Dünya Haberleri

    Küresel krizin keyfini çıkarın

    Emre KIZILKAYA / DIŞ AÇI
    11.10.2008 - 12:58 | Son Güncelleme:

    Yaşanan mali kriz, yeni bir çağın habercisi falan değil; sadece, kapitalizmin tarihi gidişatı üzerinde olağan bir durak. Bu krizden sosyalizm çıkacağını, şimdiye kadar alınan önlemlerin sosyalizmi andırdığını sananlar yanılıyorlar. Doğal afetlerin bile küreselleştiği postmodern çağda, felaketlere biraz da özlem duyuyoruz. Çünkü onlar, çağımızda hepten kaybolan “gerçeklik” hissini, bir yudum da olsa bize yeniden tattırıyorlar.

    SAVAŞ BİTTİ Mİ: İnsan, bir şeyi “parçalarına ayırarak” daha iyi kavradığını bildiği için, her konuda bu yöntemi uyguluyor. Tarihi anlamaya çalışırken de, onu parça parça inceleme eğiliminde oluyoruz. Örneğin Birinci Dünya Savaşı, iki savaş arası dönem, İkinci Dünya Savaşı, Soğuk Savaş ve Soğuk Savaş sonrası dönem, birbirinden kesin çizgilerle ayrılan “çağlar” gibi inceleniyor.

    Oysa henüz başlayan küresel mali kriz, böyle “sakat”, kategorik bir yapısökümcü anlayış ile kavranamaz. Bu krizi, kapitalizmin doğal evriminin bir durağı olarak görmek gerekiyor. Bakın, bu tür bir tarihsel devamlılığın “fiziksel kanıtları” bile var:


    Örneğin Almanya’da “Nazi tehdidinin” hala sürdüğünü kanıtlarcasına, bu savaştan arda kalan bombalar hala patlıyor. Birkaç hafta önce Arnsberg'de yarım asrı aşkın süredir toprağa gömülü kalan bir bomba patlayınca 17 kişi yaralandı.

    Bizim topraklarımızda da, daha sembolik bir düzeyde, Birinci Dünya Savaşı’nın sürdüğüne dair emareler var. Öyle ki hâlâ, bütün bir Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkasya coğrafyasında, bu savaşın bitmediğini gösteren “siyasi, sosyal ve ekonomik bombalar” patlayıp duruyor.

     

    * * *

    KAPİTALİZM GÜÇLENECEK: Venezuela lideri Hugo Chavez başta olmak birçokları, ABD merkezli mali krizi, "21. yüzyıl sosyalizminin başlangıcı" olarak görse de, bence çağımızın Büyük Bunalımı, kapitalist sistemin “uluslarüstü bir denge-denet mekanizması” kurmasına yol açarak onu uzun vâdede daha da güçlendirecek.


    Belki küresel gelir dağılımında görece adalet sağlayacak bir takım atılımlar yapılacak; ama tıpkı 1930’larda olduğu gibi, yine asıl büyük zaferi, uluslararası kapitalizm kazanacak. Bu süreçte şahit olabileceğimiz en “devrimsel” gelişim ise, “fiziksel bir nesne olarak para”nın ortadan kalkması olabilir.

     

    * * *

    KÜRESEL FELAKET: Süren mali krizin “küresel” olduğu vurgulanıp duruyor. “Ekonomik felaketin” küreselleşmiş olması şaşırtıcı değil ki! Zira “doğal afetler” bile çoktan küreselleşti. Örneğin iklim değişikliği, aslında büyük ölçüde ABD ve Çin kaynaklı sanayi atıklarının atmosferde sera etkisi yaratmasıyla ilgili. Fakat bunun sonucu, küresel çapta meydana gelen iklimsel dengesizlikler. Hindistan’da kullanılan zararlı gazlar yüzünden, kutuplar üstündeki ozon tabakası seyreliyor. Bundan en büyük zararı, eskimolar ve penguenler görüyor.


    Tsunaminin de küreselleştiğini görmüştük. Güneydoğu Asya'daki bir depremin ardından oluşan dev dalga, Afrika'nın doğu kıyılarında bile can almıştı. Aslında bu tür bir “doğal afetin” küreselleşmesi, “modern kapitalizmin” küreselleşmesiyle hemen hemen aynı tarihte, 1883'te, yine Endonezya'da bulunan Krakatoa Yanardağı'nın patlamasının ardından ilk kez yaşanmıştı (Tabii Büyük Tufan’ı saymazsak). Güneydoğu Asya'daki bu felaketin ardından tam bir yıl boyunca, yanardağın yarattığı “atmosferik ışıma”, Avrupa semalarını bile geceyarısı aydınlatmıştı.

     

    * * *

     

    BERLİN’DEKİ FİL: Kendisinden evvel doğaya zarar vermek insanın fıtratında var. Küresel ısınmaya neden olduğu bilinen “sera gazlarının” çilesini insanlık yeni yeni çekmeye başladı; ama başka birçok canlı türünün soyuyıllar önce sırf bu yüzden tükenmişti. Bu durum, şu tarihi gerçeği hatırlatıyor: İkinci Dünya Savaşı sırasında Müttefik devletlerin Berlin'e attığı ilk bombanın kurbanı, şehrin hayvanat bahçesindeki tek fil olmuştu. Savaşta, o filden sonra, 60 milyon insan öldürüldü.

    * * *

    TOPLU İNTİHAR: Gelişen teknolojiye karşın Çin Hükümeti, “zehirli oyuncak” krizinden, “öldüren mama” vakasına dek, halk sağlığını ilgilendiren konularda neden hala bu kadar duyarsız? Pasifik adalarındaki birçok yerli grubu, aşırı nüfus hallerinde okyanusta “intihar ayinleri” düzenleyerek tüm toplumun bekasını sağlamak amacıyla bazı bireylerini feda ediyor. Belki Çin’de yaşanan da (ve hatta “kısmen” bizde yaşanan da) aynen budur. Belki de Batı toplumlarında insan hayatına daha fazla değer verilmesi, onların nüfusunun hızla düşmesiyle ilgilidir biraz da...

    * * *

    KURGU-GERÇEK: Kurguyla gerçeğin iyice iç içe geçtiğine bir örnek: Amerikan ordusu, Irak'a gidecek askerleri, önce ABD'deki üslerde kurulan “film seti” benzeri tatbikat alanlarında eğitiyor. California'daki Fort Irwin üssünde, “sahte Irak köyleri” kuruldu. Arap aktörler ve özel film efektleri kullanılarak, Bağdat'taki direniş ortamı bire bir canlandırılıyor. (...) Bir gün bunun da ötesine geçilebilir. El Kaide’nin, California’daki sahte Irak köyüne sızıp “gerçek” bir intihar saldırısı düzenlediğini düşünün... 11 Eylül saldırılarından bile şoke edici olurdu bu...

     

    * * *

     

    ENJOY!: “Semptomunuzun keyfini çıkarın” diyen çağdaş düşünür Slavoj Zizek, kendi adını taşıyan 2005 yapımı belgeseldeki şu sözleriyle, herşeyi özetliyordu:

    “Bugünkü durumun tuhaflığına bakın. Henüz 30-40 yıl önce, geleceğin nasıl olacağını tartışıyorduk: Komünist mi, faşist mi, kapitalist mi, nasıl? Bugün kimse bunu tartışmıyor. Hepimiz küresel kapitalizmin varlığını sürdüreceğini sessizce kabullendik. Öte yandan kozmik felaketlere takıntımız var: Dünyadaki hayatın, bir virüs veya bir göktaşı yüzünden yok olacağını düşünebiliyoruz. Fakat çelişki şurada: Tüm yaşamın bir anda tamamen biteceğini hayal etmek, kapitalizmin radikal bir değişime uğrayacağını düşünmekten daha kolay geliyor bize.”

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı