Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kötü yönetici patron için kötü referanstır

Bir genel yayın yönetmeni fena yakalandı. (Telefon konuşmalarının gizlice dinlenmesi ve kaydedilmesi ve bunun yayınlanması iğrenç bir şey bu arada.)Türkiye’de resmî savunma yöntemi olan ‘iş üstünde bile yakalansan inkâr et, hatta zeytinyağ gibi üste çık, bir de utanmadan mağduru oyna’ yoluna gitmedi. Amerikan filmlerindeki ‘to plead guilty’ yöntemini seçti, yani suçu kabul etti ve savunmasını bunun üzerine kurdu.

Ama bu noktada da Türklüğü ağır bastı, ‘Tamam ben yaptım ama herkes yapıyor zaten’ dedi. (Sokakta adama ‘yolsuzluk yapmışlar’ diyorsun ‘kim yapmıyor ki’ diyor. Suçu yaygınlaştırarak hafifletmek bizim gibi ilkel toplumlarda çok görülür. Ama ‘bal tutan parmağını yalar’ mantığında bir atasözü kaç dilde var, bilmiyorum. Böyle bir toplumda rüşvetle, yolsuzlukla, hırsızlıkla, arsızlıkla ne yazık ki başa çıkamazsınız.)
Beni günah keçisi yaptılar, diyor. Bu da doğru. Ama kural budur, kim yakalanırsa suçun bedelini o öder.
Tamam bu genel yayın yönetmeninin yaptığı, gazetecilik mesleğine ihanettir. Bağıralım, istifaya çağıralım, ama şunu da unutmayalım:
Hiç kimse, sadece iyi bir gazeteci olduğu için / çok zeki veya bilgili olduğu için / çok başarılı veya becerikli olduğu için... hasılı sadece bireysel yetenek / beceri / başarısıyla genel yayın yönetmeni olmaz. Olamaz.
Kimsenin bu meslekte sadece gazetecilikle ‘bir yerlere’ gelemediği gibi.
Ama durun... Bu olay bu yazı için sadece bir vesile, genel yayın yönetmenliği sadece bir örnek.
Söz konusu gazeteciyi ve genel yayın yönetmenliği makamını unutalım, konuyu ‘yönetici’ diye genelleyelim.
Mutlaka her yönetici, karakteri veya karaktersizliğiyle, yetenekleri veya yeteneksizlikleriyle, başarıları veya başarısızlıklarıyla, yaptığı iyi işler veya pisliklerle, belli merhalelerden geçerek bir noktaya gelmiştir. (Gerçi Türkiye’de paraşütle yönetici de olunuyor ama, istisnalar kaideyi bozmaz.)
Daha önce ne mal olduğu ortadadır. Pisliğin biriyse eğer, birileri bu pisliği elinden tutup tepeye kadar yükseltmiştir. Diğer birileri de desteklemiş, beraber hareket etmiş, hasılı suçsa beraber suç, kabahatse beraber kabahat işlemiştir. Özetle, bu bir ‘çete suçu’dur. (Şimdi çok moda, malum.)
Bu çeteyi kim kurmuştur, beyni kimdir, üyeleri kimlerdir diye bakmadan, yakaladığınız suçluyu ipe çekseniz ne fayda.
Kimin, kimlerin eseridir? Arkasında kim vardır? Suç ortakları kimlerdir? Daha önce kiminle aynı kaba işemiştir?
Bugün onun aleyhinde tanıklık edenler, bugün ‘as as as!’ diye tempo tutanlarla dün ne gibi çıkar ilişkileri olmuştur?
Şirketlerdeki - ne yazık ki yöneticilik koltuklarında giderek yaygınlaşan - pislikler için de aynı soruları sormak gerekir.
Bu pislikleri şirketin başına saran, bunları kullanan kimdir?
Is fecit cui protest, der Seneca.
Suç kimin işine yarıyorsa asıl suçlu odur.

*

Ben karikatürleştirmek için ‘suç’ ve ‘çete’ üzerinden gittim ama aynı mantık ve muhakemeyi ‘kötü yönetim’ için de yürütmek gerekir. Yönetici başarısız ve/veya kötü ise, tabii daha da vahimi bir ‘pislik’ ise, o yöneticiyi o göreve getirenin, o görevde tutanın, o yöneticiyi yönetenin hatada, kabahatte ve başarısızlıkta hiç mi payı yoktur? Kötü yönetici patron için çok kötü bir referanstır.

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI