Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kurtarma planı kurtarır mı

AMERİKA’da finans krizinin derinleşmesi devletin önlemler almasını gerektirdi.

Aksi takdirde, finans sisteminin kilitlenmesiyle tüm ekonomi alt-üst olabilirdi.

Hazine Bakanı Hank Paulson’ın Amerikan Merkez Bankası (FED) Başkanı Ben Bernanke ile hazırladığı önlem paketi, bankaların elindeki piyasası kalmamış varlıkların (öncelikle konut kredilerine baz edilmiş varlıklar) ihale yoluyla devlet tarafından satın alınmasını öngörüyor.

Devlet bu alımlar için çok ciddi miktarda (şimdilik 700 milyar dolar) bir fon ayırıyor. Fonun büyüklüğü ekonomik birimler açısından şaşırtıcı oldu. Şaşırtıcı olması, sorunun büyüklüğüne dikkat çekerken, devletin ne denli kararlı olduğunu da gösterdi.

Devletin böyle bir işe girişmesi doğal olarak Kongre’nin onayını gerektirdi. Siyaset devreye girdi. Planın orası burası mıncıklanmaya başladı. Sonunda, ortaya çıkan çözüm paketi her bankanın mecbur olmadıkça katılmak istemeyeceği bir niteliğe büründü. Çünkü, devlete ihale yoluyla ellerindeki piyasası şimdilik ölmüş varlıkları satmak isteyen kurumlar bir takım kısıtları da kabul etmiş oluyorlar. Zorda olmadıkça, kolları bükülmedikçe, kurumların böyle kısıtları kabul etmelerinin pek bir anlamı yok. Bu nedenle de, şimdi bazı bankalar nakit depolamaya başladılar. Kendilerini bu operasyonun dışında tutmaya çalışıyorlar. Sisteme girecek kurumların azlığı planın hedefine ulaşmasını zorlayacak gibi görünüyor.

PLAN

Paulson planının yapmak istediği aslında, finans kurumlarına örtülü sermaye aktarımı yapmak. Alım değeri 10 birim olan bir menkul kıymet, bankaların bilançolarında şimdi 1-2 birimde değerlendirilmek zorunda. Bankalar bu menkul kıymetleri piyasada satmaya kalksalar, ya alıcı bulamayacaklar ya da bulunan alıcılar 1 birim dahi vermeyecekler. Halbuki, planın işe yaraması için devletin bu menkul kıymetleri 5-6 birimden alması gerekiyor. Yani, hisse senedi almadan devletin sermaye aktarımı yapması planlanıyor. Bu bakış açısıyla, Amerika’da siyasetçiler "madem devlet örtülü sermaye aktarımı yapıyor, bari hisse senetlerinin bir kısmı da devlete geçsin" diyor.

Olaya bir başka açıdan da bakabiliriz. Ekonomi normalleştiğinde, devletin aldığı menkul kıymetlerin vadesi geldiğinde, bugün piyasası olmayan menkul kıymetlerin fiyatı 8-9 birime çıkabilir. Devlet o fiyatlardan geçmişte aldığı menkul kıymetleri elinden çıkarıp bütün bu operasyondan kár dahi edebilir. O halde, devletin yaptığı, menkul kıymetlerin normal işleyen bir piyasası oluşuncaya kadar finans kurumlarına köprü vazifesi gören bir finansman sağlamak oluyor.

EK ÖNLEMLER

Konuya hangi açıdan bakılırsa bakılsın, Amerika bir şeyler yapmak zorundaydı. Zor da olsa, sulandırılsa da, etkinliği azaltılsa da, bir şeyler yapılacak. Yapılacaklar yeterli olacak mı? Şimdiden kestirmek zor. Ama, bazı ek önlemler Paulson planının tamlayıcısı olabilir.

Örneğin, mevduat sigortası kişi başına 100 bin dolardan 250 bin dolara çıkarılıyor. Bu şekilde, mevduat daha güvenli bir yatırım aracı haline geliyor. Son el değiştiren bankalarda yaşanmaya başlamış olan mevduat çekilmelerinin bu yolla önü kesilebilir. Benzer bir girişim, Avrupa’nın da gündeminde. Güven krizinin aşılması geciktikçe, mevduata sınırsız devlet güvencesi gelmesi de gündeme gelebilir.

Yatırım fonlarına belli bir devlet garantisi sağlamak da güven krizinin aşılmasına olanak sağlayabilir. Ama, kredi çöküntüsünün kısa zamanda tersine dönüp dönmeyeceğini şimdiden tahmin etmek çok zor. Çünkü, şimdiye kadar yapılmak istenenler piyasalara güven vermeyi başaramadı.
X