Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kuran’da tahrif söz konusu olamaz

TARAFIMA gönderilen 30 imzalı bir mektupta, "bilgisine güvendikleri bir zatın Kuran’ın Hz. Osman tarafından tahrif edildiğini ve asıl Kuran’ın Hz. Ali’nin yazdığı Kuran olduğunu söylediği" belirtilmektedir.

Sayın okurum, Kuran-ı Kerim’in tahrifi konusundaki iddialar yeni değildir. Oryantalistlerin kitapları bu tür iddialarla doludur. Ancak bu tür iddiaların hiçbiri Kuran-ı Kerim’in Hz. Peygamber’in tebliğ ettiği şeklinde eksiksiz olarak ve tahrif edilmeden zamanımıza kadar ulaştığı gerçeğine gölge düşürememiştir.

Kuran-ı Kerim’in hem ezberlenmesi hem de yazıyla tespitinin baştan beri nasıl titizlikle yapıldığı, yazılırken hangi malzemelerin kullanıldığı, yazanların nasıl metotlar takip ettiği en ince ayrıntılarına kadar tarih kaynaklarında sabittir. Bunlar öylesine tarihi bilgilere dayanmıştır ki bunu herhangi bir iddianın sarsacağını ileri sürmek, son derece temelsiz bir iddiadan öteye geçemez.

* * *

Kendini bilen objektif ehil bir ilim adamının böyle bir iddiada bulunması da mümkün değildir. Çünkü Kuran-ı Kerim, son ilahi kitaptır ve vahiy yoluyla son peygamber Hz. Muhammed’e yaklaşık 23 sene zarfında nazil olmuştur. Her ayet nazil oldukça vahiy kátipleri bizzat peygamberimizin ağzından alarak yazmışlar, ayrıca hafızlar da inen ayetleri hemen ezberlemişlerdir. İleri gelen sahabilerin tamamı hafız olduğu gibi, sadece Yemame savaşında 70 kadar hafızın şehit olması, Kuran’ın ne kadar çok kimse tarafından ezberlendiğinin açık delilleridir.

Müslümanlar arasında binlerce insan tarafından Kuran’ın ezberlenmesi geleneği ve ilk andan itibaren komisyonlarca yazıyla tespit edilmiş olması, onun bir harfi bile değişmeden günümüze kadar gelmesini sağlamıştır. Günümüzde de bu gelenek sürmektedir.

Kuran-ı Kerim, Hz. Peygamber zamanında bizzat onun gözetiminde cem edilmiş olmakla birlikte Hz. Peygamber’in vefatından hemen sonra Halife Hz. Ebubekir döneminde iki kapak arasına alınıp mushaf haline getirilmiştir. Bilahare Hz. Osman bu mushafı esas alarak üslup birliği taşıyan meşhur Kuran nüshasını yazdırmış, sonra çoğalttırarak tüm yöneticilere göndermiş, bu nüshaya yazım yöntemi açısından uyum sağlamayan nüshaların ortadan kaldırılmasını emretmişti. Bundan önce ise bireysel manada birçok sahabi kendi kendine mushaf yazıp saygıyla evinde saklıyordu.

Ferdi Kuran yazmalarında muhteva bakımından olmasa da surelerin sıralanması ve hat şekilleri bakımından bazı uyumsuzluklar çıkıyordu. Bazıları da ezberleyemediği veya elde edemediği sure ve ayetleri kendi nüshasına yazmıyordu. Yazılan bu kişisel nüshalarda yazan şahıstan kaynaklanan hatalar da söz konusu olabilmekteydi. Özet olarak farklılıklar bu bağlamda ortaya çıkıyordu.

Hz. Osman döneminde yapılan icraat, bu ahenksizlik ve uyumsuzluğun ortadan kaldırılarak Kuran’ın yazılmasına ve korunmasına gerekli saygı ve ihtimamın gösterilmesi çerçevesinde yapılan bir faaliyetti.

Bugün Endonezya’dan Balkanlara, Çin’den Amerika’ya, Orta Asya’dan Afrika’ya varıncaya kadar dünyanın her köşesindeki bütün Müslümanların elinde bir harf değişikliği bile söz konusu olmamak üzere mevcut bulunan mushaf, en baştan yüzlerce sahabe tarafından aralarında herhangi bir ihtilaf söz konusu olmadan tespit edilip nesilden nesile intikalini sağladıkları mushaftır.

* * *

Başlangıçta Kuran, noktasız ve harekesizdi. Yeni Müslüman olan yabancıların Kuran-ı Kerim’i noktasız ve harekesiz şekliyle sık sık yanlış okumaları yüzünden Kuran’ın noktalanması ve harekelenmesine ihtiyaç duyulmuştur. Kuran’ın noktalanması ve harekelenmesi işlemine, Kuran’da değişiklik yapıldı demek ve böyle bir yakıştırmada bulunmak dayanaksız bir iddiadır ve konu açısından bilgisizliktir. Çünkü bu işlem, Arapça’nın kendi tabiatından gelen bir gelişmedir.

Hz. Ali’nin mushafına gelince; Osmanlı padişahı II. Selim’i 1568 tarihinde Revan Valisi Şahkulu Han başkanlığında 720 kişilik bir İran heyeti Edirne’de ziyaret etmiş, 43’ü Şah Tahmasap, 10’u da Şahkulu Han adına olmak üzere 53 deve yükü hediye getirmişti. Bu hediyeler içinde güya Hz. Ali’ye izafe edilen Kuran da bulunuyordu. Ancak bu, mücerret iddiadan öteye gitmemiş ve bugüne değin Hz. Ali’nin nüzul sırasına göre yazdığı Kuran’ın özelliğini taşıyan bir nüsha bulunamamıştır.

SORALIM ÖĞRENELİM

Kuran’da Arapça olmayan kelimeler var mıdır?

Süleyman SATILMIŞ/ANKARA

Her dile yabancı dillerden kelime girmiştir. Arapça’da da başka dillerden girme kelimeler vardır. Kuran’da bunlar kullanılmıştır. Taşköprülüzade, Mevzuatül Ulüm’de bu konuyu anlatır ve Kuran’da bütün dillerden kelime alınmasının anlamı üzerine dikkati çeker. Subki (1355), Kuran’da Arapça olmayan 27 kelimeyi bir şiirde toplamıştır. İbn Hacer (1448) bunları 51’e çıkarmış, C.Süyüti bunlara 60 kelime eklemiştir. Kahire Şarkiyat Enstitüsü Sami diller profesörü A.Jefferu, 1938’de yayınladığı eserinde Kuran’da 320 yabancı kelime bulmuştur. Bunların çoğu Sami dillerde ortak kelimelerdir. Bu kelimeler arasında tennur (tandır), yakut gibi sözlerin Türkçe olduğu açıklanmaktadır.

Tarikatlarda bir usul, metot var mıdır? Bir örnekle açıklar mısınız?

İhsan DEMİR/İSTANBUL

Tarikatlar birer eğitim kurumları idi. Bazı prensipleri vardı. Örneğin: Nakşiliğin 8 prensibi vardı. Bunlar sırasıyla;

1- Huş der dem: Aklın ve fikrin nefeste olması. Yani gaflet halinde olmamak.

2- Nazar ber kadem: Düşüncenin dağılmaması için insanın önüne bakması.

3- Sefer der vatan: Manevi sefere çıkma. Yani kötü huylardan uzaklaşma.

4- Halvet der encümen: Bedenen halk ile ruhen Hak ile olmak.

5- Yad kerd: Dilin söylediğine kalbin katılması ve duyması.

6- Baz geşt: Allah’ı anarken sadece onun rızasını ummak.

7- Nigah daşt: İç denetim, otokontrol.

8- Yad daşt: Daimi huzur, daimi müşahede.
X