Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Küreselleşme nedir?

<B>KÜRESELLEŞME </B>konusunda<B>, </B>pazar günkü yazımda sözünü ettiğim,<B> Nasser Mansouri-Guilani’</B>nin<B> ‘La mondialisation a l’usage des citoyens’ </B>(Les Editions de l’Atelier/Editions Ouvriere, Paris, 2004) adlı kitabından öğrendiklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Pazar günkü yazımda, ‘Yurttaşlar İçin Küreselleşme’ adlı bu kitabı, ‘insanlığı, sıradan yazıcıların enayisi olmaktan koruyan bir ekonomi el kitabı’ olarak tanımlamıştım.

4 ANAHTAR SORU

Küreselleşme çevresinde yapılan tartışmalarda ideolojinin önem payı çok fazla. ‘Küreselleşme’nin birden fazla tanımı var ve çelişkilerle yüklü bir süreç. Konuyu iyi değerlendirmek için dört anahtar soruyu yanıtlamak gerekir:

Küreselleşmeden kim yararlanıyor?

Küreselleşme yeni bir olgu mudur?

Küreselleşme ulus-devletin sonu mudur?

Tersine çevrilmez bir süreç söz konusu mudur?

İdeolojik referans olarak küreselleşme, ekonomik liberalizmin eşanlamlısı olarak sunuluyor. Bu referansı besleyen liberal söylem, kapitalizmin gelişmesinin ve pazarların liberalleşmesinin herkesin yararına olacağı postulatı üzerine kurulmuştur.

Ancak ülkelerin ve emekçilerin çok büyük bir çoğunluğu, bu anlayışın uygulaması sonucu olarak çok kötü koşullarda yaşamaktadırlar.

Liberaller, küreselleşmenin uygulamalarında sadece kazananlardan söz ediyorlar. Oysa kaybedenler de var ve kaybedenlerin sayısı, kazananların çok üzerinde. Küreselleşmenin başlıca kaybedenleri, genellikle işçiler ve özellikle de kalifiye olmayan işçiler.

Küreselleşmenin başarıdan başarıya koştuğu 1990’lı yıllarda çalışan sınıfların durumu düzelmediği gibi orta sınıflardan yoksullar sınıflarına katılmalar oldu. Yani, küreselleşmenin bayraktarı ABD’de bile hiçbir şey iyiye gitmedi. Orada da işsizlik arttı, sermaye yurtdışına çıktı, fabrikalar ucuz hammadde ve el emeği ülkelerine taşındı. Bu noktadan bakınca, ABD devleti de kazanmadı. Kazanan sadece çokuluslu şirketler. Ulus-devletlerin çokuluslu sermaye karşısında küçülmesi, kimilerini pek sevindiriyor. Çok uluslu sermayenin ulus-devletleri güçsüzleştirmesinin ulusal devletlerin zararına, dolayısıyla da özgürlük ve demokrasilerin zararına olduğunu düşünemiyorlar.

ABD ekonomisi 1990’lı yıllarda zenginleri daha zenginleştirdi ve en yoksulları 1920’li yıllarda olduğundan çok daha fazla ihmal etti. Bu olgu, sadece ABD ekonomisinde değil aşağı yukarı dünyanın bütün ekonomilerinde görüldü. Bu ‘aşikár olanı’ görmek için vicdan sahibi olmak gerekiyor. Ama vicdan sahibi olmadıkları için, insanlarla alay edermiş gibi, küreselleşmenin ideolojisinin pan-hümanizm olduğunu ileri sürüyorlar.

4 ANAHTAR YANIT

Yeni emperyalist sömürü düzeni olan küreselleşmeyle ilgili olarak yazımın başında sorulan dört soruyu yanıtlayayım:

Küreselleşmeden zenginler ve çokuluslu sermaye yararlanıyor.

Küreselleşme yeni bir olgu değildir, bu üçüncü evresidir.

Küreselleşme ulus-devletin sonu değildir.

Küreselleşme, bu topludurumda (konjonktürde) tersine çevrilmez bir süreç olarak görünüyor. Ama şimdilik!
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI