"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

Koymak

Kimisi “Türkçemizin azizliği” der, ama bence dilimizde bir şey yok.

Algılayışımız azizse dilcağız ne yapsın.
İlahi babam hassas bir adamdı (artık bunu milletçe öğrendik zaten, yazmalara doyamadım hayret bir şey)... Ama her konuda hassastı, her konuda.
Görgü kuralları, terbiye, saygı filan hele, Allah biliyor, gerçekten insanı delirtebilirdi.
Bazen de çok ileriye gider, insanın ciddiyetini bozar, dalga geçilesi hale getirirdi olayı; ama dalgayı bir tek kendi geçebilirdi o da ayrı.
Tam çok ciddi dediğimiz yerde kendisinin yaptığı azizlikler ise, anlatsam, tutarsızlığın böylesi denilecek cinstendi.
Babam cinsti.
Bir dönem, ki o dönem tam da Zeki Alasya-Metin Akpınar’ın “Yasaklar” müzikali dönemiydi, babam da cinsliklerine Türkçe kelimelerin olası “şey tarafından” anlaşılabilme haline hassasiyet geliştirmişti.
Aslında bunu cidden mi yapıyordu, yoksa bizimle dalga mı geçiyordu inanın şu an emin değilim.
Velhasıl babam bir sabah uyandı ve “koymak” kelimesine taktı.
Koymak kelimesi her türlü yanlış anlamaya izin verebileceği için, kullanmamızı yasakladı. Kuralı “koydu” ya, sıkıysa kullan.
Allah’ım ama işte felaketin kendisi de bu zaten. Birisi sana bir şeyi yasaklasın, inadına her cümlede kesin 10 tane birden kullanasın geliyor.
Ağzımız yamuldu o kelimeyi kullanmayacağız diye.
Allah için, kelime dağarcığımız genişledi bu sayede, o ayrı.
O zaman kardeşim 5 yaşında filandı, akşam yemeğindeyiz, gayet olağan bir şekilde anneme “Anne bana da salata koyar mısın?” dedi çocuk ve dediği gibi kocaman gözlerini babama çevirdi, babamdan bakışı şak yedi. Çocuk işte, eli ayağına dolandı ve acilen durumu kurtarmak için hemen anneme döndü ve “Özür dilerim Anne, salatayı tabağıma üstten bırakır mısın?” dedi ve ben güldüm tabii! Güldüm ve hapı yuttum.
Yıllarca bu hatıramızı anlattık durduk. Hâlâ salata tabağıma üstten bırakılsın isterim ben. Kendim söyler, kendim gülerim.
Fakat gariplikler kesinlikle genetik ve kalıtımsal. Mış.
Kızım, gündelik hayatı ıngilizce ağırlıklı olduğundan ve fakat bizim yoğun çabamızla Türkçe konuşmaya çalıştığından, bazen ıngilizce-Türkçe arasında bocalama yaşayıp ne dediğini şaşırıyor.
Geçen hafta bana “Anne makyaj koydun mu?” deyince, çocuğa yakıcı bir bakış atıp “Koymak kelimesini öyle uluorta kullanma, çok ayıp anlamları da var vesaire” diye olmadık bir nutuk atarken yakaladım kendimi.
Hatta hatta, çocuk şaşkınlık içinde “Annecim çok pardon, bilmiyordum, yüzüne resim yaptın mı demek istedim?” dedi.
ıyice beter oldum.
Hayat ve tarih...
Tekerrürden ibaret (mi) yani.
Yonca
“koma”

Bavulumun içi

Yalıkavak’tan Dubai’ye dönerken bavulumda bunlar mutlaka var:
* Bodrum mandalinalarım: Ya balığa kullandım, ya cin tonik yaptım. Bu sene erken tükettim, yaslardayım!
* Simit: Buzlukta saklıyoruz, sabahları ısıtıp yiyoruz. Gelen giden getiriyor bir de ama, bu ara tek bir tane kalmadı. Hepsini yedik fenayız, dolabın dibine düşen susamları kokluyoruz!
* Pazardan aldığım çerezler, baharatlar: Hâlâ duruyorlar... çok şükür.
* Barbunya: Kilolarca aldık, ayıkladık, torbaladık. Dondurduk. Kış boyunca en çok barbunyaya hasret kalıyoruz. Ama nasıl bir açlıkla saldırdıysak, birinci ayın sonunda hepsini pişirdik bitti. Barbunya sayıklıyoruz!
* Bahçemizdeki ağaçlarımızdan toplama zeytinlerimiz: Onları da nasıl güzel yaptım ve yedik bitti. Bu yazı iple çekmekteyim.
* Son çıkan tüm kitap ve CD’ler: Hepsi okundu, dinlendi.
Ay yani şu an yaza kadar olan mevsimlerin bizim için en zor kısmı geldi.
Erzak yok. Hasret var.
Yaza vakit çok.
Ya sabır.
Of!
Yonca
“Allah doyursun”
X