"Ayşe Aral" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Aral" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Aral

Küçük cadı ve ben...

Telefonda bas bas bağırıyor yine bana:

“Haksızsın işte! Sen zaten hep böylesin, biliyordum böyle olacağını!.. Kaybettin canım resimleri, geri gelmez o anlar bir daha, uçtu gitti hepsi sayende!…”

“Ay bir dur diyorum. Bi dinle. Cara car car bağırıp durma, Yoksa telefonu kapatacam suratına! Ayrıca bana Ayşe diyemezsin sen! Ben ablanım. Abla diicen.”

“Abla falan demiicem. Ayşesin sen. Kıl Ayşe! Yeğeninin resimlerini kaybeden kadın; umursamaz kadın! Bilgisayarına virüs girsin e mi?

Yazıların da uçsun gitsin, şifrelerini sonsuza kadar hatırlayama bir daha. Tamirdeki cici laptopunu da kaybetsinler inşallah!….”

“Aaaa, yeter ama artık!” dedim, “İsteyerek yapmadım ya! Bu nasıl bir beddua? Ben şimdi suratına kapatıyorum bu telefonu!..”

Yoksa, gerisi gelecek kesin.

“Elin kolun da tutula, yazama bir daha! Aklına gelen her yazı konusu geldiği gibi gitsin geri. Evindeki internet çöksün komple. Hayat boyu bir daha bağlanama internete…” gibi.

Hatun yakinim olduğundan bilirim. Küt diye kapatıverdim telefonu suratına.

Olay şu. Kendisi yeni anne oldu. Fotoğrafçılık merakı da fazladır (Bende de hiç yoktur.) Oğlu doğduğu andan beri her saniye resmini çekmekte. (Şaka değil. Her saniye!)

Bodrum tatili sırasında, yeni resimleri benim laptopa yüklemişti. Ben de bilgisayarıma pasta cila çekmiştim ya… İşte… Hepsi uçtu gitti. Yapılacak bir şey de maalesef yok. Yemek yerken çekilen resimleri gitmişmiş oğlanın.

“Be kardeşim, yarın bir daha çek. Ne olur yani. Zaten her gün aynı mamayı yemiyor mu bu çocuk? Çiğ köfte tattı da onu mu kaçırdın?”

“Ördeklerle olan resimler de gitmiş.”

“Yine ördeklerle resmi olur, merak etme sen.”

Olmazmış, bu farklıymış. Bizim oğlanın hayvanlarla yakın teması ilk kez  o zaman gerçekleşmişmiş. İlk tepki çok anlamlıymış ve bir daha aynı kareler asla yakalanamazmış.

 Daha önce elini ağzına sokup hiç “Püüüüü” dememişmiş. İlk “püüüüü”yü de, teyzesi maalesef yok etmiş.

Bu küçük cadı benim hayatıma ben yedi yaşımdayken girdi. Elime tutuşturuverdiler bir “Aslı”bebek(o zamanın modası bu bebeklerdi,barbieler daha hayatımıza girmemişti)kardeşin  sana getirdi diye! “Hoş geldi” dedik, bağrımıza bastık.

Eve ilk geldiği günü hiç unutmam bu cadının, duyduklarıma pek kızmıştım.

Annemin sekiz halasından bir tanesi salonda konuşmaktaydı:

“Ay şekerim bu Ayça çok güzel bir bebek. Hiç Ayşe’ye benzemiyor. Ayşe doğduğunda aynı çirkin bir ördek yavrusu gibiydi. Kara kuru bir şey. Bu Ayça tam tersi. Pespembe. Melek gibi…..”

İşte o gün takmıştım ben bu küçük cadıya kafayı. Ve de Kamuran Hala’ya!

Büyüdükçe yanılmadığımı anlamaya başladım ciddi bir marazaydı bu Ayça. Evdeki tüm hakimiyeti ele geçirdi. Annem bize “Bak sizi döverim Ayşe, Ayça uslu durun” dediğinde, ben kaçacak delik ararken korkudan, Ayça cadısı anneme diklenirdi “Gelsene. Sıkıyorsa beni dövsene!” diye..

Bir gün nereden duyduysam… Öğrendim ki, eğer çocuğunuz altına çişini kaçırıyorsa var bir çaresi. Eline alıyormuşsun kibriti, yakıp bir üfleyip basıyormuşsun, çocuğun poposuna..

Duyduğum en güzel şeydi. İntikam için biçilmiş kaftan. Hem Ayça’nın poposunu acıtacaktım, hem de bu çiş olayına son verdiğim için annemin gözüne girecektim..

Takibe başladım bizim cadıyı. Hatta çocuğun karşısına geçip, bir bardaktan başka bir bardağa saatlerce su döktüm durdum, “Şırrrrrrr” diye sesler çıkarttım. Cadı altına kaçırsın!…...

Beklenen an geldi, Ayça “lego arası” altına çişini kaçırdı. Tuttum elinden doğru tuvalete. Bir kibrit çaktım, sonra bir püf ve cosss!….

Ayça çok ağladı hiç unutmam. O kadar ağladı ki, ben de başladım ağlamaya. Ödüm koptu ona bir şey olacak diye. Beklemiyordum bu kadar canının yanacağını ya da onun canının yanmasının beni bu kadar acıtacağını.. Kardeşimi ne kadar çok sevdiğimi o gün anladım ben. O gün karar verdim onun ablası olmaya onu kollamaya korumaya!

Gün oldu, o beni korudu kolladı, gün oldu ben onu.. Gün oldu, ikimiz de başka kollarda aradık bu duyguları. Yıllar geçti, bir sürü şey değişti. Babamız gitti, ben boşandım o evlendi… Benim kocaman kızım var onun minnacık bebeği… O doğum sonrası iş hayatını  askıya aldı, ben iş hayatına atıldım.

Tek değişmeyen ve değişmeyecek olan birbirimize olan sevgimiz.

Doğum günün kutlu olsun küçük cadı.

Not: Kız kardeşimin doğum günü kapıda. Aslında hala inanamamaktayım bu cadıyla aynı “batın”dan çıktığımıza. Zıtızdır biz zıt! Bir ara anlatırım….

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI