Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kürt sorununu kavrama kılavuzu: ‘Barışa Emanet Olun’

ŞUNA hiç kuşkunuz olmasın: Türkiye’nin en büyük sorunu kimilerimizin hâlâ ‘Terör sorunu’ veya ‘PKK sorunu’ dediği ama bence aslında ‘Kürt sorunu’ dememiz gereken sorunlar yumağı.

Bu sorun ülkemiz için o kadar büyük ve o kadar önemli ki, başka pek çok sorunun doğrudan kaynağı o olmasa bile, onların çözümünü de engelliyor. Daha doğrusu Kürt sorunumuzu çözmeden başka pek çok sorunu çözmemiz de imkansızlaşıyor.
Birkaç örnek vereyim:
Demokratikleşme ve ifade özgürlüğü önemli sorunlarımız ve eksiklerimiz. Ama bunları düzeltebilmek için Kürt sorununu çözmemiz gerekiyor, Kürt sorunun varlığı bunları çözmemize engel oluyor.
Ekonomimizi büyütmek, dünyanın ilk on ekonomisinden biri haline getirmek, bu arada kendi refahımızı da arttırmak istiyoruz ama yapabileceklerimizin bir sınırı var. Sınırlarının içinde ve dışında ‘düşük yoğunluklu savaş’ devam eden bir ülke bunu yapamaz, kaynaklar başka yere akar, enerji başka yere akar.
Bu örneklerin sayısını çoğaltabiliriz.
* * *
Peki nedir bu ‘Kürt sorunu’?
Başta da söyledim, pek çok insana bu soruna ‘Terör sorunu’ veya ‘PKK sorunu’ adını veriyor. Belki bundan 20 yıl önce bu isimleri kullanmak doğruydu; çünkü o zaman ‘Kürt sorunu’ ile ‘Terör sorunu’ birbirinden ayrılabilir nitelikte şeylerdi. Ama bugün gelinen noktada bu ayrım yapılamaz halde.
Bu noktaya gelişimizde bir sürü hata, bir sürü yanlış tercih var ama bugün onları konuşmak yersiz. Görmemiz gereken şey, ‘Kürt sorunu’ ile ‘PKK’nın artık neredeyse aynı şey haline geldikleri.
Bunları ayırmakta ısrar etmek, geçmişin hatalarını, bizi bugünlere getiren hataları da sürdürmek demektir.
Hasan Cemal’in binbir emekle yazdığını yakından bildiğim son kitabı, ‘Barışa Emanet Olun’ işte bu sorunu anlamak isteyenler için bire bir.
Tecrübeli ve son derece iyi bir gazetecinin bunca yıllık birikimini döktüğü, içinde gazetecilik anlamında da çok önemli bilgiler olan ama her şeyden önemlisi, sorunu anlamak isteyen kafası açık herkesin anlayacağı dilden yazılmış bir kitap ‘Barışa Emanet Olun.’
Bir nevi Kürt sorununu anlama kılavuzu.

Milli mutabakat cinayetleri

HRANT Dink’in öldürüldüğü günü unutmam mümkün değil. Gözlerimde yaşlarla dostumun televizyon canlı yayınında yerde yatan ölmüş bedenine bakarken eşim aradı, ‘Neden öldürdüler’ diye sordu. Cevabım, ‘Ermeni olduğu için’di. Bugün de fikrim değişmedi. Hrant Dink cinayeti başka bir sürü şey olmazdan önce ırkçı nefretten kaynaklanan bir cinayetti. Ve bu anlamda bir ‘milli mutabakat cinayeti’ idi.
Radikal gazetesinin başarılı muhabiri İsmail Saymaz’ın son kitabı olan ‘Nefret’in alt başlığı da bu: ‘Malatya: Bir Milli Mutabakat Cinayeti.’
Konu, daha güzel nasıl anlatılır ki?
İsmail, Malatya’daki Zirve Yayınevi katliamını almış ve bütün arka planıyla birlikte anlatıyor.
Çoğumuzun görmek istemediği, bildiği halde hakkında konuşmak istemediği konular bunlar.
Misyonerliği tehdit görmek, tehdit görmenin ötesine geçip suç saymak, suç saymanın ötesine geçip misyonerlik faaliyetleriyle ilgili nefret yaymak, önyargı yaymak ve beslemek.
Bunların hepsini bu devlet yaptı. Ama sadece devlet yapmadı. Bireyler de yaptı, gazeteler de yaptı, vatandaşlar da yaptı.
Ve sonunda Malatya katliamı gibi bir korkunç durum yaşandı.
Hep iddia ediyorum: Bu katliamın veya Hrant Dink cinayetinin arkasında müthiş örgütlü güçler var veya yok ama onların varlığı veya yokluğu bu cinayetleri mümkün kılan toplumsal havayı açıklamaz. Ve esas sorumlu da o toplumsal havadır; mücadele etmemiz gereken, değiştirmeye çalışmamız gereken şey o atmosferdir.
İsmail Saymaz’ın kitabı bir başlangıç adımı olabilir.

Rahip Santoro Pontusçu muymuş?

İSMAİL Saymaz’ın kitabından öğrendim, Trabzon’da bir başka ırkçı nefret cinayetine kurban gidip öldürülen Rahip Santoro meğer öldüğü güne kadar polis takibi altındaymış, telefonları dinleniyormuş.
Acaba suçu neymiş Santoro’nun? Veya neyle suçlandığı için mahkeme kararıyla telefonu dinleniyormuş?
Şimdi sıkı durun, Vatikan görevlisi olan, Trabzon’daki katolik kilisesinde rahiplik yapan Santoro’nun ‘Pontusçuluk’ yaptığı iddia ediliyormuş ve o yüzden hakkında telefon dinleme kararı varmış.
Pontus, biliyorsunuz Bizans’tan kopan bir parçaydı, bir süre Trabzon ve civarında hüküm sürdü, sonra Fatih Sultan Mehmet buna son verdi.
Bizans biliyorsunuz Ortodoks’tu. Pontus da öyle. Ve Osmanlı’dan önce en büyük düşmanları katolikliği seçen Roma ve oradaki papaydı.
21. yüzyılda nefret gözümüzü öyle bürümüş ki, bir katolik rahibi ‘Pontusçu’ olmakla suçluyoruz.
Daha gidecek çok yolumuz var anlayacağınız.

X