"Ayşegül Domaniç Yelçe" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşegül Domaniç Yelçe" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşegül Domaniç Yelçe

Küçük şeylerin getirdiği büyük sevinçler

Merhabalar sevgili okurlar. Bugün de gezdirmeye devam ediyorum sizleri benim dünyamda. Bu kez beni –bizi- sevindiren, sizce küçük bizce büyük şeylere çekmek istiyorum dikkatlerinizi.

Önce bir konser salonuna gidelim birlikte. Konserin türü zevkinize göre değişsin. Yani, isteyenler Klasik Batı Müziği, isteyenler Türk Sanat Müziği Konseri’ne gitsin. Her iki şartta da müzik doyumsuz olsun. Tabii aldığınız zevk de… Şimdi soruyorum sizlere, böyle bir durumda hiç duyduğunuz için şükrettiniz mi? Ben her konserde, ya da her nerede olursa olsun müzik dinlediğimde, Tanrı’ya şükrediyorum. Herhangi bir engeli olmayanlar duymanın çok normal bir şey olduğunu düşünürken, ben bunun Tanrı tarafından verilmiş bir hediye olduğunu düşünüyorum. Bu hediyeyi hak etmeye çalışıyorum…

Çok tatlı bir kedim var benim, Ankara kedisi. Adı Chianti ve hayatımdaki güzelliklerin ön sıralarında yer alıyor. Yalnız bir kusuru var; ben dahil kimseye yanaşmaz, kimseye sevdirmez kendini. Eşim hayatta iken, onu kucaklar ve sevebilmem için bana getirirdi. O gittiğinden beri ben eğilip tutamıyorum onu, tabii /images/100/0x0/55eac2a3f018fbb8f894f569sevemiyorum da. Ama bazen kendiliğinden yanıma geliyor. Korkup kaçmasın diye kıpırdamadan oturuyorum. Onunla konuşuyorum. Öyle mutlu oluyorum ki, böyle bir sevgiyi verdiği için bana, Tanrı’ya teşekkür ediyorum…

Şimdi de bir resim sergisine gidelim. En sevdiğiniz ressamın uzun zamandır beklediğiniz sergisine… Resimlerin hepsi de birbirinden güzel. Her zamanki gibi, yine, harikalar yaratmış ressamınız. Eminim ki hepiniz çok büyük bir zevk alıyorsunuz bu sergiyi gezmiş olmaktan. Ama hiç o resimleri görebiliyor olmanın ne anlama geldiğini düşünüyor musunuz? Bunun için Tanrı’ya şükrediyor musunuz? Ben iki kere şükrediyorum; önce bu güzel resimleri görebildiğim, sonra da bu sergiye getirildiğim için… İnanın, benim bu sergiden aldığım zevk hepinizinkinden daha büyük oluyor.

Diyelim ki gözlük kullanıyorsunuz ve gözlüğünüz burnunuzun ucuna doğru düştü. Ne yaparsınız? Eminim ki, bu sizin için konu bile olmaz. Muhtemelen, ne gözlüğünüzün düştüğünün farkındasınızdır, ne de onu kaldırdığınızın. Ama ben, bir elimle diğer elimi kaldırıp gözlüğüme doğru uzatmaya çalışır da çalışırım. Çoğu zaman başarılı olamam ve yardımcımdan rica etmek zorunda kalırım bunu yapmasını. Ama bazen, artık duruş biçimimden mi yoksa başka bir sebepten mi bilinmez,  güç de olsa kendim kaldırabilirim gözlüğümü. İşte o zaman duyduğum sevinci kelimelerle anlatamam sizlere.

Ya da mükellef bir sofrada olduğumuzu varsayalım. İsterseniz bir düğün sofrası olsun bu, isterseniz iftar sofrası. Eminim ki çoğunuz “verdiği nimetler” için /images/100/0x0/55eac2a3f018fbb8f894f56bteşekkür eder Tanrı’ya, bu sofranın başında. Ama yine çoğunuz nimet’in yalnızca “sofradaki yiyecekler” anlamına geldiğini düşünür. Ama ben, midemizin ya da bağırsaklarımızın o sofradaki yemekleri yiyebilecek kadar sağlam olmasını ya da o yiyeceklerden tat alabilmeyi de nimet sayıyorum.

Bu gibi örnekleri saymakla bitiremem. Evet, Tanrı benden bazı şeyleri aldı, ama o aldıkları elimde kalanların değerini daha iyi anlamamı sağladı. İnsan hiçbir şeyi kanıksamamalı, varsaymamalı... Bugün var olan, yarın yok olabilir. Bunu aklımızdan hiç çıkarmamalıyız; hem kendimize, hem de karşımızdakinin engeline bakarken…
Engellerimizi hissettirmeyecek, engelsiz bir yaşam dileği ile...

X