« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Kupanın yıldızı euro!

Euro 1988...

Yılmaz ÖZDİL
SON GÜNCELLEME

Son dörde, Batı Almanya, İtalya, Sovyetler Birliği, Hollanda kalmıştı. Avrupa’nın “zengin kuzey”inden iki ülke vardı. “Kuzey’e göre fakir güney”i, yani Akdeniz”i, sadece bir ülke temsil ediyordu. Kupayı Hollanda kazandı.
*
Euro 1992...
Son dörde, İsveç, Almanya, Hollanda, Danimarka kalmıştı. Avrupa’nın “kuzey”inden dört ülke vardı. “Fakir Güney”den, Akdeniz’den temsilci bile yoktu. Kupayı Danimarka kazandı.
*
Euro 1996...
Son dörde, İngiltere, Çek Cumhuriyeti, Fransa, Almanya kalmıştı. Avrupa’nın “kuzey”inden iki ülke vardı. Doğu Bloku’ndan kurtulan, ülkesine yabancı sermayeyi, yani parayı çekmeye başlayan Çek Cumhuriyeti zirveye kafayı sokmuştu. Kupayı Almanya kazandı.
*
Sene 1999...
Avrupa Birliği’ne üye ülkelerinin çoğunluğu ortak para birimine “euro”ya geçti. “Euro”ya geçişle birlikte, sıklet merkezleri kaydı, “para” denilen kavram, kuzey’den güney’e aktı.
*
Euro 2000...
Sürpriz!
Son dörde, Portekiz, İtalya, Hollanda, Fransa kalmıştı. Yani... Euro’ya geçer geçmez, güney ülkeleri roketlemişti. Akdeniz’den üç ülke zirveye tırmanırken, bir zamanların zengin güney’ini sadece bir ülke temsil edebilmişti. Kupayı Fransa kazandı.
*
Euro 2004...
Sürprizin hasosu!
Son dörde, Portekiz, Çek Cumhuriyeti, Hollanda, Yunanistan kalmıştı. Akdeniz’i iki ülke temsil ederken, Doğu Bloku’ndan kurtulur kurtulmaz AB üyesi olan Çek Cumhuriyeti pırıl pırıl parlamaya devam ediyordu. Almanya, İngiltere, İsveç filan adeta silinmişti. Euro’ya geçişle birlikte paraya boğulan Yunanistan, inanılmazı başardı, kupayı kazandı.
*
Euro 2008...
Sürpriz sırası bizdeydi!
Son dörde, Türkiye, Rusya, Almanya, İspanya kalmıştı. Akdeniz’i gene iki ülke temsil ediyordu. Kuzey, anca bi ülkeydi. Rusya, ekonomik açılımlarından sonra, Sovyetler’den bu yana ilk kez sahneye geri dönmüştü. Türkiye ise, Avrupa Birliği’nin euro’ya geçişiyle birlikte, ihracat politikasını değiştirmiş, euro bölgesinin imkanlarından faydalanmaya başlamıştı. Kupayı, gene bir Akdenizli, İspanya kazandı.
*
Euro 2012...
Son dörde, Portekiz, Almanya, İtalya, İspanya kaldı. Tesadüf olması mümkün mü? Akdeniz’i gene üç ülke temsil ederken, Kuzey’den sadece Almanya vardı. Üstelik, hem Portekiz’in hem İtalya’nın hem de İspanya’nın “patronu” konumundaki Almanya, anca yarı final oynayabildi.
*
Demem o ki...
Ortak para birimine geçiş, Avrupa futbolunun “karakteri”ni, “sıklet merkezleri”ni değiştirdi.
*
Euro’ya geçmeyip, sterlin’de kalmayı tercih eden İngiltere’nin... Adeta yokolduğuna, İngiliz kulüplerinin “dolar sermayesi” tarafından satın alındığına, yutulduğuna dikkatinizi çekerim.
*
“Yunanistan euro’dan çıkıp drahmi’ye, İtalya liret’e mi dönecek? Avrupa Birliği euro’dan komple vaz mı geçecek?” tartışmalarına, bu gözle bakmakta fayda var.
*
Avrupa Birliği’nin geleceğini tayin edecek olan, ekonomik krize de bu gözle bakmak lazım.
*
Euro’dan vazgeçilirse... Avrupa futbolunun başarısı, kesinlikle, güney’den kuzey’e kayar.

/////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////

Baba ve oğul...

Serdar Çakır’ı aradım.
Neler hissettiğini sordum.
*
Onur duyduğumuz, gurur duyduğumuz Cüneyt Çakır’ın “babası” olmak nasıl bi duygu?
*
“İki duygum çatışıyor” dedi.
*
“Birincisi, hakem olduğum için, hakem hocası olduğum için, objektif değerlendirmeyle, teknik analiz gözüyle seyrediyorum. Stratejisine, vücut diline, kondisyonuna bakıyorum.”
*
“İkincisi, babalık duygum, koruma içgüdüsü... İçim titriyor. Maçın kalitesini filan düşünemiyor insan... Aman şanssız bi pozisyon olmasın, sıkıntı yaşamasın, göremeyeceği, çözemeyeceği bi pozisyon olmasın, herhangi bi sorunla karşılaşmasın diye düşünüyorsunuz.”
*
Peki, tribünde miydi?
Euro 2012’ye gitti mi?
*
“Gitmedim” dedi.
Niye?
*
“UEFA davet etti, hem benim, hem de gelinim Gamze’nin pasaportlarımız, biletlerimiz hazırdı. Gitmedik. Az önce bahsettiğim babalık duygusu yüzünden gidemedim aslında... Aynı sebeple, Cüneyt’in Türkiye’deki maçlarını da tribünden seyredemiyorum. Ancak, kısmet olursa, Dünya Kupası’na gitmeye ve oğlumu Dünya Kupası’nda seyretmeye niyetim var.”
*
Hiç mi seyretmedi?
*
“Televizyondan seyrettim” diyor... “Ama, evimde de seyredemiyorum. Annesi çok heyecanlanıyor. İşyerimde, gelinim ve yakın arkadaşlarımla birlikte seyrediyorum. Kayıt cihazıyla birlikte... Bazen maç devam ederken, aklıma takılan pozisyona geri dönüyorum, acaba doğru mu karar verdi diye, tekrar bakıyorum.”
*
“Türkiye oğlunuzdan bahsediyor, tüm televizyonlarda oğlunuzdan söz ediliyor, siz niye hiçbir spor programına katılmadınız?” diye sordum...
*
Şu “ders gibi” cevabı verdi: “Sağolsunlar sık sık çağırıyorlar, gitmiyorum, katılmıyorum. Başarı oğlumun başarısıdır... Babası kendine pay çıkarmaya çalışıyor denilsin istemem.”
*
Bu cevabı duyunca...
Adam gibi adam Cüneyt Çakır’ın nasıl bi baba tarafından yetiştirildiğini daha iyi anlıyorum.
*
Gazetecilik mesleğim gereği, çok sayıda “sporcu şöhret”le tanıştım. Cüneyt Çakır’ın milyonda bir başarısını gösteren tiplerin, hangi havalara girdiğini, hangi pozlara büründüğünü çok iyi bilirim... Çakır Ailesi kadar mütevazı bi aile’yi çok ender gördüğümü söyleyebilirim.
*
Bir yurttaş ve bir sporsever olarak... Başta Cüneyt Çakır ve gösterdiği başarıda büyük emeği bulunan babası, tüm Çakır Ailesi’ne yürekten teşekkür ederim.

Yılmaz Özdil'in bu yazısı Fanatik Gazetesi'nden alınmıştır.

 


Bunları da Beğenebilirsiniz