Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kosova'da yeni hafta

Hadi ULUENGİN

Dün bu satırların yazıldığı saatlerde karar henüz resmen açıklanmamıştı ama ABD, Rusya, Fransa, İngiltere, Almanya ve İtalya'dan oluşan ‘Uluslararası Temas Grubu’ çatısı altında ve hafta başından beri Paris'te devam eden ikinci tur Kosova görüşmelerinin Sırplara son bir şans daha tanımak için önümüzdeki çarşamba gününe kadar uzatılması hemen hemen kesinleşmişti.

Çetnikbaşı Slobodan Miloseviç yukarıdaki şansı kullanacak mı?

Şu anki manzaraya bakılırsa, hayır!

* * *

HAYIR, çünkü tüm diplomatik baskılara rağmen Kosova'ya kısmi özerklik veren ve ana hattı bir ay önce belli olan anlaşmayı Belgrad'ın imzalamaması; Arnavutların perşembe günü onayladığı bu metnin aynı başkent delegasyonu tarafından ‘sahte’ olarak nitelenmesi; ‘şantaja boyun eğilmeyecektir’ türünde yüksek perdeden bir duyuru yapan Yugoslav hükümetinin NATO operasyonlarının engellenmesi için BM ve AGİT'e acil başvuruda bulunması ve nihayet, otuz bin civarındaki Sırp askerinin Makedonya'yla sınır bölge de dahil bütün Kosova topraklarına konuçlandırılması, Miloseviç'in geri adım atmaya niyetli olmadığı ve işi ‘ısıtmaya’ hazırlandığı yönündeki emareleri güçlendiriyor.

Peki, bu ‘ısınma’ derecesi nereye kadar yükselecek? Bahar huzmeleriyle eriyen ilk karların şimdi deli akıttığı Drina ırmağında sular kaynayacak mı?

Başka bir deyişle, Slobodan Miloseviç Paris'te barış anlaşmasını imzalamazsa Balkan'da savaş patırtısı kopacak mı ?

Uluslarası camia NATO aracılığıyla Çetnikbaşı'na balyoz indirecek mi?

* * *

PARİS görüşmelerinin tıkanmasından sonra ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright'in önceki gün Sırpları açık askeri müdahaleyle tehdit etmesine ve aynı uyarının Brüksel'deki Kuzey Atlantik Paktı Sekretaryası'ndan da gelmesine rağmen yukarıdaki soruya kesin bir ‘evet’ cevabı vermek kolay değil.

Değil, zira her şeyden önce, velev ki NATO şemsiyesi altında gerçekleşsin, Belgrad'a yönelik bir ‘cezai harekat’a özünde ‘büyük patron’ Washington karar verecek. Böyle bir operasyon ise ilk aşamada hava akınlarıyla uygulanacak.

Ancak, zaten kendi aralarında hemfikir olmayan Avrupalı müttefikler uçak ve füzelerle sınırlı bir eylemin Miloseviç'i geri adım attırmaya yetmeyeceği ve mutlaka kara kuvvetlerine de ihtiyaç duyulacağı kanaatini taşıyorlar.

Bu durumda da Birleşik Devletler ordusunun fiili mevcudiyetini istiyorlar.

Oysa, Clinton söz konusu AB yaklaşımına sıcak baksa bile Amerikan Kongresi ‘cerrahi müdahale’nin ötesine taşarak ‘boy’ları Balkan'a yollamaya yanaşmıyor.

Dolayısıyla, Başkan'ın dün Kongre'de yaptığı konuşmada sağlayacağı ikna oranı Çetnik haydutların ‘cezalandırılma’ oranını da belirleyeceğe benziyor.

Diğer taraftan, bir yandan Rusya'nın en ufak müdahaleyi reddeden tutumu, öte yandan Avrupa ülkeleri içinde özellikle Almanya ve İtalya'nın bin bir dereden su getirerek hava harekatını bile mümkün mertebe erteletmek yaklaşımı Slobodan Miloseviç'e hálá marj imkanı sağlıyor.

O Miloseviç ki, artık tıpkı Saddam Hüseyin gibi bir ‘uluslarası parya’ya dönüştüğünden şimdi hem Bağdatlı Harami'nin malum yöntemine başvurarak Kosova'daki BM gözlemcilerini rehin almaya yelteniyor, hem de tükürdüğünü yaladığı takdirde bunu kendi kamuoyuna kabul ettirmek için ya en son anı, ya da tepesine iki üç bombanın düşmesini bekliyor. Hatta bunu gizli gizli istiyor.

Her halükarda, çarşambaya kadar Sırbistan'a son mühlet tanınması; Belgrad o tarihte anlaşmayı imzalamadığı takdirde de ilk NATO harekatının sınırlı bir hava operasyonunun ötesine taşmaması en yakın ihtimal olarak şekilleniyor.

Önümüzdeki hafta Kosova ve Balkan'a her zamankinden dikkatli bakmak gerekiyor.



X