Gündem Haberleri

    Küresel ısınmada çözüme zaman tanınmalı

    Planet
    19.11.2009 - 00:38 | Son Güncelleme:

    Küresel ısınma konusunda uzun ve yorucu olsa da ABD’nin siyasi sürecin işlemesine ve karbon salınımını sınırlandırma hedefleri ve mekanizmaları konusunda bir politikaya ulaşması için zaman tanımak gerekiyor.

    FINANCIAL TIMES

    Başyazı: Küresel ısınma konusunda uzun ve yorucu olsa da ABD’nin siyasi sürecin işlemesine ve karbon salınımını sınırlandırma hedefleri ve mekanizmaları konusunda bir politikaya ulaşması için zaman tanımak gerekiyor. Amerikan halkına daha az karbon merkezli bir hayat yaşamaları ve petrole daha çok vergi vermeleri gerektiği daha anlatılmış değil. Kopenhag bir son değil başlangıç. Buradan teknik ve bağlayıcı bir anlaşma değil siyasi bir çerçeve çıkabilir.

     

    Başyazı: Obama’nın hayal kırıklığına uğrattığı Filistinli liderler tek taraflı bağımsızlık seçeneğini tartıyorlar. İsrail ise buna misilleme olarak işgal ettiği toprakları ilhak etme tehdidinde bulunuyor. ABD Başkanı hala iki devletli bir çözüm için planını açıklayarak ve bunu Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’ne getirererek durumu kurtarabilir.

     

    Çözümün çerçevesi Bill Clinton’un 2000 Aralık’taki parametreleri, 2001 Taba anlaşmaları ve 2002 Arap barış planı olmalı. ABD’nin 1972’den beri BM Güvenlik Konseyi’nde kullandığı 82 vetonun 40’ı İsrail’i korumak için kullanıldı (29’u işgal edilmiş topraklarda ve 11’i Lübnan’da). Bu 40 oylamanın tamamında ABD yalnız kalmıştı. Obama bu durumu biliyor olmalı.

     

    Martin Wolf: Obama küresel ekonomiyi yeniden dengelemek için Çin’in parasının yeniden değerlenmesi gerektiğini Hu Jintao’ya söylemeliydi. Bu değişiklik o kadar gerekli ki, Çin’e işbirliği yapmazsa cezalandırma tehdidinde bulunmak bile düşünülebilir. Amerika yavaş yavaş tasarruf yapmaya başlıyor (2007’nin son çeyreğinde -2.1 olan tasarruf oranı 2009’un ikinci çeyreğinde 6.2’ye yükseldi).

     

    ABD Başkanı olarak Obama’nın görevi ülkesinin buhrana girmemesini önlemek, Çin tasarruflarını korumak değil. Sonuçta kimse Çin’i ABD’ye bu kadar borç para versin diye zorlamadı. Ayrıca Çin’in ABD’den istediği politika olan parasal gevşemeyi durdurma, faiz oranlarını yükseltme ve doları yükseltme politikası uygulanırsa ABD ekonomisi durgunluğa teslim olacağı ve açıkları daha da kötüleştireceği için bu Pekin’in de çıkarına değil.

     

    Çin daha çok tüketmeli, ABD daha çok tasarruf etmeli. Çin’in içeride talebi canladıracak adımlar atması müspet. IMF bu sene Çin’in ödemeler dengesi fazlasında ciddi düşüş olacağını tahmin ediyor. Ama sorun şu ki bu geçici olabilir ve Çin canlandırma paketinin etkisi geçince yine “mevsim normallerine” dönülebilir.  

     

    Çin krediyi bollaştırmaya dayalı canlandırma programı ilelelebet sürdürecek değil. Ayrıca ödemeler dengesi fazlasındaki düşüş büyük ölçüde dünya ticaretinde krizden sonra yaşanan azalmanın sonucu. Hepsinden önemlisi renbinminin dolara bağlanması pratikte Çin’in parasını devalüe etmesi demek.    

    Küresel talebin bu kadar daraldığı bir dönemde Çin’in daha fazla sorumluluk alması gerekir. Çin ABD’nin korumacı uygulamalarından şikayet ediyor ama parasının değerini düşük tutarak kendi yaptığı “kur korumacılığı” çok daha büyük boyutlu.

    IMF Başkanı Çin ve diğer Asya ülkelerinin paralarının değerini yükseltmelerinin bu ülkelerdeki hanelerin satın alma gücünü arttıracağını, çalışanların zenginlikten aldıkları payı yükseleteceğini ve yatırımları yeniden odaklamak için doğru teşvikleri sağlayacağını söylüyor.

    Çin bu tür tavsiyeleri dikkate almazsa Batılı demokrasilerin kendisine yönelik tavrını hızla olumsuza çevirebileceğini bilmeli. Eğer Çin’in ödemeler dengesi fazlası ve ABD’nin açıkları artmaya devam ederse bu durum göz ardı edilebilir bir durum olmaktan çıkar. Goldman Sachs böyle giderse Çin’in 2020’deki fazlasının Almanya, Japonya ve Ortadoğu ülkelerinin 2007’deki fazlalarının toplamını aşacağını tahmin ediyor.

    Eğer ABD’nin ekonomisin mevcut zayıflığı sürer, işsizlik ve başta Çin’le olan olmak üzere ticaret açığı ve yüksek kalırsa ABD liderliği için “bir şey yap” baskısı dayanılmaz hale gelir. Washington Nixon’un 1971’de yaptığına benzer adımları düşünmek durumunda kalır. Nixon o yıl Japonya ve Almanya’nın paralarının değerini artırmazlarsa yüzde 10 ithalat vergisi koyma tehdidinde bulunmuştu.ABD’nin kendini merkantilist politikalara karşı korumaya hakkı vardır.

    Obama, Çin liderine yukarıdaki türden hatırlatma ve uyarılarda bulunmuş mudur? Muhtemelen hayır, Bulunmalı mı idi? Evet. Çin’in kur politikasını tartışmakla çok vakit kaybettik. Artık eylem zamanı.

    Başyazı: Obama’nın hayal kırıklığına uğrattığı Filistinli liderler tek taraflı bağımsızlık seçeneğini tartıyorlar. İsrail ise buna misilleme olarak işgal ettiği toprakları ilhak etme tehdidinde bulunuyor. ABD Başkanı hala iki devletli bir çözüm için planını açıklayarak ve bunu BM Güvenlik Konseyi’ne getirererek durumu kurtarabilir. Çözümün çerçevesi Bill Clinton’un 2000 Aralık’taki parametreleri, 2001 Taba anlaşmaları ve 2002 Arap barış planı olmalı. ABD’nin 1972’den beri BM Güvenlik Konseyi’nde kullandığı 82 vetonın 29’u işgal edilmiş topraklarda ve 11’i Lübnan’da İsrail’i korumak için kullanıldı.  Bu toplam 40 oyun tamamında ABD yalnız kalmıştı. Obama bu durumu biliyor olmalı.

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">HAARETZ

    Aluf Benn: Netanyahu barış konusunda ilerlemeyi gerçekten istiyor çünkü göründüğü kadarıyla Bahar aylarında İran ve Hizbullah’a karşı savaş için hazırlanıyor. Bunun için de Filistin cephesinde ilerlemeye ihtiyacı var. Kamuoyu yoklamalarına göre İsrail halkı Filistinlilerle anlaşmak ve Hamas’la konuşmak istiyor ama müzakerelerin sağcı bir hükümet tarafından yürütülmesini tercih ediyor.   

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal"> 

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">THE NEW YORK TIMES <ı style="mso-bidi-font-style: normal">

    David Brooks: Eskiden gelecek ABD’ye aitti. Artık değil. Çin bir zamanlar ABD’yi tanımlayan geleceğe umutla bakma duygusunu ABD’den çalmış görünüyor.

     

    Çinlilerin yüzde 86’sı ülkelerinin iyi yolda olduğunu düşünürken bu oran Amerikalılar için sadece yüzde 37. Çinlilerin yüzde 63’ü ülkelerinin 30 yıl içinde teknoloji alanında küresel lider olacağına inanıyor. Çinlilerin yarıdan fazlası bundan sonraki “toplum değiştirici icadın” ülkesinden çıkacağını düşünürken bu oran ABD’de sadece üçte bir.

     

    Bir Komünist Parti yetkilisi “Deng Ziao Ping olmasaydı ben şimdi bir öküzün arkasında olacaktım, bunun ne demek olduğunu anlıyor musunuz?” diye soruyor.

     

    Geçmişte iyimserlik Amerikalıların çalışma, hareket etme, evlenme, üretme davranışlarına ve dış politikasına damgasını vurmuştur.  

    Çinliler belki de hiçbir zaman bizim kadar gelir sahibi olmayacaklar ama geleceğe inançları var. Zaten daha önemli olan da budur. 

    ABD ekonomisi çok büyük ölçüde tüketim, borç ve ithalata ve çok az oranda üretim, yenilikçilik ve ihracata dayalı.

    Amerikalılar eskiden ülkelerinin daha da üretken hale geleceğine güvenebiliyorlardı çünkü her bir nesil öncekine oranla daha eğitimli ve donanımlıydı. Bu durum artık geçerli değil.

    Siyasi sistem kolay yasaları – vergi indirimleri ve sağlık sisteminin kapsama alanını genişletmeyi- geçiriyor da iş zor ama gerekli yasalara gelince –harcama kısıntıları ve sağlık maliyetlerinin kontrolü- çuvallıyor.  

    ABD’nin tekrar gelecek odaklı olması gerekiyor. Eğitim, teknolojik yenilik ve temel araştırmaların finansı gibi konuları tek bir çatı altında uyumlu şekilde düşünmemiz gerekiyor. Ulusal ölçekte değil bölgesel düşünmek gerekiyor. Tüketimi kısmak ve üretimi ödüllendirmeklazım. Amerikalıların tekrara ufka bakması gerek. 

    Roger Cohen: “Kısa zamanda barış olabilir diye düşünen durumu anlamıyordur” diyen İsrail Dışişleri Bakanı Lieberman’a katılmak zorundayım. Obama başarısız oldu. İsrail’i küstürdü, bu ülkede popüler değil. Abbas istifanın eşiğinde.

    ABD Başkanı, Clinton’un 2000’de bıraktığı yerden devam edebileceğini sandı. Ama bakın arada neler olmuştu: 2000-2006 arasındaki İkinci İntifada’da 992 İsrailli ve 3399 Filistinli öldü, İsrail Batı Şeria’nın çoğunu haşince yeniden işgal etti, Hamas şiddetle Gazze’de iktidarı ele geçirdi ve İsrail’i yok etme ideolojisi iktidara geldi, Batı Yakası’nda İsrail yerleşimleri dramatik şekilde arttı, İsrail 250 millik güvenlik duvarı işgal etti ve bu duvar Filistinlilerin hayatını sarstı, topraklara el konulmasını sağladı.  

    Bunlar önemsiz şeyler değil. Bu gelişmeler bölgeyi fiziksel ve psikolojik olarak değiştirdi.  Kendilerini duvarla koruyan İsrailliler artık barışla o kadar da ilgili değiller. Filisitinliler de yılların aşağılamalarından sonra artık tek bir ödün daha vermek istemiyorlar. 

    Obama’nın Filistinlileri çok kızdıran, 450 bin kişiyi barındıran ve toprakların yüzde 12’sini fiili olarak ilhak eden yerleşimlere odaklanması başta mantıklı bir fikir gibi geliyordu. Obama Kahire’de bunların meşruiyetini kabul etmediklerini net bir şekilde ifade etmişti. Ama Netanyahu da bundan kolayca vazgeçecek değil. Duvar da bir yere gitmiyor.

    Obama barıştan bahsetmeyi kesmeli. Bunun yerine yumuşamadan konuşmalı. Shlomo Avineri “şiddet içermeyen, Kıbrıs’taki gibi bir statüko mükemmel değil ama kötü de değil” diyor. ,

    Son on yıl barış umutlarını yok etti. “Cesurun barışı” gitti o yüzden “vasatın ateşkesine” bakmalıyız. En azından İsrail intifada travmasını atlatana kadar.David Grossman, “onlarca atom bombamız, tankımız ve uçağımız var ve karşımızda bunların hiç birine sahip olmayan bir halk. Ama yine de kendimizi kurban olarak görebiliyoruz. Kendimizi başkaları ile beraber görememek en büyük zayıflığımız” diyor.

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">BLOGOIR

    Charles Crawford: Avrupa dış politikasının kütlesi var ama hızı yok. Bu da etkisinin olabileceğinden çok daha az olmasına neden oluyor.

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">FOREIGN AFFAIRS

    Mark Moyar: Afganlılar demokrasiyle değil iktidarın gücü nasıl kullandığı ile ilgililer ve Taliban Karzai’ye göre gücü daha iyi kullanıyor.

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">THE NATIONAL

    Adrian Pabst: Putin’le Medvedev arasında Rusya’nın ruhu ile ilgili bir mücadele yaşanıyor. Medvedev bir kukla değil ve 2012 seçimlerinde Putin’e tekrar yer açmak için öyle kolayca kenara çekilmeyebilir.

     

    Phil Sands: Birçok krizin üstesinden gelmiş kurnaz bir stratejist olan Suriye lideri Esat elbette tpraklarını geri almak için Fransa’nın bir mucize yaratmasını beklemiyor. Yerleşimler konusunda Obama’yı dinlemeyen Netanyahu Golan konusunda Fransa aracılığıyla Suriye’ye ödün verecek değil elbette. Esat’ın daha ince, sınırlı ve gerçekçi başka bir amacı var: Batı ile yakınlaşmak.    

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">CHRISTIAN SCIENCE MONITOR

    Peter Weir: Rusya’nın yeni doktrini küçük komşularına karşı ön alıcı bir şekilde nükleer güç kullanılabilmesine izin veriyor. Bu bir saldırganlık işareti mi? Yoksa zayıflığı gizlemeye çalışan adım mı?

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı