"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Kürt sorunu nasıl çözülmez!

Toplumsal-tarihsel herhangi bir sorunumuz yok demekle yok olmuyor.

Toplumun genelini ve bir kısmını ilgilendiren diğer sorunlar alenen göz ardı edilerek çözülemiyor.
‘Kürt’ ya da ‘Güneydoğu’, ‘demokrasi’ veya ‘geri kalmışlık’ sorunu dediğimiz, bazılarımızın yanlış biçimde ‘terör sorunu’ dediği sorunumuz -evet bu bizim sorunumuz- da böyle bir toplumsal/tarihsel sorun olarak değerlendirilmek zorundadır.
Bu sorunu a) inkâr ederek,
b) kabul etsek bile teröre, emperyalizme ya da geri kalmışlığa indirgeyerek, c) ülke elden gidiyor/vatan bölünüyor demek ile ne güzel barış ve kardeşlik geliyor demek ikilemiyle sloganlaştırarak çözemeyeceğimiz artık kesin.
Bir sorunun çözümü, önce o sorunun nasıl çözülmeyeceğinin ortaya açık ve net biçimde konması ile başlar. Bu öngörüleri bütün önyargılardan uzak tartışmak gerekir:
Kürt sorunu, küresel kapitalizmin bölgesel ekonomik ve siyasal planları öngörülmeden veya tersine çevrilmeden çözülemez.
Kürt sorunu, Kürt-olmayan diğer toplumsal kesimlerin (Batı’nın, Trakya’nın, Ege’nin, Karadeniz’in, gençlerin, kadınların, öğrencilerin, çifçinin, işçilerin...) demokratik ve hukuki sorunları göz ardı edilerek veya çözülmeyerek çözülemez.
Kürt sorunu, ‘anadilde eğitim’ olursa da çözülemez, PKK’ya bomba yağdırılarak da çözülemez.
Kürt sorunu seçim hamleleri ile, Şivan’la, Barzani’yle, AKP-BDP/KCK savaşı ile de asla çözülemez.
Kürt sorununun çözümü; kısaca, hangi yaştan, hangi cinsiyetten, hangi etnik, bölgesel, ekonomik, eğitimsel, dinsel, mezhepsel ve ideolojik kökenden olursak olalım, ‘demokrasi’ dediğimiz siyasetin de ötesinde toplumsal bir kültür olan duyma, dinleme, anlama ve değişme bilincine ulaşmamızla olacaktır.
Hal bu olunca, Gezi Parkı’na, ODTÜ’ye, Rojava’ya, adalete ve yargıya, çalışma yaşamına, ifade ve örgütlenme hakkına, çevre haklarına, genel fırsat eşitliğine, ekmeğe ‘barış’ gelmedikçe Kürt sorunu da çözülemeyecek, ülkemize de demokrasi uğramayacaktır.
Serdar TAŞÇI-Siyaset bilimci

NOT: (Türk-halkbilimci; bilimsel araştırmacı Halûk Tarcan- (CNRS-Paris) ‘MÖ 4000 Diyarbakır’ başlıklı yazısında “Kürtlerin Ön Türk kökenli olduğunu” belirtiyor; buna kaynak olarak Prof. Ekrem Memiş’in Doğu Anadolu’da bulduğu, Mısır ve Hitit kaynaklarının da doğruladığı MÖ 2200 tarihli TURKİ KRALLIĞI‘nın varlığını gösteriyor. Her iki yazının tümünü Hürriyet internette yazarlar bölümündeki köşemizden okuyabilirsiniz.)

Azınlık çocukları ne yapacak

TEOGS’de puan hesaplama hatası

27 Kasım’da çocuklar sınava girecek. Ancak devlet veya özel okullarda okuyan azınlık ailelerin çocukları din dersine girmediği için sınavdaki din dersi sorularını cevaplamayacaklar ve dolayısıyla ortalama puanları diğerlerine göre 5 puan geriye düşecek. Milli Eğitim Bakanlığı’na Süryani Kadim Vakfı ve cemaat üyeleri olarak yazı yazmamıza rağmen öğrencilerimizin mağduriyetinin önlenmesi için hiçbir çabanın harcanmadığını görüyoruz.
Sınav tarihi yaklaştığından hâlâ bir çözüm bulunmayacak mıdır? * TEOGS: Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sınavı
Kenan GÜRDAL
gurdalkenan@hotmail.com

Veli Kenan Gürdal puanlama hesabındaki durumu gönderiyor:

Yukarıdaki formül MEB puan hesaplama kılavuzundan alınmıştır.
OSP : Ortak Sınav Puanı
SP : Sınav Puanı
AK: Ağırlık Katsayısı
Sadece Matematikten 1 yanlış yapan ve din kültürü çözen öğrencinin puanı:
OSP = (((100 x 4 + 95 x 4 +100 x4 + 100 x 2 + 100 x 2 + 100 x 2) / 18) / 100) x700) = 692,222
Sadece Matematikten 1 yanlış yapan ve din kültürü dersinden muaf öğrencinin puanı :
OSP = (((100 x 4 + 95 x 4 +100 x4 + 100 x 2 + 100 x 2 ) / 16) / 100) x700) = 691,250
Başka bir örnek :
Din kültürü çözen öğrenci Matematikten, Türkçeden ve Yabancı dilden 5’er yanlış yapsın:
OSP = (((75 x 4 + 75 x 4 +100 x4 + 100 x 2 + 75 x 2 + 100 x 2) / 18) / 100) x700) = 602,777
Din kültürü dersinden muaf öğrenci Matematikten, Türkçeden ve Yabancı dilden 5’er yanlış yapsın:
OSP = (((75 x 4 + 75 x 4 +100 x4 + 100 x 2 + 75 x 2 ) / 16) / 100) x700) = 590,625
Yanlış sayısı artıkça aradaki puan farkı da artıyor!


Bakan Bayraktar’ın, müteahhitlerin neler yaptığından haberi var mı?

‘Kentsel dönüşüm’de zorla el koyma olur mu

OKUR Özlem Bulut diyor ki: “Kentsel dönüşüm adı altında resmen tapulu malımızı zorla elimizden almak isteyen bir müteahhit var, vatandaş olarak çok mağduruz!
Acıbadem Caddesi üzerinde yer alan tapulu dairemize müteahhit R.Y./Y. İnşaat uzun süredir kentsel dönüşüm kapsamında göz koydu ve bizi son derece rahatsız ediyor. Babamı 2 sene önce kaybettim, kendisi babamın vefatının hemen akabinde cep telefonumu bulup beni aradı ve çeşitli ısrarlar ile apartmanı yenilemek istediğini ve kabul etmemizi istedi. Fakat proje anlamında bizi tatmin edebilecek bir sunum yapamadı.
Sürecin devamında,
“Bakanları tanıyorum, bu işi Ankara’dan bitireceğim, Çevre Bakanlığı’ndan, belediyeden tanıdıklarım var, ben istediğimi yaparım” diye tehditler savurmaya başladı. Apartman içinden bir daire satın aldı. Bu nedenle başka müteahhitlerin apartmanı yenilemek için teklif vermesini de engelliyor. Yerimiz güzel bir yerde 12 daireli...”
Yazıyı özetleyerek veriyoruz; Bakan Erdoğan Bayraktar mutlaka bu duruma el koymalı... Bulut’un, “Böyle bir durumda, neden kentsel dönüşümün (oyçokluğu ile değil) tüm kat maliklerinin anlaşması ile olması daha doğru olmaz mı?” diye bir de sorusu var.

Şeyh Zayed’e ayıp!

SAYIN Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’a bir grup hayırsever bir not gönderiyor. Bahçelievler’de Şeyh Zayed Vakfı’nın yurdundaki yanlışları kısaca aktarmak isteriz. Mersin’den aday olacağı söylenen müsteşarınız Ahmet Zahderoğulları’nın neler yaptığını biliyor musunuz? Cemal Atmaca, Hoşyen Özcan, Emine Önker ve Ayten Yılmaz’a bir sorunuz. Oradaki çocukların hayatları o kadar ucuz olamaz. Bizler bu kurumu çok seviyorduk, ama önceki yıl bir el burasını ‘bozdu’; bizleri küstürdü. Buradaki çocuklar ve yuva personeli için yapılan haksızlıkları ‘tarafsız’ olarak kapsamlı bir şekilde araştırır mısınız?

OKUYUNUZ

Çankaya’daki aday adayları 28’den 7’ye düşürüldü

28 olan CHP Çankaya Belediye Başkan aday adaylarının sayısının Genel Merkez tarafından 8’e düşürüldüğü ortalığa düşünce siyasi kulisler dalgalandı.
Bu isimlerin şunlar olduğu belirtiliyor:
Bülent Tanık (Belediye Başkanı),
Faruk Demir (Sanatçı, eski milletvekili, üç dönemdir PM üyesi),
Alper Taşdelen (Doğan Taşdelen’in oğlu),
Yaşar Tüzün (Bilecik Belediye Başkanı, iki dönem CHP milletvekili),
Durdu Özpolat (Kahramanmaraş Milletvekili, Yurt Gazetesi sahibi),
Ekrem Kerem Oktay (TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu’nun danışmanı),
Perihan Sarı (Genel Başkan Yardımcısı; kamuoyunun bilgisine göre bir başvurusu yoktu; dün adı ortaya çıktı).
Bu isimler arasından kamuoyu yoklamasına göre başkan adayının belirleneceği söyleniyor.

Diyarbakır ve Kürt sorunu üzerine bir analiz

HADİSENİN
kendi penceremden özetini vererek ve yansımalarıyla başlayalım:
Diyarbakır’da Başbakan’ın bir sahne sanatları şovuna dönüşen bu etkinliği hemen; Akşam, Bugün, Habertürk, Milliyet, Sabah, Star, Türkiye, Vatan, Yeni Akit ve Yeni Şafak gibi gazetelerde beklenen desteği buldu. Radikal, Posta, Taraf ve Hürriyet süreci dengeli verdiler.
Zaman (dersaneler) ve Milli Gazete (AVM’ye mescit) kendi gündemlerini manşet yapmayı tercih etti. Aydınlık, Ortadoğu, Sözcü ve Yeniçağ ‘PKK’ya af geliyor’ ‘ihanet’ ‘Yaşasın Kürdistan’ ‘TC silindi’ vurgusunu öne çıkardılar. Özgür Gündem ‘bırak Başbakan bu sözleri, Kürtler çözüm için derhal Abdullah Öcalan ile derinlikli müzakere etmeni bekliyor’ mesajını yineledi. Birgün, Cumhuriyet ve Evrensel bunun bir barış etkinliği değil ‘seçim hamlesi’ olduğu vurgusunu yaparak ‘Medeni Yıldırım’ı ve annesinin gözyaşlarını önplana çıkardılar. Sol Gazetesi ise ‘Barış değil Boru’ diyerek Türkiye’nin enerji bağımlılığında Erbil’in stratejik durumunu vurguladı.
Görüldüğü üzere ve doğal olarak herkes durduğu yerden, oturduğu ideoloji veya beslendiği konjonktürden hadiseyi değerlemdirmiş. Ben ise bunun dışına çıkmak istiyorum.
Şöyle başlayayım;
Toplumsal / tarihsel her hangi bir sorun ‘hayır böyle bir sorunumuz yok’ demekle gerçekte yok demek olmuyor.
Toplumsal / tarihsel her hangi bir sorun, o sorunu vareden iç dinamikleri yok sayarak uluslararası güçlere ve emperyalizme bağlanarak anlaşılamaz. Tıpkı onlarsız ve sadece iç dinamiklerle anlaşılamayacağı gibi.
Toplumsal / tarihsel her hangi bir sorun, o sorunu yaratan, yeniden-üreten, derinleştirerek sürdüren değişkenler ortaya konmadan, slogan ve ideoloji tarafgirliğiyle halledilemiyor.
Toplumsal / tarihsel her hangi bir sorun, o sorunun taraflarını kelimenin en gerçek anlamıyla ‘hakkaniyetli biçimde’ dinlemeden ve gereken müzakere yapılmadan halli olmuyor.
Toplumsal / tarihsel her hangi bir sorun, toplumun genelini ve bir kısmını ilgilendiren genel diğer sorunlar alenen göz ardı edilerek çözülemiyor.
İşte ‘Kürt’ ya da ‘Güneydoğu’ ‘Demokrasi’ veya ‘Gerikalmışlık’ sorunu dediğimiz, bazılarımızın yanlış biçimde ‘terör sorunu’ dediği sorunumuz -evet bu bizim sorunumuz- da böyle bir toplumsal / tarihsel sorun olarak değerlendirilmek zorundadır.
Bu sorunu a) inkar ederek, b) kabul etsek bile teröre, emperyalizme ya da gerikalmışlığa indirgeyerek, c) ülke elden gidiyor/ vatan bölünüyor demek ile ne güzel barış ve kardeşlik geliyor demek ikilemiyle sloganlaştırarak çözemeyeceğimiz artık kesin.
Kanımca bir sorunun çözümü, önce o sorunun nasıl çözülmeyeceğinin ortaya açık ve net biçimde konması ile başlar. Kendimce katkım ya da öngörülerim şöyle:
Kürt Sorunu, küresel kapitalizmin bölgesel ekonomik ve siyasal planları öngörülmeden veya tersine çevrilmeden çözülemez.
Kürt Sorunu, Kürt-olmayan diğer toplumsal kesimlerin (Batı’nın, Trakya’nın, Ege’nin, Karadeniz’in, gençlerin, kadınların, öğrencilerin, çifçinin, işçilerin...) demokratik ve hukuki sorunları gözardı edilerek veya çözülmeyerek çözülemez.
Kürt Sorunu, ‘anadilde eğitim’ olursa da çözülemez, PKK’ya bomba yağdırılarak da çözülemez.
Kürt Sorunu seçim hamleleri ile, Şivanla, Barzani’yle, AKP-BDP/KCK savaşı ile de asla çözülemez.
Kürt Sorunu’nun çözümü; kısaca, hangi yaştan, hangi cinsiyetten, hangi etnik, bölgesel, ekonomik, eğitimsel, dinsel, mezhepsel ve ideolojik kökenden olursak olalım, ‘demokrasi’ dediğimiz siyasetin de ötesinde toplumsal bir kültür olan duyma, dinleme, anlama ve değişme bilincine ulaşmamızla olacaktır.
Hal bu olunca, Gezi Parkı’na, ODTÜ’ye, Rojava’ya, adalete ve yargıya, çalışma yaşamına, ifade ve örgütlenme hakkına, çevre haklarına, genel fırsat eşitliğine, ekmeğe ‘barış’ gelmedikçe Kürt Sorunu da çözülemeyecek, ülkemize de demokrasi uğramayacaktır.
Serdar TAŞÇI

M.Ö. 4.000 Diyarbakır

DOĞU
Anadolu Yüksek Yaylâsı emperyalistler tarafından tarihsiz bırakılmıştır. Amaçları, Doğu Anadolu’daki toprak altı zenginliklerine- en başta petrol olmak üzere- sahip çıkmak için sahte tarihle yaratacakları yapay devletleri buralara oturtmaktı.
Profesör A. Erzen, Van Bölgesi Tarih ve Arkeoloji Merkezi’ni kurmuş, Prof. K. Kökten, M. Uyanık, Oktay Belli ve E. Feigl gibi yabancı profesörlerden oluşan ekiple 30 yıl süren çalışmalar yaparak:
• Tarihin Anadolu’ya Orta Asya’dan göçlerle 13 bin’lerde başladığını, sayısı 40 bin kadar olan kaya resimleriyle, Orta Asya kültürüyle eşlik ya da benzerlik içinde olduğunu ortaya koymuştur; bu kültürün Mezopotamya’ya indiği ve orayı etkilediği de ortaya çıkmıştır.
Bu ekipten Prof. Erich Feigl, Diyarbakır ve yöresinin 4’üncü binde Proto-Türk, Ön-Türk Kültürü’nün merkezi olduğunu, bu araştırmaların vardığı noktalardan biri olarak yazmıştır.
Prof. Ersin Alok 1972/79 yıllarında Van/ Hakkâri’de büyük bir alanı kaplayan 40 bin kadar kaya resmini Tir-i Şin yaylâsında incelemiştir. Tarih olarak 15 bin (onbeş bin) ile 7 bin’i (yedi bin), sadece Gevâruh kaya resimleri için 10 bin’i vermiştir (Kaya üstü Resimleri Akbank. 1988 ist.)
Prof. Afif Erzen ekibinin ortaya koyduğu kaya resimlerini
• Genel anlamda kaya üstü resimler
• Yazı elemanlarını içeren kaya üstü resimler
• Yazıya geçiş dönemi resimleri ve
• Yazıtlar hâlinde dört grup oluşturmaktadır
Resimler 15 bin tarihli geyik resmiyle Tirişin’de görülür.
• Van/ Başet dağı yazı elemanlarını içeren kaya resimleri 13/12 olmalıdır.
• Gerisi, Gevâruh 10 binden başlayarak, Sat Dağı, Hırkanıs suyu, Mazur Vâdisi, Pagan köyü 8binler, Put köyü 3binler,Cûdi dağı 1500, Varagöz yaylâsı ise M.Ö.1000 yılına varılmaktadır.
Kâzım Mirşan, BAŞET dağındaki yazı elemanlarını içeren ve yazıya geçiş dönemini gösteren 13/12 bin tarihli kaya resimlerinden başlayarak sadece Doğu Anadolu’da 30 kadarını Ön-Türkçe olarak okumuştur.
Sonuç: Doğu Anadolu Yüksek Yaylası’nın dip kültürü Ön-Türk Kültürüdür.
Zaten Kürt adının Elegeş anıtında Ökü-Ert hâlindeki ilk şeklinin ortaya çıkışı, Japon araştırmacı Goichi Kojima’nın 14 “yerel ağız” bulması
• Kürtçe’de Kürt adının bulunmaması
• Kırmança’dan Kürt dili imâl edilmeye başlanması Kırmança kelimesinin Ön-Türkçe (OQ-ËRİM UÇ- yöneten Oq halkı, egemen Oq halkı) cümlesi olduğu, Doğu Anadolu’nun dip kültürünün Ön-Türk kültürü olduğunu fazlasiyle ortaya koyar
• Kırmança’dan Kürt dili imâl edilmeye başlanması Kırmança kelimesinin Ön-Türkçe (OQ-ËRİM UÇ- yöneten Oq halkı, egemen Oq halkı) cümlesi olduğu, Doğu Anadolu’nun dip kültürünün Ön-Türk kültürü olduğunu fazlasiyle ortaya koyar.
Bunlara ilâveten KÜRD/İSTAN adının Ön-Türkçe olduğunu da bilmemiz gerekecek
• Kürt’ün OKÜERT’ten geldiğini gördük
•İSTAN ise, Acemce olduğu sanılır. Mirşan onu, AS/qan , yani “Tanrı beldesinde asılı olma” şeklinde analiz eder; Tanrı beldesinde asılı olmak cennette bulunmak anlamınadır. Asqan, zamanla değişerek AS/pan, AS/tan ve sonunda AS/ûman şekline dönüşür.
• Öküert/astan… Kürt/istan..olmuştur
AynI, Tanrı beldesinde asılı olmak kavramını
• ASTAN/Bolıq = İstanbul hâlinde gördüğümüz gibi Kazakistan’ını yeni
• başkentinin adı da ASTANA’dır.
Son günlerde tartışılan Q,W,X harflerine gelelim: Aslında Ön-Türkçe yazının damga yazısından alfabetik yazıya geçişiyle damga olana bu şekiller harflere dönüşmüşlerdir:
• Q harfı OQ damgasıdır. QARA…OQ…QAĞAN..,UQUQ ..vb...
• W harfı UW damgasıdır: UW-ON…UW-UB OZ..UW İT..vb..
• X harfı ËD damgasıdır... Fakat Türkçeye (X) şekliyle Rusça’da (H) sesi verir, Xusamettin..Hüsamettin..
Bu, kökeni damga olan harfler Kürtlerin Ön-Türk kökenini gösterir.
Bunlara, Prof. Ekrem Memiş’in Doğu Anadolu’da bulduğu, Mısır ve Hitit kaynaklarının da doğruladığı M.Ö. 2200 tarihli TURKİ KRALLIĞI‘nın varlığı noktayı koyar.
Halûk TARCAN- (CNRS-Paris)

THY’den bilet fiyat şikâyeti

ÖZBEKİSTAN
ve Kırgızistan’da yaşayanların ortak derdi THY.
Beş yıl aradan sonra Özbekistan’a yolculuk ettim. Neler değişti diye baktığımda;
- Bilet fiyatlarının pahalılığının devam ettiğini gördüm. Aynı mesafedeki İngiltere’nin neredeyse iki katı,
- Uçak yine küçük Boeing uçaklarından. Oysa Özbek Havayolları uzun yıllardır bu hatta Airbas’ın geniş iç hacimli uçaklarını çalıştırıyor.
- Önceki yıllarda İran üzerinden uçuyorduk. Özbek Havayolları 3.5 saatte, THY yaklaşık dört saatte Taşkent’e iniyordu. Şimdi Hazar üzerinden uçmaya başlamışız ve yolculuk süresi 4,5-5 saat arasına çıktı.
THY yönetiminin bilet fiyatları ve bu hatta uçacak uçak modellerini gözden geçirmesini bekliyorum.
Ekrem Hayri PEKER-Kimya Mühendisi

THY’nin 7D No’lu koltuğunda oturan var mı?

BEN
işim gereği çok sık seyahat ediyorum ve mümkün olduğunca bugüne kadar hep THY’yi tercih ettim. Ancak son zamanlarda THY’nin sunduğu hizmet kalitesinde önemli gerilemeler gözlemliyorum.
Şikayetlerimle ilgili defalarca geri bildirim formları doldurmama rağmen bugüne kadar hiçbir geri dönüş de almamış olmamak bende hayal kırıklığı yaratıyor.
Ekteki fotoğrafı Sabiha Gökçen-Düsseldorf uçuşu yapan THY uçağında 7D koltuğunda çektim. (5.11.13 Salı günü)
Oturduğum koltuğun masası sağ tarafından kırıktı. Üzerine notlarımı koyup çalışma ya da yemek yeme imkanı yoktu.
Yanındaki 7E no’lu koltuğun masası yine arızalı ve iki parça masa aynı hizada değil.
Onun yanındaki 7F no’lu koltuk zaten arızalı olduğu için kırmızı uyarı yazısı konmuş kullanılmaması için.
Kabin amirini çağırıp şikayetimi ilettim. Hemen çözüleceğini söylediler. Şikayet formu doldurdum. Cep telefonu verdim. Her zaman olduğu gibi hiçbir geri dönüş olmadığı gibi tesadüfen 8 kasım 2013 tarihinde aynı uçakla döndüm ve yine 7. Sıraya oturdum. Aynı problemlerin aynı şekilde devam ettiğini gördüm.
THY bu arızalı koltukları onaramıyorsa bile (niye onaramadığını anlamak mümkün değil) bu koltukları neden satmaya devam ediyor. Bu koltuklarda oturan kişilere bilet fiyatını daha ucuza satmadığına göre defolu ürünü sağlam fiyatına satmış olmuyor mu?
Benzer şekilde İstanbul- Kazablanka uçuşlarında kabin içi eğlence sistemlerinde arızalar, temizlenmemiş masalar ya da dergi gözü kirli bırakılmış, tıkanmış lavabo ve tuvaletler yine olağan şikayetlerimiz arasında ve herhangibir geri dönüş olmadığı için artık gazeteyle paylaşma ihtiyacı duydum.
THY son yıllardaki başarılarıyla hepimize gurur verdi. Pek çok yere direk uçuşları sayesinde hayatımızı kolaylaştırıyor. Lounge hizmeti olağanüstü güzel.
Bunlarla birlikte temizlik ve müşteriye defolu ürün vermeme konularında daha fazla özene ihtiyaç var gibi görünüyor. Ulusal şirketimizin bu problemler yüzünden saygınlık ve para kaybetmesi tüm Türkiye vatandaşlarının aleyhine olur. Bu yüzden paylaşma ihtiyacı duydum.
Enis ERKÖSE

X