Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kürt sorunun çözümüne çizilen iki temel çerçeve

AZ gittik uz gittik, hâlâ susmayan silahlara,karşılıklı atışmalara, söylenen çok galiz sözlere ve yapılan ağır suçlamalara rağmen Kürt sorununun olası çözüm yolları konusunda belli bir mesafe aldık.

Seçim sonrasında, artık ortaya çıkmaya başlayan çözüm çerçevesi önerileri arasında dolaylı müzakereden vazgeçilip doğrudan müzakereye, açık dillilikle sorunlara çözüm yollarını konuşmaya başlamaya ihtiyacımız var. Ama peşinen söyleyim, ben doğrudan ve açık müzakerenin şimdilik hâlâ mümkün görünmediğini düşünenlerdenim.
* * *
Bu düşüncemin temellerini anlatmazdan önce, ortaya çıkan çözüm çerçevelerine değinmem gerek.
Birinci öneriler demeti, Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinden çıkıyor. Bu öneriler öyle derli toplu oluşturulmuş, toplumun tartışmasına sunulmuş değil ama sorunu ve bu konuda söylenenleri yakından izleyince öneri demetini de görebiliyorsunuz.
Buna göre, dün Yeni Şafak’ta Ali Bayramoğlu’nun da yazdığı gibi, AK Parti’nin çözüm çerçevesinin sınırlarını, “Kürt varlığının kabulü” ile “Kürt kökenli vatandaşların kimlik taleplerini karşılayacak bireysel haklar çerçevesinde özgürlükler zemini” oluşturuyor.
Yine Ali Bayramoğlu’nun vurguladığı gibi, AK Parti’nin Kürt politikası, ‘siyasi muhatap’ ve ‘kolektif hak’ kavramı ile bu ikilinin oluşturacağı ‘siyasi statü’ mantığını tamamen dışlıyor.
Yani, PKK veya BDP veya Diyarbakır’daki Kongre dahil herhangi bir Kürt siyasi oluşumunun Kürt sorunu konusunda müzakere edilebilir bir muhatap olduğunu kabul etmemek, onun yerine genel demokratikleşme, özgürleşme ve eşitliği derinleştirme çabalarıyla soruna çözüm aramak.
* * *
AK Parti’nin bu çerçevesine karşılık, PKK, BDP ve Diyarbakır’daki Kongre’nin dile getirdiği çözüm çerçevesi, tam da AK Parti’nin ‘kırmızı çizgileri’ne denk gelen bir çerçeve: Muhatap alınma, o sözü edilen kollektif haklardan hareketle siyasi statü edinme, kendi kendini yönetme.
Kabul etmek gerekir ki, AK Parti’nin dolaylı yoldan ortaya koyduğu çözüm çerçevesi çok da yeni bir şey değil. Bu çerçeveyi 90’lı yıllarda Süleyman Demirel de, “Anayasal vatandaşlık temelinde çözüm” diyerek tarif ederdi.
Demirel’in bu tarifine rağmen o tarif yönünde herhangi bir ilerleme sağlanamadı ama AK Parti döneminde bazı ilerlemeler sağlandı. Yine de, AK Parti’nin çıtasının daha yükseğe çekilmesi, federatif bir yapı söz konusu olmasa bile yerel yönetimler düzeyinde daha fazla kendi kendini yönetmenin mümkün olup olmadığı, ana dilde eğitim gibi konuların ne yapılacağının belli olması gibi daha fazla açıklık gerektiren hususlar var.
Buna karşılık PKK-BDP-Diyarbakır’daki Kongre de bana göre çıtayı çok yükseğe koyuyor. Federatif bir yapıyı talep etmek, çatışmalı etnik gerginlik halinin kalıcılığına yol açabilecek, dolayısıyla gerçek bir barışı, halktan halka barışı torpilleyebilecek bir talep.
* * *
Resmen kabul edilmese de ortada iki ‘taraf’ var. Bakalım taraflar seçimden  sonra birbirlerine yakınlaşma iradesi gösterebilecek mi?
Eğer göstermezlerse, bu sorun da devam etmeye, zaman zaman can almaya devam edecek demektir.

AK Parti CHP’nin gerisinde mi kaldı?

SABAH gazetesinde dün Nazlı Ilıcak yazmış, Kürt sorunu bağlamında AK Parti’nin CHP’nin de gerisine düştüğü izleniminin yaygınlaştığı görüşünde.
İzlenim düzeyinde Nazlı Hanım’ın söyledikleri doğru olabilir, benim bunu test etme imkanım olmadı ama ortaya konan somut öneriler/projeler/çözüm çerçeveleri konusunda ben o şekilde düşünmüyorum.
Kuşkusuz dün Milliyet’te Fikret Bila’nın yazdığı CHP projesi açıklaması için 30 Mayıs’ı beklemek gerek ama şu ana kadar CHP’nin Kürt sorunu bağlamında ortaya koyduğu tek öneri yüzde 10’luk seçim barajının düşürülmesi.
CHP’nin AK Parti’den daha fazla çözümcü bir kimliğe bürünebilmesi için başta ana dilde eğitim ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi konusu olmak üzere bir dizi konuda sahiden açılımcı olması gerekiyor.
Bu işler sadece izlenimlerle yürümüyor maalesef.

Sorunu PKK ile veya PKK’sız çözmek!

GEÇENLERDE böyle bir soruyla karşılaşınca söyledim. Meseleyi özetlemek ve basite indirgemek isterseniz karşınıza şu soru çıkar: Kürt sorununu PKK ile mi çözeceksiniz, PKK’sız mı?
AK Parti’nin önerileri PKK’sız bir çözüm fikri üzerine kurulu. Yani bu örgütü muhatap kabul etmemek, onu yasadışı saymaya devam etmek, hatta gerekirse bu örgütle silahlı mücadeleye devam ederken çözümü uygulamak.
Herhalde en sonunda umulan, PKK’nın marjinalleşmesi, siyasi etkisini kaybetmesi, dağa çıkışların azalması ve durması, örgütün terör eylemlerinin artık bizzat Kürtler tarafından da aktif bir biçimde kınanması, orta vadede PKK’nın silahlı tehdidinin ihmal edilebilir düzeye inmesi...
90’lı yıllarda bu yöntem önerildiğinde devletten, en çok da askerden tepki geliyor, ‘Bu salam politikasıdır, hakları vermeye başlarsanız devamı talep edilir, terör bitmeden, PKK terörden vazgeçmeden hak verilemez’ deniyordu.
Aslına bakacak olursanız 90’lı yıllara ait bu bakış açısının AK Parti’yi de etkilediği belli oluyor.
Örneğin açılımın önemli bir unsuru olarak ilan edilen taş atan çocukları hapisten kurtaracak yasal düzenleme bu bakış açısı yüzünden aylarca geciktirildi. Benzer bir şeyin KCK operasyonları ve davasıyla yapıldığını da söylemek mümkün.
Hatta KCK davasının tek başına Kürt siyasi kamuoyunda AK Parti hükümetinin de 90’lı yılların hükümetlerinden çok da farklı olmadığı izlenimini yaymakta etkili oldu.
Fakat unutmamak gerek ki, aynı AK Parti hükümeti bir yandan da PKK’yı, hatta İmralı’daki Abdullah Öcalan’ı muhatap alan gizli müzakereler de yürütüyor. Yani bir anlamda aynı anda ikili bir strateji yürütüyor iktidar.

X