"Fatih Çekirge" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Fatih Çekirge" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Fatih Çekirge

Kürtçe savunma için kızmayın, Lozan’a bakın

SANIK mahkemede Kürtçe savunma yapmak istiyor.

Ve büyük bir tartışma patlıyor:

- Yapabilir mi yapamaz mı?

Mahkeme heyeti, “Hayır” diyor.

Onlar da, “Bizim anadilimiz Kürtçe” diyerek ısrar ediyor.

Peki bu durumda ne olacak?

Dün, “Kürtçe savunma yapsalar ne olur” diye sormuştum.

Gelen cevaplardan, yorumlardan anlıyorum ki toplumun önemli bir bölümü bu konuda öfkeli.

Bir diğer kesim ise demokrasiyi ve özgürlükleri hatırlatarak bu öfkeye karşı çıkıyor.

Şimdi sizden ricam bu olayda lütfen hiçbir “öfke kampı”nın tahriklerine kapılmadan bir “kardeşlik çerçevesi”nden bakmanız.

Mahkemelerde Kürtçe savunma yapılabilir mi? Ya da Ermenice, ya da Rumca...

Öncelikle şunu söylemeliyim ki mahkemenin Kürtçe savunma yapılmasını reddeden gerekçesi kendi içinde tutarlıdır.

Çünkü Kürtçe savunma yapmak isteyenlerin aslında Türkçe konuşabildikleri polis sorgularından biliniyor.

Yani mesele savunmanın içeriğinden çok biçimidir. Siyasidir.

Ama olayın bir de uluslararası ve insan hakları boyutu var.

Şimdi size belki de Türk basınında ilk kez göreceğiniz önemli bir gerçeği açıklayacağım.

Bu gerçek “Lozan Antlaşması”ndan geliyor. Yani Cumhuriyet’i kuranların, o büyük insanların, o kahramanların altına attığı imzadan geliyor.

Lozan Antlaşması’nın 39. maddesinin 4. ve 5. fıkrasından söz ediyorum.

Şimdi dikkatle okuyun:

“Herhangi bir Türk uyruğunun, gerek özel gerekse ticaret ilişkilerinde, din, basın ya da her çeşit yayın konularıyla açık toplantılarında, dilediği bir dili kullanmasına karşı hiçbir kısıtlama konulmayacaktır. Devletin resmi dili bulunmasına rağmen, Türkçe’den başka bir dil konuşan Türk uyruklarına, mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri bakımından uygun düşen kolaylıklar sağlanacaktır.”

İşte tarihi belge budur. Cumhuriyet’i kuran belgenin önümüze koyduğu gerçek budur.

Ve işte bu yüzden bu belge önemlidir.

Çünkü çok açık bir şekilde Türk uyrukluların, mahkemelerde Türkçe dışındaki anadillerinde konuşabilmelerine olanak sağlamaktadır.

Aynı kolaylık mahkemeler için de geçerli kılınmış.

Bugün karşı karşıya kaldığımız “Kürtçe savunma talepleri”nin ardında ‘kötü niyet’, ‘gizli gündem’ ya da ‘haince planlar’ olduğu iddia edilse de, Lozan bir gerçektir.

Ve adalet gizli gündeme ya da niyetlere göre değil belgelere ve delillere göre işler.

ÖFKEYLE ÇÖZÜLMÜYOR

Mesele Lozan’da değildir. Mesele hak ve özgürlüklere yönelik sorunları yıllarca halının altına süpüren yönetimlerdedir.

Örneğin yıllarca “Kürt yoktur, kart-kurt vardır” diyen devlet zihniyeti sorunu silahla çözeceğini sanmıştır.

Bu yolda gencecik evlatlar kaybedilmiştir.

Şimdi halının altından çıkan sonuçlar “öfke kamplarına” dönüşmektedir.

İşte bu yüzden diyorum ki; öfkeye değil mantığa ve küresel kabullere ihtiyacımız var.

Avrupa Birliği işte böyle bir kabuldür.

Bu açıdan baktığınızda niyeti kötü de olsa mahkemede bir başka dilde savunma yapmak isteyen her sanık bu şartların sağlanmaması halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidebilecektir.

Sonuç, Türkiye’nin insan hakları sicilinde mahkûm olması anlamına gelebilir.

Çünkü “küresel dünya”, bizim “ulusal köy”ümüzden çok farklı bir algılama atmosferine sahiptir.

Diyelim ki Diyarbakır’ın sur dibindeki bir esnaf tezgâhına Kürtçe etiket koydu.

Ne yapacağız?

O esnafa “hain etiketi” mi basacağız? Yoksa birbirimizi aynı kardeşlik duygularıyla anlamaya mı çalışacağız.

Yıllar önce imzalanan Lozan işte bize bugün bir büyük devletin hangi ırktan, dilden ve dinden olursa olsun kardeşlik duygularıyla nasıl yaşayabileceğini öğretmektedir.
X