Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kurtar bizi Bonomo

Can Bonomo sempatik bir genç. Sanki “Kavak Yelleri” dizisinden fırlamış. Müziği ve tavrıyla yaşıtlarının enerjisini yansıtıyor.

Üstelik görevi alır almaz “Eurovision’a matematiksel yaklaşacağım” demiş. Daha ne!
Matematik pek mühimdir sanatta.
Şair Paul Eluard’ın dediği gibi: “İlk mısra Allah’tan gelir, gerisi matematiktir.”
Bizse cebir dersinde “peki bunlar hayatta ne işimize yarayacak?” diye soran milletiz. Bu yüzden merak ediyorum, bakalım Can Bonomo formülü çözecek mi.

Çok fena döndüm

Hem de ne dönmek! Vallahi bir günde oldu. Böyle bir dönmek görülmemiştir. 
Oysa nasıl da emindim kendimden. Fikrime nasıl da güveniyordum. Demek büyük konuşmamak lazım.
Tanıl Bora, Birikim’deki yazısında, Nuri Bilge Ceylan’ın “Bir Zamanlar Anadolu’da” filmiyle ilgili eleştirimi eleştirmiş. Şeytan dedi ki: “Hadi sen de onun eleştirini eleştirmesini eleştir!”
Ama ben şeytanı dinlemedim. Kalbimi dinledim. Bora’ya aslında teşekkür etmem lazımdı. Dönmemi sağladığı için.
Yazımda demişim ki “Nuri Bilge’nin filmi Anadolu’da geçmiyor. Filmde anlatılan yer, yönetmenin hayranı olduğu İran sinemasının mekânları gibi.”
Tanıl Bora öyle şık karşı çıkmış, tarihten ve edebiyattan öyle örnekler vermiş ki, filmi tekrar seyretmek farz oldu.
Koştum aldım DVD’yi, geçtim ekran başına. Sonuçta o zamanki tespitim bana da saçma geldi.
Filmdeki Anadolu’ydu sahiden. Daha doğrusu, Nuri Bilge Ceylan’ın gördüğü Anadolu. Anadolu’nun böyle de görülebileceğini fark ettim ve fikrimden caydım.
Hele gittikçe tutuculaşan derin Anadolu’yu düşününce, ilk seyredişimde hoşuma gitmeyen kasvet bile anlamlıydı. O savcı, o doktor, o şoför, o polis... Hem gerçek hem trajik.
Gönül medeniyet prizmasından süzülen bir renk cümbüşü görmek istiyordu Anadolu’da. Ama o bazen Ceylan’ın gösterdiği gibiydi: Külrengi ve loş.
Filme ısınamayışımın bir nedeni Nuri Bilge şakşakçılarıysa, diğeri de Anadolu’nun bu makyajsız haliydi işte.
Velhasıl, şu hayatta adam gibi eleştirilmek hepimizin ihtiyacı. Tanıl Bora’ya mersilerden bir buket.
Yaptığım U dönüşünün dünya sinemasında yaratacağı sarsıntıyı ise kestiremiyorum. Ama Robert de Niro ararsa açmayacağım, o kesin.

İstanbul’un Şahan ile fethi

“Fetih 1453” meğer “Recep İvedik” serisinden kazanılan parayla çekiliyormuş.
Demek ki filmlerini sevsek de sevmesek de, sinemaseverler olarak Şahan Gökbakar’a teşekkür etmeliyiz. Türk sinemasına böyle bir prestij filmi kazandırdığı için.
Yapımcıya “zarar da etsek dert değil, nasıl olsa Şahan bir film yapar, durumu kurtarır” cesareti verdiği için.
Sinema sanat olmasına sanat. Ama aynı zamanda böyle bir sektör: Üç “Recep” bir “Fetih” ediyor.

tatlı  Sözlük

Fezleke: Silivri dolaylarından oyun havası.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI