Küçük yatırımcı dikkatli olmalı

Hürriyet Haber
19.04.2004 - 00:00 | Son Güncelleme: 19.04.2004 - 00:01

DALGALI kurun cilvelerini yaşayacağımız döneme girdik. Gündem oldukça kalabalık ve önemli. Her gündem maddesine gelindiğinde mali piyasalar beklentileri yönünde pozisyon alacak. Bu süreçte döviz fiyatları da, faizler de daha oynak olacak.Türkiye’nin önünde mali piyasaları etkileyecek üç önemli gündem maddesi var: Kıbrıs, Avrupa Birliği üyeliği ve 2004 yılı sonrasında IMF ile ilişkiler. Bir haftadır Kıbrıs konusuna yoğunlaşıldı. Bu konudaki her işaret mali piyasalarda kurları ve faizleri dalgalandırdı. Borsa endeksi bir ileri, iki geri gitti.Böyle durumlar küçük yatırımcılar için en kötü dönemlerdir. Yanlış yapıp zarar etme olasılığı bu dönemlerde çok büyüktür. Döviz daha da yükselir düşüncesiyle dövize geçmek arzulanır. Bir de bakılır ki, döviz kurları düşmüş yatırımcı zarar etmiştir. Bu çeşit çalkantıların nedenlerine bakarak hareket etmek en akıllı hareket olacaktır. Piyasadaki oynaklıkların nedeni iktisadi değil, siyasi sorunların nasıl çözüme ulaşacağı konusundaki beklentilerdeki değişikliklerdir. Siyasi sorunların nasıl çözüme ulaşacağının orta dönemde elbette iktisadi sonuçları olabilir. Ama, kısa dönemde, küçük yatırımcının bu çeşit dalgalanmalardan para kazanması olasılığı düşüktür.Kıbrıs sorunu hangi yönde ilerlerse ilerlesin, bir sonraki gündem maddesi Kıbrıs’taki sonuca bağlı olarak AB’nin tam üyelik müzakerelerine başlamak üzere Türkiye’ye makul tarih verip vermeyeceğidir. Yılın ikinci yarısında da mali piyasalar bu konudaki haberlerle çalkalanacak.Aynı dönemlerde Türkiye’nin IMF ile yeni anlaşma yapıp yapmayacağı gündemi meşgul edecek. ‘IMF’ye hayır’ görüşü ağırlık kazanırsa özellikle uluslararası yatırımcılar gözünde ‘acaba Türkiye popülizme mi kayıyor’ sorusunu gündeme getirecek. IMF yerine itibarı olan bir çapa konmadığı taktirde, mali piyasalar yeniden olumsuz havaya bürünecektir.Bu dönemlerde, mali piyasalarda ne olduğunu küçük yatırımcıların uzaktan seyretmeleri, eğilimler belirginleşmeden hareket etmemeleri en akılcı çözüm olacaktır. Olayları tribünden seyretmek zararları asgariye indirebilecektir.Yükselen piyasalara yeniden para yağmaya başladı1997’de Asya Kaplanları’nda, 1998’de Rusya’da yaşanan ekonomik krizler gelişmiş ülkelerdeki yatırımcıları yükselen piyasalara (emerging markets) soğuttu. Bu krizlerde gelişmiş ülkelerin yatırımcıları büyük zararlar gördüler. Hatta, bazı gelişmiş ülkelerin mali sistemleri bu piyasalardaki zararları nedeniyle önemli yaralar aldılar.Mali piyasaların hafızası çok kısa oluyor. Asya ve Rusya krizleri çok çabuk unutuldu. O krizlerin baş nedeni olarak gösterilen ‘yapısal reformların geciktirilmesi’ ve mali sistemde ‘denetim-gözetim eksiklikleri’ gibi önemli konular göz ardı edilmeye devam edildi. Temel iktisadi eğilimler değil, spekülatif dürtüler yine galip geldi.Gelişmiş ülkelerdeki faizler tarihlerinin en düşük düzeylerine düşünce, gelişmiş ülkelerin yatırımcıları yine kaşınmaya başlayıp mali birikimlerine daha yüksek getiri elde etme telaşına düştüler. Sonuçta, yükselen piyasalara akan yabancı fonlar yıllık bazda 200 milyar dolara ulaştı. 1997’de Asya Krizi’nden önce de yabancı fon akımı yaklaşık bu düzeylerdeydi. Fon akımlarının neden olduğu pembe ekonomik tablo daha fazla fon akımının gerçekleşmesine neden olmaya başladı.IMF’nin yayınladığı verilere göre, yükselen piyasalara giden yabancı mali fonlar 2000’de 216 milyar dolar, 2001’de 162 milyar dolar, 2002’de 136 milyar dolar ve geçen yıl 192 milyar dolar oldu. Yükselen piyasalara giden yabancı fon akımlarının yaklaşık yüzde 49’u bono ve tahvillere yatırım yapmak yoluyla oldu. Doğrudan hisse senedi satışı yoluyla gelen yabancı sermeyenin toplamdaki payı 2003 yılında yüzde 15 oldu.Bu akımlardan, ekonomik büyüklüğü ile orantılı olmasa da, Türkiye de bir pay aldı. Türkiye’ye gelen yabancı fon akımı 2000’de 20 milyar dolar, 2001 ve 2002’de 6.4 milyar dolar ve geçen yıl 9.4 milyar dolar oldu. Henüz 2000’de gelen özel yabancı fon akımının yarısı düzeyine gelebildik. Ama, aynı dönemde IMF’den gelen 30 milyar dolar buna eklenince iki yıl üst üste yüzde 5’in üzerinde büyümeyi gerçekleştirebildik.Yabancı sermaye Türkiye’ye hep olumlu bakar!YABANCI sermaye artık Türkiye’ye daha olumlu bakıyormuş diye bazı anketler yayınlandı. Halbuki, yabancılar Türkiye’ye hep olumlu bakar.Bir ülke düşünün ki, 70 milyona yaklaşan nüfusuyla çok önemli bir pazar durumundadır. Göreli olarak kaliteli ve genç bir işgücüne sahiptir. Etrafı yine önemli sayılabilecek pazarlarla doludur. Ortadoğu, Kafkaslar ve eski Sovyet Cumhuriyetleri burnunun dibindedir. Böyle bir ülkede yatırım yapmayacaksınız da, nerede yapacaksınız?Gelin görün ki, bu ülkeye doğru dürüst yabancı sermaye gelmemektedir. İki nedenle gelmemektedir. Birincisi, bu ülkede iktisadi ve idari istikrar yoktur. Hukuk kuralları ya çok çabuk değişebiliyor ya da hiç uygulanmayabiliyordur. Yatırım projesinin daha olabilirliği araştırılırken yatırımın olası getirisinin parametreleri alt-üst oluyordur. Bu ülkede para kazanmak iktisadi faaliyetten çok cambazlık haline gelmektedir. Tarihsel olarak da, bu ülke yabancıları sevmemektedir.İkinci neden yabancı yatırımcının alacağı malların piyasada olmamasıdır. Yabancı yatırımcı çeken ülkelerin hepsi, özellikle başlangıçta, özelleştirme yoluyla yabancı sermaye çekmişlerdir. Türkiye de yabancı sermaye rekorunu cep telefonu lisansı sattığı yılda yapmıştır. Özelleştirmedeki başarısızlığımız yabancı sermayenin gelişini de engellemektedir.Yabancı sermaye önce piyasada kendini kanıtlamış şirketleri satın alarak yeni piyasalara giriyor. Bir anlamda, piyasa riskini asgaride tutmaya çalışıyor. Örneğin, telefon şirketini satın almak istiyor. Sigara piyasasına yatırım yapmak istiyor. Çimento piyasasına girmek istiyor. Petro-kimya tesisleriyle ilgileniyor. Yabancı sermayenin sıfırdan yeni bir yatırım yapması ancak ülkeyi çok daha iyi tanıdıktan sonra oluyor. Bir ülkeyi tanımak da turistik seyahatler yapmakla olmuyor.Atlasa bakıp Türkiye hakkında üç-beş demografik ve ekonomik rakamları öğrenen bütün yabancılar Türkiye ile ilgilenmişlerdir ve ilgilenmeye devam etmektedirler. Önemli olan bu yabancıların paralarını da Türkiye’ye getirmelerine ikna etmektir. İşin bu tarafı, kamuoyunda yaratılan beklentilerin tersine, oldukça uzun zaman alabilecek bir süreçtir.
Etiketler:

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı