Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kriz müziği fena vurdu

Lale Barçın İMER

Ülkemizde yaşanan ekonomik krizin en fazla vurduğu alanlardan biri kuşkusuz zaten zor ayakta duran müzik sektörü oldu. İnsanların alım gücünün azaldığı bir ülkede müzik yapımlarına olan ilgi de azalacaktır kuşkusuz. Bunu doğrulayan MÜYAP Başkanı Şahin Özer, krizin sektörü yüzde 70 oranında etkilediğini söyledi. Özer, büyük şirketlerin bile zora girdiği ortamda birçok firmanın dükkanı kapadığını vurguladı. ‘‘Unkapanı’’nda herhalde beş altı şirket ayakta kalabilecek'' diyen Özer, ‘‘Yapımcı olarak bugün bir prodüksiyona girerken 50 bin defa düşünüyorum’’ diyor. Gördüğünüz gibi durum vahim. Büyük şirketlerin bu duruma sevindiklerini sanmıyorum, çünkü küçük esnafın yok olduğu bir sistemde büyüklerin de er ya geç aynı kaderi paylaşmaları kaçınılmaz. Satışlara gelince... Pek çok iddialı isim yeni çalışmasıyla hayalkırıklığı yaşarken, satanlar kim sorusuna çarşıdan şu yanıt geliyor: Yaşar, Sezen Aksu, Teoman, biraz Muazzez Ersoy, Atilla Taş.

Müzik basitse çevre de basit

Geçtiğimiz yılı hatırladığımızda müzik dünyasındaki sanatsal olaylardan çok sansasyonlar akla geliyor. Sanatçı kavramının çarptırıldığı, iyi kötü müziğin birbirine girdiği karmaşık bir ortamın yaşandığı 1998'de ‘‘sanatçılar’’ın sık sık polisle başı derde girmişti. Bu durum korkarım ki 1999'a da sarkacak gibi görünüyor. Peki kim bu sanatçılar? Genelde basit ve kötü müzik yapanlar, müzik sanatından bihaber olanlar, kolay yoldan para kazananlar, yaptıkları iş konusunda asla kafa patlatmayanlar. İki göbek atıp, bir iki basit melodi yakalayıp adı besteci konulan basit müziklerin ucuz kahramanları. Siz hiç ‘‘kaliteli’’ müzik yapan, ‘‘adam’’ gibi müzisyenlerin çete bağlantıları ya da karanlık ilişkilerle gündeme geldiğini duydunuz mu? Yaptığın işin kalitesi çevreni de belirliyor çünkü.

O ve Z Hikayesi

1999'un henüz ilk ayındayken kaliteli albümlerle tanışmak insanı mutlu ediyor. Onlardan biri kısa süre önce elime geçti... İyi düşünülmüş, iyi hazırlanmış, ‘‘zeki’’ bir albüm... Gerçi böyle bir dönemde ne kadar satacağı belli değil ama umutlu olmak gerek. Sonuçta şu sıralar en çok satan albümlerden biri Teoman'mış, Unkapanı'ndan aldığım bilgilere göre.

Diğer pek çok ‘‘iddialı’’ görünen ticari albümlere göre onun önde olması umut verici değil mi? Belki diyorum çark tersine döner ve insanlar artık müziğe ayırdıkları küçük bütçeleri daha iyi yapıtlara yatırırlar. Bu hafta tanıtmak istediğim albüme gelince...

Farklı ve ilginç bir şey dinlemek istiyorsanız size hiç düşünmeden Ünlü'ün yeni albümü ‘‘O ve Z Hikayesi’’ni tavsiye ederim. Almanya'da yaşayan Tayfun ve Mehmet Ünlü ile Alman müzisyen Sven Stichter'den oluşan topluluğu, ilk olarak Estarabim'in yorumuyla tanımıştık. O günden bugüne köprünün altından çok sular aktı ve topluluk kendini aşan bir albümle karşımıza çıktı. Albümün adını okuduğumda bir anlam veremedim ve dinlemeye başladım. İlk şarkı, ikinci, üçüncü, dördüncü, dörtte dört, yani dördü de mükemmel. Devam ettik. Devamı da iyi. Sonunda baktım 12 parçaya gerçekten söyleyecek fazla bir şey yok.

Topluluk rocktan uzaklaşmamış, ama biraz daha sertleşmişler, ancak bu sert tarzlarını otantik motiflerle, daha farklı, hatta zaman zaman tasavvuf müziğini andıran temalarla donatmışlar. Udla ney, sert gitar ritimleri arasına ince bir işçilikle dokunmuş.

Kuşkusuz bu işte aranjör Cihan Sezer'in payı büyük. Çözmesi zor olan ‘‘O ve Z Hikayesi’’, ‘‘Söyle Neler Oldu?’’ ‘‘Ses Tiryakisi’’, ‘‘Korkma’’, ‘‘O.N.I.İ.’’ (One Night In İstanbul), ‘‘Hiç Bir Şey Sorma’’ ve ‘‘Adım Adım’’ beğendiğim parçalar, ama emin olun tereddütsüz alın dediğim albümde herkes ‘‘kendi şarkısını’’ bulacak.

Üzerinde düşünülmesi gereken çok sıkı bir albüm. Tebrikler Ünlü!

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI