiğini sevgili Ali Baransel'den öğrenince, ilk sorusu şu oldu: ‘‘Emel hanımın evdeki resim kolleksiyonumu da oraya taşımak mecburiyetinde miyiz?’’

* * *

Cumhurbaşkanlığı seçimleri, bizde, ‘‘Ne çıkarsa bahtına!’’ cinsindendir.

TSK'nın içindeki sıkıntı ve hesaplaşmaların bittiğini sezinleyen bazı ‘‘başıbozuk taifesi’’ (sivil takımı) hemen dellenir.

‘‘Sine-i millete dönelim!’’

AP'nin içindeki bazı başıbozuklar o seçimlerde attı bu sloganı...

Seçimlere gidildi. AP en güçlü partiydi, ters tepti.

Akgüvercinler uçuştu, ‘‘Umudumuz Karaoğlan’’ kazandı. Gerçi Neco-Eco beraberliğinden erken pişman oldu, ama, neyse! O ayrı mesele...

* * *

Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle sine-i millete dönmek ilginç bir paralellik gösterir. 1989 yılıydı.

Turgut Özal'ın cumhurbaşkanı seçilmesini protesto etmek amacıyla, Murat Sökmenoğlu (DYP-Hatay) TBMM'nin 19.10.1989 tarihli toplantısında, Özal'ın seçilmesi durumunda ‘‘sine-i millet’’e döneceğini söyledi. Döndü.

Türkiye tarihinde, sine-i millete başarıyla dönen tek kişidir.

‘‘ANAP grubunun Özal'ı çoğunluk oylarıyla Cumhurbaşkanı seçmesini önlemek, bizlerin, milletin temsilcilerinin görevidir. Bu oylamaya, bir milletvekili olarak milletin arzusu istikametinde katılmıyorum. Anavatan'ın kendi kendine cumhurbaşkanı seçmesi karşısında, bu mukaddes çatı altında yapılacak bir şey kalmadı. İstifayı, şerefli bir görev sayıyorum... Anayasaya, demokrasiye ve genel ahláka aykırı yapılan seçimi milletle beraber kınıyorum. Milletin bana verdiği kutsal emanetle göreve devamı maalesef içime sindiremiyorum. Özal'ın Cumhurbaşkanı seçilmesi halinde, sine-i millete dönmek için, milletle beraber, gerçek demokrasiyi gerçekleştirmek için istifa edeceğimin ifadesiyle Yüce Meclise arzı veda ediyor, saygı sunuyorum...’’

* * *

Sine-i millete vaktiyle, zamanlıca ve hakkıyla dönen DYP'li Sökmenoğlu, şimdi, MHP'yi temsilen, yine Meclis'te... Üstelik, TBMM Başkanvekili...

Aslına mı rücû etti ne?

X