Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kriz yönetimsizliği

Mümtaz SOYSAL

Önceki gün, Akdeniz Üniversitesi'nin konferans salonu öğrencilerle tıka basa doluydu. Fransa'nın Auvergne Üniversitesi'nden Antalya'ya gelen anayasa hukukçularıyla birlikte yine ‘‘başkanlık sistemi’’ tartışıldı. Yani, son ayların Türkiyesi'nde hep tartışılan, sorun değilken sorunlaştırılan konu.

Parlamenter sistemin işleyişinden ve özellikle temel organı olan parlamentodan yakınan çok. Ama acaba çözüm bir sistemden öbürüne sıçramak mı? Daha doğrusu, bir sistem işlemiyorsa, başka bir sisteme sıçramadan önce, işlemeyenin niçin işlemediğini, aksamaların nerede olduğunu, düzeltilip düzeltilemeyeceğini araştırmak daha doğru değil mi?

Fransız konuklar, Güney Amerika'nın bilinen örnekleri dışında, Afrika'dan ve Beyaz Rusya'dan yeni örnekler vererek, Amerika Birleşik Devletleri'ne özgü koşullar dışında sistemi pek başarılı bulmadıklarını söylüyorlar.

‘‘Yarı-başkanlık’’ denen karma sistemde de durum farklı değil. Parlamenter sistemin özünü oluşturan ‘‘meclis çoğunluğuna dayalı hükümet’’ ilkesini saklı tutup cumhurbaşkanını genel oyla doğrudan doğruya halka seçtirdiniz mi, olağanüstü güç kazanmasını önleyemiyorsunuz. Özellikle de onu dengeleyecek karşı-ağırlıklar yoksa ya da hafif kalıyorsa.

Fransa, Avusturya, Finlandiya, İzlanda ve Portekiz gibi aynı sistemi uygulayan demokrasilerde bile, ikisi de aynı derecede güçlü olan, ama farklı siyasal eğilimleri temsil eden bir cumhurbaşkanıyla bir başbakan yan yana bulunursa zaman zaman tıkanıklık ve kriz yaşandığı oluyor.

Oysa, parlamenter sistemin cumhurbaşkanı, kriz kaynağı olmak şöyle dursun, tam tersine, partiler üstü konumuyla ve sahip olduğu yetkiler sayesinde tıkanıklıkları giderip krizleri önleyebilme, gerektiğinde hakem gibi davranabilme durumunda. Halk tarafından seçilmesi, onu ‘‘hakem’’likten çıkarıp ‘‘hâkim’’ durumuna getiriyor.

Sistemden sisteme sıçramadan önce yürürlükteki sistemde düzeltilebilecek, daha iyi işletilebilecek unsurların bulunup bulunmadığına bakmak açısından da, Türkiye'de yeterince çaba gösterildiğini söylemek zordur.

Krizleri çözmede Cumhurbaşkanı'nın sistem içindeki yerinden yararlanma bakımından da öyle.

Yararı hâlâ herkesce benimsenmemiş bir ‘‘erken seçim’’ kararı yüzünden ortaya çıkan acayiplikler, dolayısıyla da aynı şey. Geçirilen tereddütlerde ve şu günlerdeki ‘‘Aralıkta seçim’’ dalgalanmasında da, Cumhurbaşkanı'nın düğüm çözücü ve yol gösterici bir rol oynadığı söylenemez. Aksine, ‘‘Denizler durulmaz dalgalanmadan!’’ yaklaşımı yahut ‘‘İyice dalgalansın da sistem değişikliği gereğini herkes anlasın!’’ yaklaşımı burada da söz konusu.

Krizlerin yönetimsizliği biraz bundan galiba.

Antalya tartışmalarında ortaya çıkan bir nokta daha var: Fransa'ya 1958 ve 1962 aşamalarıyla yarı-başkanlık sistemini getiren General de Gaulle, daha önceki sistemin iflasında sorumluluğu olmayan, hatta onu kıyasıya eleştiren kişiydi.

Türkiye'de yaşanan durumun tuhaflığı ise, son otuz küsur yıl boyunca parlamenter sistemin başarısızlığında başlıca rolü oynamış olanların, şimdi de o sistemin değiştirilmesini istemekte öne çıkmış olmalarıdır.



X
YAZARIN DİĞER YAZILARI