Gündem Haberleri

    Kültür Sanat

    Hürriyet Haber
    01.09.2000 - 00:00 | Son Güncelleme:

    BİR PORTRE: Yazar Celal Hafifbilek

    Ve Sevgili Rozika

    Romanı, roman olarak okumayı bilmeyen eleştirmenlerimiz var. Okur hiç bir zaman öyle düşünmedi: aşkı tanıdı, aşkın acısını da tattı

    Celal Hafifbilek 5 kuşak Ankaralı. Rüzgarlı Sokak'ın dik yokuşlarında kurşun ve mürekkep kokularını soluyarak başlayan gazetecilik serüveni, öykü ve değişik isimler altında yazdığı tefrika romanlarıyla sürdü. Ardından hem yazarlığa, hem de yaşama uzak olmayan bir sanat dalına atladı; Tiyatro. ‘‘Sessizler Sokağı’’ yayınlandığında ses getiren bir roman oldu.‘‘Ve Sevgili Rozika’’ ise hem beğenildi hem de çok eleştirildi. Fransa'da geçen 68 hareketinin en sıcak günlerine tanık oldu. Kurtuluş Savaşı'nın ilk yıllarını antalan ‘‘Ankara 1920’’ ulusal mücadelenin bilinmeyen yönleriyle dolu. O, sürekli bir yazarın altyapısını oluşturacak denizlerde yelken açtı. Şimdilerde, demir attığı Akdeniz limanında yeniden enginlere uçmaya hazırlanıyor.

    ÖNCE GAZETECİLİK

    Yazarlığınız gazetecilikle başlıyor. Ardından farklı bir sanat dalı olan tiyatro, hemen ardından da tefrika romanları geliyor.

    Küçük bir fark var. Gazeteciliğim yazarlıkla başlıyor. Lise öğrencisiyken öyküler yazıyordum. Bunlar Ankara'daki gazetelerde yayımlanıyordu. Arada bir öykü başına 2,5 lira aldığım oluyordu. Öykülerimi yayınlayan bir gazetede bir gün stajyer muhabir alınacak diye bir ilan gördüm. Başvurdum. İşe aldılar, ama iki yıl maaş yok dediler. Olsun, gazeteci olacaktım ya. Şansım, başkalarının şanssızlığından bana güldü, üç ay sonra maaşa geçtim. Gazetenin yazı işleri müdürü, karikatüristi ve bir muhabir arkadaş hapse girince, beni maaşa geçirmek zorunda kaldılar. Takma isimlerle yazdığım tefrika romanlar, ‘‘Sessizler Sokağı’’ Cihat Baban'ın Yeni Gün gazetesinde yayımlanmaya başladıktan sonra gelmeye başladı. Sipariş alıyordum, akşam gazetelerinden aşk romanı, casusluk romanı, dini roman gibi. Ayda tefrika başına 200 lira veriyorlardı. Çok erken evlenmiştim, çocuğum vardı. Eve ekmek parası girmeliydi. Tiyatro da ekmek parasından. Halkevleri temsil kolunda sahneye çıkmışlığım vardı. Meydan Sahnesi kurulunca profesyonel oldum. Gazetecilikle birlikte yürütmeye çalıştım.

    ORMANLIK BİR YER

    Araştırmacı bir yapınız var. Romanlarınızın konularının geçtiği yerleri gezip, olayları inceliyorsunuz.

    Doğru, gazetecilikten kalmış olmalı. Bir de içimdeki tanrıya seslenirim sık sık, bana gerçeği göstermesini dilerim. ‘‘Ankara 1920’’ de Ankara valisinin tutuklandığı yer içimde vardı ama görmemiştim. Gittim gördüm, düşündüğüm gibiydi. rahatladım. ‘‘Ve Sevgili Rozika’’nın ormanlık bir yerde geçmesini istiyordum. Romanya'ya gittim, aradığımı buldum.

    Ankara 1920 adlı romanınız Kurtuluş Savaşı'nın ilk yıllarını anlatıyor. 5 kuşak Ankaralı olmanız bu konunun seçiminde etkili oldu mu?

    Evet, Kurtuluş Savaşı'nın bilinmeyen yönlerini. Bizden gizlenen yönlerini ya da çarpıtılarak anlatılan yönlerini. Halkın savaşını, halkın savaşının nedenlerini... Savaş öncesi Türk Aydınını. Atatürk'ün Ankara'da karşılanışının dünyada başka benzeri yoktur. Bir Çanakkale Savaşı'nda 50 bin Ankaralı öldü. Buna karşın Mustafa Kemal'e görmedikleri, tanımadıkları halde umut bağlamışlar, onu bağırlarına basmışlardır. Atatürk'ün adını bilmezler, onu ‘‘Kongre paşası’’ diye çağırırlardı. Onlar Erzurum ve Sivas kongrelerini duymuşlardı sadece. ‘‘1876 da Ankara'nın nüfusu 150 bin iken 1920 de20 bin kişiye nasıl düşmüştü. Mustafa Kemal'e neden böyle büyük, eşi görülmemiş bir karşılanış düzenlemişlerdi? Bu araştırmaların sonunda roman ortaya çıktı.

    BİR AŞK ROMANI

    Ve Sevgili Rozika bir aşk romanı. Rozika'dan sözeder misiniz?

    Romancı yaşadığı çağın tanığı olmalı derler. Rozika'ya başladığımda düşündüğüm gerçekten eleştirel bir roman yazmaktı. Biz de devamlı yutturulmaya çalışılan demokrasi hikayesini dikta bir yönetimle karşılaştırmak istemiştim. Çavuşesku dönemini seçmiştim. Ortaya saf, kirlerden arınmış, pırıl pırıl bir aşk çıktı. Romanı, roman olarak okumayı bilmeyen eleştirmenlerimiz var, ne yazık. Ama okur hiç bir zaman öyle düşünmedi; aşkı tanıdı, aşkın acısını tattı.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı