Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Küçük Anadolu kasabası AIDS’li Selahattin’le beraber yaşamayı öğrendi

    Mesude ERŞAN
    11.10.2003 - 16:55 | Son Güncelleme: 11.10.2003 - 16:55

    Uzmanların yaşıtlarıyla aynı sınıfta eğitim görmesini önerdiği HIV (+) İzmirli Y.O. ve ailesi büyük bir mücadele verdi. Diğer veliler tüm bilimsel gerçeklere ve telkinlere rağmen zor karar verdiler çocuklarını Y.O. ile aynı sınıfta okutmaya. Peki HIV (+) biriyle çalışmak nasıl?

    Sadece işyerini değil ortak sosyal ortamları paylaşmak? 10 yıldır HIV (+) olduğunu açıklayan Aksaray Ortaköylü Selahattin Demirer (35), küçük, muhafazakar bir Anadolu ilçesindeki psikolojik savaşı kazandı. Dışlandı, horlandı ve zor da olsa başardı. Ortaköylüleri AIDS hakkında eğitti. Hastalığını ve kendini kabul ettirdi. İlk eşine virüsü bulaştıran, çocuğu HIV (+) doğan Demirer, deneyimlerini ‘‘HIV ile Yaşamak’’ adlı kitapta anlattı. İlk eşini AIDS'den kaybeden ve ikinci evliliğini yapan Demirer, şimdi hiçbir ayrıma tabi tutulmadan çalışıyor ve sosyal hayata karışıyor.

    Kaç HIV (+) yani AIDS hastası kendini deşifre eder ve hastalığı nedeniyle uğrayabileceği her türlü ayrımcılığa, hakarete, cezaya katlanmayı göze alır? Demirer, ‘‘Bunca acı ve sıkıntıları yaşayan bir hasta olarak, toplumumuzun bu konuda bilinçlenmesi, önyargı ve dışlamalardan arınarak AIDS hastalığının her şeyin sonu olmadığını, düzenli ve devamlı bir tedaviyle uzun yıllar yaşanabileceğini, bizlerin dışlanmak değil, sevgi ve şefkate ihtiyacı olduğunu kendimi açıklayarak anlatmaya çalışıyorum’’ diyor.

    ROMANYA'DA KAPTI

    Askerden dönüşünde memleketi Ortaköy'de iş bulamayan Demirer, ağabeyinin çalıştığı Romanya'da şansını denemek istedi. 1990-1992 arasında bu ülkede yaşadı. Kendi deyişiyle, ‘‘Bekar ve gençti. Cinsellikle ilgili bilgileri yeterli değildi.’’ Ortam farklı ve rahattı. Ortaköy'deki ağabey ve ablaları ‘‘Artık evlenmenin zamanı. Dön, evini kur’’ diyene kadar birçok kadın arkadaşı oldu. Görücü usulüyle evlendi. Eşiyle mutluydu. Bebekleri yoldaydı. Derken bir gece aniden rahatsızlandı. Safra kesesi ve karaciğer ameliyatı için Ankara Numune Hastanesi'ne yattı. Bu arada adını Özgül verecekleri kızları dünyaya geldi. Hastanede yatarken sohbet sırasında bir doktora Romanya'da kaldığından ve orada kız arkadaşları olduğundan sözetti. Doktor, orada AIDS'in yaygın olduğunu, dönüşünde HIV testi yaptırıp yaptırmadığını sordu. Demirer güldü. ‘‘Hastalık kapsaydım şimdiye kadar kendini gösterirdi’’ dedi.

    Ama içine kurt düşmüştü bir kere. Memleketine dönmeden Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsü'ne giderek HIV testi için kan verdi. 4 gün sonra çıkacak sonucu beklemeden kızını görmek için Ortaköy'e döndü. Bir yandan baba olmanın tadını çıkarırken, diğer yandan bir türlü konduramasa da olası hastalığını düşünüyordu: ‘‘Sonucun pozitif olacağını düşünmek bile istemiyordum. Toplumumuzda AIDS ile ilgili söylentiler korkunç ve ürkütücüydü.’’

    Zaten işsizdi. Korkunç gerçeği öğrendiğinde, kızı henüz 10 günlüktü. İlk teste göre hastalık yapan virüsü vücudunda taşıyordu. Kesin tanı için bir test daha gerekiyordu. O gece sabaha kadar sokaklarda dolaştı, evine gitmedi. Doğrulama testinde sonuç değişmemişti. ‘‘Virüs ya eşime ve kızıma bulaştıysa’’ kuşkusu içini kemirmeye başladı. Bu arada Hacettepe Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Kliniği'nden Prof. Dr. Serhat Ünal ile iletişime geçti. Öğrendikleriyle moral buldu, bilinçlendikçe ümidi arttı. İlaç tedavileriyle yıllarca yaşamak mümkündü. Mücadele etmeye karar verdi.

    EŞİNDEN 6 AY GİZLEDİ

    Virüsün eşine ondan da kızına bulaşması riski yüksekti. Onlara da test yapılması gerekiyordu. Demirer hastalığını ancak 6 ay sonra, titreyerek anlatabildi. Umduğundan çok daha iyi karşılandı. Eşi ‘‘birlikte mücadele edeceğiz’’ dedi. Ne yazık ki eşi ve kızının test sonucu farklı çıkmadı. Yavaş yavaş yakın çevrelerine hastalıklarını anlatmak zorunda kaldılar.

    ‘‘Sokakta yürürken hep insanlar bana bakıyormuş gibi geliyordu. Çoğu zaman yolumu değiştirmek zorunda kalıyordum. Karşılaştığım insanlarla tokalaşmak isterken elim havada kalıyordu. Eşim kadınlar arasına çıkamıyordu, dedikodulardan yılmıştı. Komşularımız evimize gelmez oldu. Bizi uzaylı bir yaratık gibi görüyorlardı. Konuşmakla, el sıkışmakla, aynı ortamı paylaşmakla hatta nefes yoluyla dahi hastalığın bulaşabileceğini düşünüp bizden uzak kalmaya çalışıyorlardı. Çocuklarının kızımla oynamasına izin vermiyorlardı...’’

    Devamlı gittiği kahvede tepki gösterenler, çay bardaklarından hastalığın bulaşabileceğini iddia edenler oldu. İş bulamıyordu. Eşi baskılardan ve yaşadıklarından iyice bunalmıştı.

    KAPIDAN KOVAN DOKTOR

    Ama Demirer hastalığıyla ilgili tüm sorulara cevap verdi, bıkmadan anlattı, broşürleri dağıttı. Bulaşma, korunma yollarını açıkladı. Yerel radyolarda konuşmalar yaptı. Liselerde konferanslar verdi. ‘‘Kaybettiğimiz sosyal ilişkilerimiz birkaç ay sonra yeniden düzelmeye başladı. AIDS hakkındaki bilgileri hastalardan dinlemek önyargılardan arınmayı da kolaylaştırıyor.’’

    Bilinç eksikliği doktorlarda da vardı. Yeşil kartlı olduğu için Hacettepe Tıp Fakültesi'ndeki tedavisi için sevk alması gerekiyordu. Ankara Numune Hastanesi'nin enfeksiyon klinik şefi, sevk talebiyle gelen Demirer'i, ‘‘Senin gibiler Türkiye'nin ve insanlığın yüz karası. Defol’’ diyerek kapı dışı etti. Sağlık Bakanlığı yetkililerinin yardımıyla alabildi sevkini.

    Maddi sıkıntılar da başlamıştı. Kaymakamlığın yaptığı yardım 3 kişilik aileye yetmiyordu. Nihayet 1996'da Ankara'da AIDS ile ilgili etkinliklerde dönemin Sağlık Bakanı Yıldırım Aktuna'ya ulaştı. İş istedi. Bakan, Demirer'in yaşadığı Ortaköy'deki devlet hastanesinde işe alınmasını sağladı. Kadrosu ve sigortası yoktu, ama hastane derneğinden düşük de olsa bir maaşı vardı. Hastanenin santralinde çalışıyor olmak onu mutlu etmeye yetiyordu. İşle birlikte kendine güveni geldi. Çevresindekilerin bakışı değişti, kuşkuları azaldı.

    Demirer, Levent Çelik ve Mustafa Toprak ile aynı ofiste çalışıyordu. Levent ve Mustafa önce korkup çekindiler. Bu yüzden bir süre öğle yemeklerini evinde yedi. Ama hastalığı anlattıkça çalışma arkadaşlarının kaygıları yavaş yavaş kayboldu.

    KIZI VE EŞİ ÖLDÜ

    Dört yaşına gelen kızı Özgül virüsü kanında taşıdığı halde henüz hastalık belirtileri göstermiyordu. Ancak öksürüğü nedeniyle götürüldüğü hastanede yapılan penisilin iğnesine gösterdiği aşırı reaksiyon Demirer Ailesi’ni kızlarından ayırdı. Küçük kızın ölümü üzerine eşi hayata küstü ve tedavisini kesti.

    Selahattin Demirer, yaklaşık 2.5 yıldır çalıştığı hastaneden, yeni gelen genel cerrahın girişimiyle, çıkarıldı. Onca zaman diğer personelle barış içinde çalışırken hem de bir doktor, Demirer'in yaşamını bir kez daha altüst etti. Umudunu, yaşama arzusunu kaybeden eşi, o işten çıkarıldıktan 10 gün sonra mücadeleye geri döndü. Tedaviye tekrar başlamak istedi. Ankara'ya hastaneye gittikten birkaç saat sonra yaşama veda etti. Demirer intiharı o zaman düşündü. Psikolojik yardım alarak bunun da üstesinden geldi. Bir yıl işsiz kaldı. Tekrar Sağlık Bakanlığı'na başvurdu. Bulaşıcı Hastalıklar Dairesi'nden, hastalığının sosyal ortamlarla bulaşmayacağına, çalışmanın risk oluşturmayacağına yönelik rapor aldı. Aynı hastaneye görevine geri döndü. Halá Ortaköy Devlet Hastanesi santralinde çalışıyor.

    ONUNLA EVLENMEK İÇİN KAÇTI

    Demirer üç yıl yalnız yaşadı. Tek başıma mücadele etti. Derken bir televizyon programında onu gören İstanbul'da yaşayan hemşehrisi H. ona çalıştığı hastanede ulaştı. Telefon konuşmalarındaki hal hatır sormaları kısa zamanda dostluğa dönüştü. Demirer'in İstanbul'a gelişlerinde buluşup, görüştüler. Demirer bir gün telefonda, ‘‘Hastalığım olmasa sana iki kelime söylerdim’’ diyerek evlenme teklif etti: ‘‘Ama bana cevap vermeden önce AIDS Savaşım Derneği'nden ve Hacettepe Tıp Fakültesi İnfeksiyon Kliniği'nden bilgi al.’’ H. uzmanlarla konuştu ve iyi bir korunmayla hastalığın bulaşmayacağını öğrendi. H.'nin ailesi kesinlikle ‘‘hayır’’ deyince tek çare kaldı: Kaçmak. H. İstanbul'dan, Demirer de Ortaköy'den Ankara'ya geldi, evlendiler. Cinsel yolla bulaşan hastalıktan prezervatifle korunuyorlar. Mutlu bir yaşamları var. Her ihtimale karşı H.'ye zaman zaman test yapılıyor. H. eşine çok iyi bakıyor. Gururla, ‘‘Üç yıldır baş ağrısı bile çekmiyor’’ diyor. ‘‘Aslında ilk 2-3 ay tereddüt içindeydik. Sonra alıştık. Beni hiçbir zaman zor durumda bırakmadı eşim. Beni korumak için o kadar ince düşünceleri var ki. Saygısı, sevgisi beni çok mutlu ediyor.’’ Yeniden evlenmek hayata bakışını değiştirmiş. ‘‘Artık ileriye dönük iyi hislerim var. Kimbilir tıp izin verirse belki ilerde çocuk sahibi de olabiliriz’’ diyor.

    ONUN HASTA OLDUĞUNU ÇOKTAN UNuttuk

    Üçler Keleş

    (İdari İşler Bürosu'nda işçi )

    Selahattin Bey ile 1.5 yıldır yan yana odalarda çalışı-yoruz. 1997'den beri de tanıyo-rum. İlk öğrendiğimde korktum, uzak durmaya çalıştım.. Daha sonra anlattıklarını dinledik, yazdığı kitabı okuduk. Şimdi aynı ortamda çalışmak kesinlikle bizi rahatsız etmiyor. Hasta olduğunu unuttuk. Normal, bizim gibi bir arkadaş. Aklımızda hiçbir şüphe de yok. Birlikte geziyoruz, pikniğe gidiyoruz.

    Abdurrahman Solak

    (Kahveci)

    Aynı köyün çocuğuyuz. Hastalığını öğrendiğimde üzüldüm. Bu sosyal ilişkiyle bulaşan bir hastalık değil. İki türlü (kan ve cinsel ilişki) bulaşıyor. Ama farklı düşünenler, mesela kahveye alınmasını istemeyenler oldu tabii. Ancak bu sorunları kendi aştı. Bilinciyle yendi. Aynı masada oturuyor, oyun oynuyoruz. Hastalığını çoktan unuttuk, aklımıza bile gelmiyor.

    Mustafa Meşe

    (Market sahibi)

    2000 yılından beri tanıyorum. Buradan alış veriş yapıyor. Hastalığın nasıl bulaştığını bildiğim için korkmadım. Hastalara yardımcı olmamız gerekiyor. Biz onu dışlasaydık bunalıma girerdi.

    Dr. Atilla Çifti

    (Başhekim)

    Selahattin Bey, düzenli kontrollerini yaptırıyor. Bilinçli ve çevresini koruyor. Aile yaşantısıyla da örnek bir insan. Çözüm HIV (+) olanları dışlamak değil, topluma kazandırmak. Santralde çalışmasının nedeni de onu izole etmek değil. Gelen telefonlara son derece düzgün bir dille yanıt veriyor. Bu işi iyi yapabiliyor, yol yordam biliyor. Ayrıca nispeten daha rahat bir iş. Çok fazla yorulmuyor.

    Levent Çekiç ve Mustafa Toprak

    (Müdür Yardımcıları)

    Selahattin Bey hastanede çalışmaya başlayınca ilk biz odamıza kabul ettik. Yanyana masalarda çalıştık. Aslında başlagıçta çekindik. Hastalığı bize anlattı. Aynı tabaktan yemek yedik, aynı bardaktan çay içtik. Elimizden gelen yardımı ve desteği gösterdik. Hastalığı bilerek kabul ettik. O zamanlar bayağı tepki görüyordu. Biz de dışlasaydık ne olurdu?
    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı